·
Okunma
·
Beğeni
·
663
Gösterim
Adı:
Gece Ağacı
Baskı tarihi:
1954
Sayfa sayısı:
122
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Varlık Yayınları
Baskılar:
Gece Ağacı
Gece Ağacı
Yüksek ölçelerinin mermer holde çıkardığı sesler ona bir bardağın kıyılarına çarptıkça çın çın öten buz taneciklerini hatırlattı; sonra o çiçekler, kapının yanındaki ayaklı vazoda duran güz kasımpatları takıldı gözüne; onlara şöyle bir dokunacak olsa hepsi dökülecek, cam gibi kılılacak, tuzla buz olacaktık, buna emindi; donmuştu o çiçekler; ama ev ılıktı, ne ılığı, sıcaktı bile; gene de soğuktu, Sylvia titredi; gene de soğuktu, katibenin yüzündeki karlı tepeler kadar soğuktu: Miss Mozart tepeden tırnağa beyazlar giyiniyordu, sanki bir hastabakıcıydı. Kim bilir belki de gerçekten bir hastabakıcıydı; hem o zaman her şey açıklanmış olurdu.
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
İnsanı en çok üzen de buydu işte, hayat ilerleyişine devam ediyordu. Bir kimse sevgilisini yitirdi mi, her şey duruvermeliydi onun için: sonra yeryüzünde bir insan yok olunca, gene durmalıydı her şey, dünya durmalıydı: ama durmuyordu. Birçok kimsenin sabahları yataktan kalkmasının gerçek nedeni de buydu: hayatın akışına bir etkileri olacağından değil, kalkmamalarının hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini bildiklerinden kalkıyorlardı.
Birden gözlerini kapadı; yukarı doğru çekil­diğini hissetmişti, tıpkı denizin yemyeşil de­rinliklerinden suyun yüzeyine doğru yükselen bir dalgıç gibi. Korku ya da büyük bir üzüntü sırasında, aklın durup beklediği anlar olur; dü­şüncelerle örülü bir sessizlik içinde, bir sırra erecekmişçesine bir bekleyiş; uykuya benzer, olağanüstü bir boşalmaya, ruhun vücuttan ay­nlışına benzer; işte o anlarda, sessiz, uzak, kendiliğinden doğup gelen düşünceler gezinir kafada: evet, Miriam adlı bir kızla hiç tanış­mamış olsaydı, ne değişirdi o zaman? Sokakta da böyle korkmamış mıydı? Sonunda, her şey gibi, bunun da bir önemi kalmayacaktı. Çün­kü Miriam'a kaptırdığı tek şey benliğiydi, onu da yeniden ele geçiriyordu; bu odada oturan, kendi yemeklerini kendi pişiren, bir kanaryası olan insanı bulmuştu; güvenebileceği, inançla bağlanabileceği insanı, Mrs. H. T. Miller'i bul­muştu.
"İlk yıldızı görünce ne dilersin?"
"Başka bir yıldız görmeyi," dedi kız. "Çoğu zaman bunu dilerim?" "Ya bu gece?"
Sylvia yere oturdu, başını adamın dizine da­yadı.
"Bu gece düşlerimi geri alabilmeyi diledim"
"Hepimizin dileği o değil mi zaten?" dedi Ore­illy; kızın saçlarını okşadı.
"Peki, sonra ne yapa­caksın? Demek istediğim, düşlerini gen alabi­lirsen, dileğin tutarsa, ne yapacaksın o zaman?"
Sylvia bir an sustu; sonra konuşmaya baş­ladı; gözleri ta uzaklardan bakıyordu.
"Eve gi­derim," dedi yavaşça. "Korkunç bir karar doğ­rusu, çünkü eve gitmekle yıllardır kurduğum bambaşka düşlerden vazgeçmiş olacağım."
Batı'yı bir kar fır­tınası sarıyor; bütün küçük kasabaları beyaza boyayarak, her ışığı sarartarak, ayak seslerini örterek yağıyor; şimdi yağıyor, burada yağıyor; ne de çabuk geldi böyle bu kar fırtınası: dam­lar, boş arsa gözün görebildiği uzaklıklar git­tikçe artan bir beyazlık içindeydi; sanki bem­beyaz kuzular doluşmuştu her yana. Gazeteye baktı, sonra kara baktı. Bütün gün kar yağ­mış olmalıydı. Yeni başlamış olamazdı. Sokaklar tam bir sessizliğe gömülmüştü; boş arsada çocuklar koca bir ateşin çevresine toplanmış­lardı; kara saplanmış bir otomobil ışıklarını ya­kıp söndürüyordu: imdat, imdat! Sessiz bir çağ­rı; tıpkı kederli bir yüreğin çarpışı gibi.
İnsanı en çok üzen de buydu işte, hayat ilerleyişine devam ediyordu. Bir kimse sevgilisini yitirdi mi, her şey duruvermeliydi onun için: sonra yeryüzünde bir insan yok olunca, gene durmalıydı her şey, dünya durmalıydı: ama durmuyordu. Birçok kimsenin sabahları yataktan kalkmasının gerçek nedeni de buydu: hayatın akışına bir etkileri olacağından değil, kalkmamalarının hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini bildiklerinden kalkıyorlardı.
X'i sevip sevmediğini bir türlü bile­mezdi. X'in sevgisini isterdi, ama kendisi se­vemezdi onu, doludizgin sevemezdi. Taş çatla­sa içten davranamazdı X'e; düşüncelerinin arncak yüzde ellisini söyleyebilirdi ona. Buna kar­şılık, X'den tam bir içtenlik beklerdi: Walter her dostluğunun sonunda nasıl olsa alda­tılacağına inanırdı. Korkardı X'den, ödü kopar­dı.
Okuldayken bir şairin şiirini kendisinmiş gibi okul dergisine bastırmıştı; son dizesini bir türlü unutamaz: Bütün yaptıklarımızı korkuy­la yaparız. Sonra öğretmeni bu hırsızlığını ya­kalayınca, bayağı kızmıştı adama; sanki ona büyük bir kötülük etmişlerdi, sanki büyük bir haksızlığa uğramıştı!
... insan herhangi bir arkadaşına kızdığı zaman, düşünceleri­ni açık açık söyleyemezse, neye yarardı o arka­daşlık?
O dedi, sen dedin, onlar dediler, biz dedik, döner dönerdi. Döner dönerdi, tıpkı tavandaki kocaman vantilatör gibi; ağır ağır dönerek ha­vayı canlandırmaya çalışan vantilatör, sessiz­lik içinde saniyeleri sayan bir saatti sanki, tı­kırdayıp duruyordu.
Dinleyin, vantilatör: mırıldanarak dönen tekerlekler: o dedi, sen dedin, onlar dediler, biz dedik, dönüyor, dönüyor, hızlı, yavaş; zaman sonsuz konuşmalar, gevezeliklerle geri geri gitmekte. Yaşlı vantilatör sessizliği yararak dönüyor: ağustosun üçü, üçü, üçü.
...of all things this was the saddest, that life goes on: if one leaves one's lover, life should stop for him, and if one disappears from the world, then the world should stop, too: and it never did. And that was the real reason for most people getting up in the morning: not because it would matter but because it wouldn't.


از همه‌چیز غم‌انگیزتر این بود که زندگی ادامه داشت. اگر معشوقی دنیا را ترک کند زندگی باید برای آن عاشق به پایان برسد... اما هرگز پایانی در کار نبود و دلیل اصلی صبح بلند شدنِ اغلب مردم همین بود؛ بلند می‌شدند نه به خاطر اینکه فرقی می‌کرد، بلکه به این خاطر که فرقی نمی‌کرد.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Gece Ağacı
Baskı tarihi:
1954
Sayfa sayısı:
122
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Varlık Yayınları
Baskılar:
Gece Ağacı
Gece Ağacı
Yüksek ölçelerinin mermer holde çıkardığı sesler ona bir bardağın kıyılarına çarptıkça çın çın öten buz taneciklerini hatırlattı; sonra o çiçekler, kapının yanındaki ayaklı vazoda duran güz kasımpatları takıldı gözüne; onlara şöyle bir dokunacak olsa hepsi dökülecek, cam gibi kılılacak, tuzla buz olacaktık, buna emindi; donmuştu o çiçekler; ama ev ılıktı, ne ılığı, sıcaktı bile; gene de soğuktu, Sylvia titredi; gene de soğuktu, katibenin yüzündeki karlı tepeler kadar soğuktu: Miss Mozart tepeden tırnağa beyazlar giyiniyordu, sanki bir hastabakıcıydı. Kim bilir belki de gerçekten bir hastabakıcıydı; hem o zaman her şey açıklanmış olurdu.

Kitabı okuyanlar 27 okur

  • tuba erdem
  • zertari
  • Nilüfer Z.
  • Atticus Fox

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%11.1 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0