Büyük bir aile trajedisinin hikâyesi üzerinden hafıza, unutmak, hatırlamak, aklın ve zihnin kırılganlığı ve demansı işleyen çok ama çok güzel bir roman İdaho. Roman, Amerika’nın İdaho eyaletinin dağlık ve kırsal bir bölgesinde yaşayan bir ailenin odun toplamaya gittiği bir günün anlatımıyla başlıyor. İlerledikçe bunun geçmişten bir kesit olduğunu anlıyoruz ve zaten roman baştan sona bu ailenin fertlerinin hayatlarının farklı kesitlerinin anlatımından oluşuyor. Belirsiz zaman geçişlerinin olduğu bir roman değil bu, her kesitin hangi zamanda geçtiğini baştan okura söylüyor yazar. Bu nedenle romanın doğrusal zaman akışıyla yazılmamış olması okumayı zorlaştırmıyor.
Büyük bir yıkımın ardından bir yandan kendini yavaş yavaş demansın kollarına bırakırken diğer yandan hem kendini hem diğerlerini bağışlamakla ilgili sorunlar yaşayan bir adam, onun ıslahevindeki eski eşi, sırlarına vakıf olmaya çalışan yeni eşi ve kızlarının bugünkü durumunlarına gelmelerine sebep trajedinin yavaş yavaş aydınlanmasıyla ilerliyor kurgu. Kitabın ilk sayfasından son sayfasına kadar bir gizem söz konusu. Yazar, olayların ana hatlarının üzerindeki sis perdesini yavaş yavaş aralıyor; farklı zaman kesitlerini kafanızda yapbozun parçaları gibi birleştirerek büyük bir merakla bütüne ulaşmaya çalışıyorsunuz. Bunların da çoğunu okurun gözüne sokmak yerine ona hissettirerek yapıyor -ki bu romanın çok ustalıklı bulup bayıldığım noktalarından biri oldu. Kimi detayı da okurun hayal gücüne bırakıp ona alan tanıyor. Neyin ne kadarını anlatacağının dengesini çok iyi kurmuş, ne zaman anlatacağını da ona keza çok iyi belirlemiş. Bunların yanında, yazarın dilini ve anlatımını çok beğendim. Kelime tercihleri, cümleleri, duyguları aktarımı, tasvirleri ve atmosfer yaratma becerisi, kurguyu işleyişi o kadar iyiydi ki