J.B.Russell’ın Kötülüğün Tarihi serisinde ikinci kitapla devam ediyoruz. Şeytanın tezahürlerinden birisi olan Lucifer’ın geç #Yahudi ve erken Hıristiyan geleneğindeki yansımalarını öğreniyoruz. Ancak bir hususu ifade etmek zorundayım burada. Zira bu #kitap birincisi (Şeytan) gibi her okuyucuya hitap etmeyebilir. Özelde alanında akademik çalışmalar yapmak isteyen, genelde de konuya ilgi duyanlar için okunası bir #kitap. Ancak konuya ilgi duyanların dahi birinci kitabı okuyup -öyle okuyup da geçerek değil- özümsedikten sonra bu kitaba başlaması yerinde bir adım olacaktır. İlk kitapda kötülüğün #insan hayatındaki kişileştirmelerini ve #dinler tarihindeki yerini görmüştük. Bu seferse sorgulayıcı bir üslupla ilerliyoruz. Sorgulayalım sorgulamasına da önce anlamak lazım gelir değil mi? “Neden?” sorusuyla başlayalım.
Tanrı, -islami olarak Allah- neden iyi ve kötü ikilisine izin vermiştir? Neden kötülüğü uzaklaştırmak ve silmek yerine var olmasına izin veriyor? Her şeyi bozup yok eden karanlık prensi neden meydana getirdi? Birçok yanıt verilebilir buna ve biz de birçok yanıt verelim. Kötülük mantıksal bir sorundur. Yani iyi, kötü olmadan, kötü de iyi olmadan anlaşılamaz. İyiyi ancak kötüden ayırdığımız zaman anlayabiliriz. Belki de Tanrı, kötülüğün var olmasını istemiştir. Çünkü kötülüğün de bir seçenek olduğunu anlamazsak, erdemi kavrayamayız. Tanrı, kötülüksüz bir dünya yaratmış olsaydı, karşıt kötülük bizi ayartmasaydı erdeme de ulaşamazdık. Kötülüğün büyük ve korkunç gücü zihinlerimize kazınmasaydı, Tanrı’nın büyük ve dehşetli iyiliğini kavrayamazdık. Sevaplarımız ya da günahlarımız var. İnanıyoruz ya da inanmıyoruz. Belki de Allah’ın varlığının bilinemeyeceğine inanıyorsunuz. Yaşamın başlangıcına dair çok çeşitli iddialar var. Ne olursa olsun bildiğim bir şey var ki,