Esenlikler, bugün Ahmet Bican hocanın ilk romanı olan Gülnar eseri ile karşınızdayım. Bu kitabı iki yıl önce listeme, bir Türkolog hanımefendi sayesinde eklemiştim. O bahsedene kadar varlığından bile haberdar değildim.
Eser Taşkent’te gerçekleşecek olan konferansa katılacak olan Türkologların uçak yolculukları ile başlıyor. Bu esnadan itibaren karakterler ile tanışmaya başlıyoruz aslında. Ben pek alana hâkim olmadığımdan ötürü bahsedilen kişilerin hepsini gerçek hayattaki karşılıklarını bulamasam da eğer Türk Dili alanıyla, akademik olarak, ilgiliyseniz hemen hemen tüm kişileri çözersiniz. Örneğin kitaba başlamadan önce Mehmet Eryiğit adlı karakterin aslında Ahmet Bican hoca olduğunu okumuştum :’)
Konu olarak gerek ülkemiz gerekse de Özbekistan topraklarının yaşadığı sıkıntılarla, yaşam mücadelelerini, yaşanılan baskıyı, her gün yeniden doğan kaynak gibi yenilenen idealler ile örülü bir biçimde Oğuz ile Gülnar’ın aşkını okuyoruz. Şunu belirtmemek esere büyük bir haksızlık olur ki başlı başına aşk romanı değil. Yazılanları okuyucuyu sıkmayacak müddetçe ara ara, adeta konunun çeşnisi şeklinde kullanılmış. Ahmet Bican’ı bilenler bilir ki konuşmasının o akıcı, sürükleyici olan dili kalemine daha da fazla bulunuyor aslında. Ana karakterlerin içsel hesaplaşmaları, sorgulamaları kitabın en beğendiğim noktalarından birisiydi. Her ele alınan konunun aslında kitabın bir parçasını oluşturması ve o parçaların kesinlikle diğer parçaların hakkını yememesi takdir edilecek yönüdür.
Sona doğru kitapta yaşadığım ikilemlerden birisi de hayal mi yoksa gerçek mi soruları olmuştu. Belki benim dalgınlığımdan belki de yorgunluğumdan bilemiyorum ama okurken sadece bir noktada kopukluk hissettim. Onun dışındaysa bazı kısımlarda destan okuyor hissine kapıldım.
Kitabı okurken alt metinlerin bir