Atasözleri… çocukken duyardım, büyüklerin bilge sözleri diye kafamda kutsallaştırırdım. Sonra büyüdüm, bazılarına güldüm, bazılarına ama bu hiç de mantıklı değil dedim. Sonra Başar Başarır’ın Fukaranın Ahı şahane atasözleri defterim elime geçti. Meğer ben bugüne kadar atasözlerini ya fazla ciddiye ya da fazla hafife almışım.
Bu kitap, öyle klasör klasör atasözü listesi değil. Bildiğin defter; içinde sayfalarca kendi notları, dilin köşesinden tutup çekiştirmeler, araya sıkıştırılmış anılar… Bazen pul koleksiyonu yapar gibi atasözü biriktirmiş bu adam dedim, bazen de şarap mahzeninde yıllandırır gibi saklamış bunları.
Kitabı okumaya başladıktan sonra, her sözün arkasında bir kapı açıldı; kimi kapıdan Brueghel’in tablolarına çıktım, kimi kapıdan çocukluğuma, kimi kapıdan ise bugün yaşadığımız hayata. Bu kitap, klasörlenmiş, tozlu raflarda bekleyen kutsal sözler değil; bildiğin haylaz bir defter. Başarır, atasözlerini biriktirmiş ama koleksiyoncu gibi değil, sanki eski dostlarla muhabbet eder gibi. Bazısına takılıyor, bazısını ti’ye alıyor, bazısına kadeh kaldırıyor.
Ve evet, bazı sözler hâlâ taş gibi yerinde duruyor, bazıları ise “Hadi canım sen de. ” dedirtiyor. Ama hepsinin masada yeri var; çünkü Başarır masayı öyle bir kurmuş ki, bir tarafta bilgelik, bir tarafta muzırlık, ortada ise kahkaha ile “hmm” dedirten cümleler.
En sevdiğim şey, yazarın atasözlerine taptığı ya da tamamen reddettiği bir yerden konuşmaması. Yer yer dalga geçiyor, yer yer “Bak burada çok ince bir hakikat var” diye kolumdan çekiştiriyor. Arada mizah, arada ufuk açıcı tespitler… hatta bazı sayfalarda, atasözü bahanesiyle bambaşka bir hikâyeye dalıveriyoruz.
Kısacası, bu kitapla birlikte atasözleri artık mutfakta buzdolabının kapısına asılı, kenarı sararmış kartlar değil; canlı, tartışmaya açık,