İmparatorluk Çağı 1875-1914

·
Okunma
·
Beğeni
·
709
Gösterim
Adı:
İmparatorluk Çağı 1875-1914
Baskı tarihi:
Temmuz 1999
Sayfa sayısı:
424
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757501701
Orijinal adı:
The Age of Empire
Çeviri:
Vedat Aslan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dost Kitabevi
Hobsbawm, bu üçüncü ve son kitabıyla, uzun sürmüş ondokuzuncu yüzyılın tarihine noktayı koymaktadır. Burjuvazi tarafından burjuvazi için yaratılmış bir çağı sona erdiren 1914 yılının yarattığı aşılması olanaksız uçurumun karşı tarafından bakıldığında, batı dünyasında benzersiz bir barış çağını temsil eden İmparatorluk Çağı, üst ve orta sınıflar açısından bir belle epoque, bir kayıp cennettir. Öte yandan, aynı ölçüde benzersiz bir dünya savaşları çağına yol açan bu dönem, Lenin'den Roosevelt'e, Keynes'ten Adenauer'a kadar yirminci yüzyılın şekillenmesinde büyük payları olan simaların yetiştiği, yüzyılımızın en azından üçte ikilik bölümüne damgasını vuran, bugün bile hala bir parçamızı oluşturan bir alacakaranlık kuşağıdır. Yirminci yüzyılın sonuna niteliğini veren pek çok olgunun kökeni, Birinci Dünya Savaşı'ndan önceki son otuz yılda yatmaktadır. Dolayısıyla İmparatorluk Çağı (1875-1914) mitlerden arındırılmayı beklemektedir
424 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Eric Hobsbawm İngiliz İşçi Partisi üyesi sıradaşı bir müverrih. Tarihe fare deliğinden de uzay istasyonunda da bakmayı bilen usta bir kalem. Hobsbawm'ın Sermaye Çağı, Devrim Çağı ve İmparatorluk Çağı üçlemesi kesinlikle XVIII-XIX. yüzyıla meraklı okurların elinin altında bulunması gereken eserlerden.
Tüketim malları piyasasında olağanüstü bu dönüşümü ,hem nitelik hem nicelik açısından bir değişimi ifade etmekteydi. Nüfusta kentleşme de ve reel gelirde artışla birlikte ,o zamana dek gıda ve giyecekle, yani temel ihtiyaç maddeleri ile sınırlı kalmış olan kitle pazarı , tüketim malları üreten endüstrilere egemen olmaya başladı. Bütün bunlar yalnızca üretim alanında değil, aynı zamanda kredili satış dahil, dağıtım alanında da bir dönüşümü ifade etmekteydi. örneğin 1884 'te Britanya da çeyrek librelik standart paketler halinde çay satılmaya başlandı. Bu gelişme yatıyla parasıyla , bol para harcayan milyonerlerle düşüp kalkmasıyla tanınan kral 7.edwardin dostluğunu kazanan "Sir Thomas Lipton "gibi büyük kentlerin işçi sınıfının yaşadığı arka sokaklarındaki pek çok bakkalın servet sahibi olmasını sağladı.1870 'te bir tane bile dükkanı bulunmayan Liptonun 1899 'da 500 şubesi vardı.
(Ya şimdi ...)
Diğer tarihçiler, büyük süreksizliğin tersine, dönemimizi nitelemeye devam eden özelliklerin çoğunun 1914'ten önceki on yıllarda ortaya çıktığı gerekçesiyle daha çok ilgilenirler. Dönemimizin (aslında aşikar olan) kökleri ve evveliyatını araştırırlar. Siyasi alanda birçok Avrupa ülkesinde hükümeti veya Ana muhalefeti oluşturan emekçi ve sosyalist partiler 1875-1914 çağının çocuklarıdır; dolayısıyla Doğu Avrupa'daki rejimleri yöneten komünist partiler de aynı ailenin koludur.
Aslında hükümetlerin de demokratik oyla seçilmesi , modern kitle partileri ve ulusal düzeyde örgütlenmiş kitlesel işçi sendikaları ve modern refah yasaları için de aynı durum geçerlidir.
"Eugenics, which was a programme for applying the selective breeding techniques familiar in agriculture and livestock-raising to people, long preceded genetics. The name dates from 1883. It was essentially a political movement, overwhelmingly confined to members of the bourgeoisie or middle classes, urging upon governments a programme of positive or negative actions to improve the genetic condition of the human race. Extreme eugenists believed that the condition of man and society could be ameliorated only by the genetic improvement of the human race – by concentrating on encouraging valuable human strains (usually identified with the bourgeoisie or with suitably tinted races such as the ‘Nordic’), and eliminating undesirable strains (usually identified with the poor, the colonized or unpopular strangers)." (from "Age Of Empire: 1875-1914" by Eric Hobsbawm)
"Charles Darwin. Both carried a high ideological charge. In the form of racism, whose central role in the nineteenth century cannot be overemphasized, biology was essential to a theoretically egalitarian bourgeois ideology, since it passed the blame for visible human inequalities from society to ‘nature’ (see The Age of Capital, chapter 14, II). The poor were poor because born inferior. Hence biology was not only potentially the science of the political right, but the science of those who suspected science, reason and progress. Few thinkers were more sceptical of the mid-nineteenth-century verities, including science, than the philosopher Nietzsche. Yet his own writings, and notably his most ambitious work, The Will to Power,17 can be read as a variant of Social Darwinism, a discourse conducted in the language of ‘natural selection’, in this instance selection destined to produce a new race of ‘superman’ who will dominate human inferiors as man in nature dominates and exploits brute creation." (from "Age Of Empire: 1875-1914" by Eric Hobsbawm)
The Churches set out to convert the heathen to various versions of the true Christian faith, except where actively discouraged by colonial governments (as in India) or where the task was clearly impossible (as in Islamic regions). This was the classic age of massive missionary endeavour.v Missionary effort was by no means an agency of imperialist politics.
The sense of superiority which thus united the western whites, rich, middle-class and poor, did so not only because all of them enjoyed the privileges of the ruler, especially when actually in the colonies. In Dakar or Mombasa the most modest clerk was a master, and accepted as a ‘gentleman’ by people who would not even have noticed his existence in Paris or London; the white worker was a commander of blacks.
Much more relevant was the familiar practice of offering the voters glory rather than more costly reforms: and what was more glorious than conquests of exotic territories and dusky races, especially as these were usually cheaply won? More generally, imperialism encouraged the masses, and especially the potentially discontented, to identify themselves with the imperial state and nation, and thus unconsciously to endow the social and political system represented by that state with justification and legitimacy
As for the movement most passionately devoted to the equality of all men, it spoke with two voices. The secular left was anti-imperialist in principle and often in practice. Freedom for India, like freedom for Egypt and Ireland, was the objective of the British labour movement. The left never wavered in its condemnation of colonial wars and conquests, often – as in the British opposition to the Boer War – at considerable risk of temporary unpopularity. Radicals revealed the horrors of the Congo, in metropolitan cocoa plantations on African islands, in Egypt. The campaign which led to the great electoral triumph of the British Liberal Party in 1906 was largely waged by public denunciations of ‘Chinese slavery’ in the South African mines. Yet, with the rarest exceptions (such as Dutch Indonesia), western socialists did little actually to organize the resistance of colonial peoples to their rulers, until the era of the Communist International.
Ever since the great imperialist Cecil Rhodes observed in 1895 that if one wanted to avoid civil war one must become imperialist,9 most observers have been aware of so-called ‘social imperialism’, i.e. of the attempt to use imperial expansion to diminish domestic discontent by economic improvements or social reform or in other ways

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İmparatorluk Çağı 1875-1914
Baskı tarihi:
Temmuz 1999
Sayfa sayısı:
424
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757501701
Orijinal adı:
The Age of Empire
Çeviri:
Vedat Aslan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dost Kitabevi
Hobsbawm, bu üçüncü ve son kitabıyla, uzun sürmüş ondokuzuncu yüzyılın tarihine noktayı koymaktadır. Burjuvazi tarafından burjuvazi için yaratılmış bir çağı sona erdiren 1914 yılının yarattığı aşılması olanaksız uçurumun karşı tarafından bakıldığında, batı dünyasında benzersiz bir barış çağını temsil eden İmparatorluk Çağı, üst ve orta sınıflar açısından bir belle epoque, bir kayıp cennettir. Öte yandan, aynı ölçüde benzersiz bir dünya savaşları çağına yol açan bu dönem, Lenin'den Roosevelt'e, Keynes'ten Adenauer'a kadar yirminci yüzyılın şekillenmesinde büyük payları olan simaların yetiştiği, yüzyılımızın en azından üçte ikilik bölümüne damgasını vuran, bugün bile hala bir parçamızı oluşturan bir alacakaranlık kuşağıdır. Yirminci yüzyılın sonuna niteliğini veren pek çok olgunun kökeni, Birinci Dünya Savaşı'ndan önceki son otuz yılda yatmaktadır. Dolayısıyla İmparatorluk Çağı (1875-1914) mitlerden arındırılmayı beklemektedir

Kitabı okuyanlar 41 okur

  • MYA
  • Fluxus
  • Emre
  • Ömer Ertuğrul
  • Nisan’s reads
  • Abdullah Karabacak
  • Ömer Tekin
  • Ukuş
  • Ozan deniz
  • Barış AKDEMİR

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25 (2)
9
%50 (4)
8
%12.5 (1)
7
%12.5 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0