Çizgi roman görünce dayanamadım tabi. Çok iyi çizimler olduğunu da belirtelim. Şöyle ortalama 1650ler’e gidiyoruz. On Yedinci yüzyılın ortaları bilgisi var çünkü elimizde. Çok da güzel bir dua ile de başladık: Allah’ım günahsız kulun yoktur, benim günahlarımı da bağışla. Çok güzel bir dua değil mi? Livaneli, Gorbaçov kitabında beni düşünceleriyle hayal kırıklığına uğratmıştı, her kitabın mükemmel olmasını tabii beklemiyorum, iyi olanı da söylemek zorundayım eğer kötü olanı belirtiyorsam.
Bu çizgi roman da bir uyarlama aslında. Birkaç kitap evvel okuduğumuz ve hala neden bir baskısı Engereğin Gözü, diğer baskısı Engereğin Gözündeki Kamaşma olduğunu hala anlayamadığım kitabın içerisinden alınan bir bölümün çizgi roman haline getirilmesi. Yazarlar, genelde, başka yazarların yazdıklarından edindiği fikirlerle bir eser çıkarmaya meyillidirler. Birbirlerinden esinlenirler. Livaneli ise sanırım kendi kendinden esinleniyor. Bu kitapla beraber kendi kitabından çıkardığı ikinci hikâyeye konuk oluyoruz çünkü. Bu da dikkat çekici.
O kitapta malumdur ki Sultan İbrahim dönemi anlatılıyordu. Burada da bazı çizimlere bakınca aslında çocuklar için olmadığını söyleyebiliriz kitabın. Hatta çizimlere geldiğimizde sanırım içimizde biraz iğrenme oluşacaktır. Mesela Afrika özelinde esir çocukların getirileceği sahnede savaşçı bir adam, bir kadının kalçasına tekme atıyor, kes sesini diyor ve çocuğunu kaçırıyor. Üç kıtaya hükmeden bir devletin zorbalıkla hükmedeceğine inanmak, ancak ve ancak o da kendince ‘Sol’ düşünce dünyasına yaranmanın aciz çabasıdır.
Zülfü Livaneli tam sevecek olduğum ama kendi tarihine dahi hakaret edebilecek kadar birilerine yaranma çabası yüzünden kendisinden soğuduğum, kalemini sevmeye çalıştığım ama her seferinde beni kendinden uzaklaştıran bir kişi olarak