Galiba ignazio sılone kitaplarını bidaha okumayacağım
:( çünkü ; bu ikinci kitabını okuyuşum ve çok ağır aksak giden bir dili var yazarın..............Ignazio Silone
2020 uğurlu bir yıl mı olacak acaba? Keşke... Fakat bu yıl okuduğum kitaplarımın hepsi beni çok etkiledi, hepsini çok beğendim ve Fontamara da onlardan biri oldu. Yine çok bilinmeyen bir halde duruyor bu sitede, sadece 73 okunması var. Daha fazla kişiye ulaşmasını dilerim, çünkü hakediyor.
Duce Mussolini' nin Hitler ile birlikte dünya üzerinde halay çektiği yılların kara mizahı kitap. Ne Duce ama, batsın diyor insan içten de bir küfür savurarak. Faşizmin ayak sesleri altında yaşayan Italya'da yoksul bir köy Fontamara. Zulüm yılları, haksızlıklar, kayırma, rüşvet ve elbette korku odaklı yönetimin perişan ettiği halkın çektiklerini yansıtırken, arka planda da Faşizmi lanetliyor Ignazio Silone.
Ve bir önemli nokta da, kitabı ülkemizin mahzun aydını, kıymetlisi ve hazin sonuyla beni hep derinden etkileyen Sabahattin Ali'nin çevirmiş olması. Muhteşem bir çeviri, harika bir kalem ve cesurca bir başkaldırmaya şahit olmak için okunması gerek. Tavsiye ederim.
FontamaraIgnazio Silone · Evrensel Basım Yayın · 2003403 okunma
“türkü yine o türkü sazlarda tel değişti
yumruk yine o yumruk bir varsa el değişti.”
Yukarıdaki sözler, Neyzen Teyfik’in değişmeyen siyasi düzenler için söylediği nüktedan sözler
Dünyanın neresinde olursa olursa olsun halkı yıldırmak, bastırmak ve sonuçta sömürmek üzerine kurulu düzeneği faşizmin sistemidir.
20. Yüzyılın başlarında Güney İtalya’da geçen ve yazarın gençlik döneminde yaşadığı gerçek olaylardan esinlenerek kaleme alınmış bu romanda da bir sömürü hikayesi anlatılır.
Köylüler cahildir sömürülmeye yatkındır. Kanunları şehirliler yapar, köylüler kanunlardan Allah gibi korkar anlayışının yaygınlığını anlatan ve çevremizde de buna benzer duyguların yaşandığı hüzünlü bir roman.
Aydınlanmacı yazarımız Sabahattin Ali’nin akıcı üslubu ile bir solukta okunan, okuyucunun yaşadığı hayatı sorgulamasına kıvılcımlar saçan bir roman.
FontamaraIgnazio Silone · Evrensel Basım Yayın · 2003403 okunma
Fontamara, İtalya’nın yoksul ve tenha bir köyünde yaşamlarını doğayla mücadele ederek sürdüren köylülerin hikâyesini anlatıyor. Devlet, köylülerin hiçbir ihtiyacını umursamasa da faşist rejimin memurları, faturaların ödenme zamanı geldiğinde ellerinde faturalarla kapılarını çalıyor. Köylüler için bu resmi evraklar, değersiz kâğıt parçalarından ibaret olsa da üst üste gelen ve bir türlü ödenmeyen faturalar yüzünden köydeki elektrik ve su kesiliyor. Sorunu çözmek için şehre gitmeye karar veriyorlar. Bu yolculuk, şehir ve sistemin tuhaflıklarına açılan yepyeni bir kapı oluyor onlar için.
Zorlu yaşamları, otoriter rejimleri, sistem içinde sıkışmış insanları anlatan realist hikâyeleri okumayı seven okurların keyif alacağı güzel bir roman.
FontamaraIgnazio Silone · Evrensel Basım Yayın · 2003403 okunma
1930 yıllar'a doğru yol alıyoruz bu defa.Gittiğimiz yer ise İtalya'nın küçük ve fakir köyü. Burada neler oluyor, bu insanlar niçin bu kadar fakirler bütün soruların cevabını almaya hazır mısınız? Buyrun!...
Sebepsiz değil elbette hiç birisi...Bir topluluğu oluşturan bireylerdir bu bireyleri tek tek tanıtmak isterdim fakat mümkün değil malesef.Topluluk olarak ele almak gerekirse,bu topluluğun en büyük düşmanı ve engeli "Korku"...
Önlerinde ki bu engel o kadar büyük bir yer kaplıyor ki bu duygularını yenemedikleri için evlerindeyken gece kiliseden gelen seslere kafalarını uzatıp bakamıyorlar bile...Sabah öğreniyorlar neler olduğunu...
Köylüleri bu derece esir almış bu duyguyu yapanlar tabii çıkar düşkünü,sadece kendi menfaatleri uğruna köylülerin canlarını hiçe sayan bir takım kalbur üstü insanlar...
Faşistler....Topraklarına toprak katmak için okuma,yazması olmayan cahil topluluğu istedikleri gibi kandırabiliyorlar.Sonuçta elde ne su kalıyor,ne elektrik...
Ay ışığı ile aydınlanmak zorunda kalan bu topluluk suları da ellerinden gidince tek yaptıkları tanrıya dua etmek. Kendi elleriyle imzaları karşılığında kullanma izni verilen suların artık kendilerine faydalarının olmadığını anlayınca suyu tanrıdan istiyorlar. Çünkü Tanrı,yaratandır. Göğü,yeri her yeri yaratandır...
Ara da sırada köyde çıkartılan harp ile köylülere verilen korku duygusunu daha da sağlamlaştırıyorlar.Dediğimizi yapın yoksa sonuç böyle olur der gibi....
Köyde bulunan bir adalet düzeni var fakat bu düzen köylüleri korumak için değil,toprak sahiplerinin topraklarına toprak katmak adına oluşturulmuş bir sistem...
Olan köylülere oluyor tabi...
1943 yılında Sebahattin Ali kazandırmış dilimize.Fakir Baykurtun çok sevdiği bir eser olan bu kitap toplumcu-gerçekçi akımına en büyük kanıt olduğunu