‘Sizi rahatsız etmeye geldim” demiş İranlı sosyolog ve düşünür Ali Şeriati. Dediğini de yapmış, hakikat sözcülüğünün yükünü omuzlarına almaktan hiç geri durmamış ve ömrü boyunca rahatların rahatını kaçırmayı kendine görev bilmiştir. Belki de bunun sonucu olarak daha 44 yaşında şaibeli bir ölümle hayata veda etmiştir. Sosyalist fikirleri ve İslam dünyasındaki, özellikle de kendi ülkesindeki uygulamalara yönelik eleştirileri yüzünden şiiler tarafından, şii öğretiye bağlılığının neticesi olarak sahip olduğu itikadi görüşleri yüzünden de sünniler tarafından dışlanmıştır. Bu nedenle her türlü izzete layık olduğu halde zilletten bir türlü kurtulamayan İslam ümmetinin dertlerine derman olabilecek tespitlerle dolu olan kitapları hak ettiği değeri maalesef görememiştir. Halbuki toptancı bir mantıkla hepsini atmak yerine, yazarın Şii olduğu gerçeğini göz ardı etmeden, bir nevi süzgeçten geçirerek okumayı tercih etseydik ufkumuzu açacak kıymetli bir hazineden kendimizi mahrum etmemiş olurduk.
Ali Şeriati 'Hac' ismini verdiği kitabının giriş bölümünde, ters dönmüş post benzetmesi üzerinden İslam dininin hakikati ile realitesi arasındaki tezata dikkat çekmiştir. Şu sözleri manidardır:
"Her dini, insanın kurtuluşunu uhdesine alan misyon açısından değerlendirdiğimizde, sosyal gelişimde, bilinç, hareket, sorumluluk, insanî idealizm, sosyal bakış açısı, adaletçilik ruhu, onurunu muhafaza etme ruhu ve nihayet gerçekçilik, tabiatçılık, maddi güçle uyum, bilimsel ilerleme, yaratıcılık, medeniyet, fikrî mücadele ruhu ve halkçılıkta... Hz. Muhammed'in (s.a.v) risâletinden daha ileri, daha vâkıf ve daha güçlü bir risâlet tanıyamıyorum. Fakat aynı zamanda İslam kadar çökme doğrultusunda ilerlemiş olan ve önceden özde var olanla sonradan olmuş olan arasında tenakuz