İs serisindeki en sevdiğim kitap buydu. Baya zevk aldım, o Korhan'ın kuyruğunu tuta tuta peşimizde dolanması, önüne geleni kıskanıp tüylerini kabartması filan o kadar zevkliydi ki, of bak, anlattıkça keyifleniyorum. Yüzümde bir gülümseme beliriyor. Nurşan'ı da asla seni kandırdı hala nasıl ona karşı böyle hissediyorsun diye suçlamadım. Çünkü maalesef aşık ve bütün o hisler öyle güzel yazılmış ki, ağzımdan kötü bir söz bile çıkamadı.
Ta ki gerçekler ortaya çıkana kadar, birden ne olduğunu anlamadığım biçimde tüm sebepleri kendine bağlayıp Nurşan kendini suçlamaya başladı.
'Onun beni affetmemesi gerekiyor' olayına dönüp kendini suçlamaya başladığı an, gözlerimin önü kararmaya başlayarak bana bir inme geldi. Tamam, Korhan'ın yaşadıkları çok kötü, gerçek anlamda çok kötü. O kadar kötü ki hak veriyorum. İnsan bazen içindeki o duyguyu hafifletmek için intikam almak isteyebilir ve Korhan, pok gibi şeyler yaşadığı için buna tutunmuş ve Altan'ın tek kızı olarak bizi hedeflemiş. Ama benim anlamadığım şey, Nurşan'ın neden kendini 200 sayfa boyunca suçladığıydı.
'Onun çocuğusun' diye suçlu bir konuma itilemezsin ki; senin olanlardan haberin dahi yoktu. Tamam, Korhan senden bazı haklı sebeplerden, 'kendince haklı sebeplerinden' dolayı suçsuz da olsan, içindeki fırtınayı atmak istemiştir. Ama sen, niye kendini bitiriyorsun?
Bencillik olarak gelebilir, ama babamın yaptığı hiçbir şeyin sorumluluğunu almazdım, almak zorunda da değilim. Babam yapmış, bitmiş tamam. Üzülürüm, çok üzülürüm. Hatta o kişinin yüzüne bakmaktan da aşırı derecede utanırım. Ama babam yaptı diye 'Ah, ben onun kanındanım, ben çok kötüyüm. Nasıl Korhan yüzüme bakabiliyor, beni affetme Korhan, lanet olsun ben.' triplerine girmem.
Hun zaten cevabını yapıştırmıştı. Hiçbir şeyin onun suçu olmadığını filan düzgün