İmparatorluk Çağı 1875-1914

·
Okunma
·
Beğeni
·
463
Gösterim
Adı:
İmparatorluk Çağı 1875-1914
Baskı tarihi:
Temmuz 1999
Sayfa sayısı:
424
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757501701
Orijinal adı:
The Age of Empire
Çeviri:
Vedat Aslan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dost Kitabevi
Hobsbawm, bu üçüncü ve son kitabıyla, uzun sürmüş ondokuzuncu yüzyılın tarihine noktayı koymaktadır. Burjuvazi tarafından burjuvazi için yaratılmış bir çağı sona erdiren 1914 yılının yarattığı aşılması olanaksız uçurumun karşı tarafından bakıldığında, batı dünyasında benzersiz bir barış çağını temsil eden İmparatorluk Çağı, üst ve orta sınıflar açısından bir belle epoque, bir kayıp cennettir. Öte yandan, aynı ölçüde benzersiz bir dünya savaşları çağına yol açan bu dönem, Lenin'den Roosevelt'e, Keynes'ten Adenauer'a kadar yirminci yüzyılın şekillenmesinde büyük payları olan simaların yetiştiği, yüzyılımızın en azından üçte ikilik bölümüne damgasını vuran, bugün bile hala bir parçamızı oluşturan bir alacakaranlık kuşağıdır. Yirminci yüzyılın sonuna niteliğini veren pek çok olgunun kökeni, Birinci Dünya Savaşı'ndan önceki son otuz yılda yatmaktadır. Dolayısıyla İmparatorluk Çağı (1875-1914) mitlerden arındırılmayı beklemektedir
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
in fact, the Balkan peninsula was still currently referred to as the ‘Near East’: hence South-west Asia came to be known as the ‘Middle East’.
Diğer tarihçiler, büyük süreksizliğin tersine, dönemimizi nitelemeye devam eden özelliklerin çoğunun 1914'ten önceki on yıllarda ortaya çıktığı gerekçesiyle daha çok ilgilenirler. Dönemimizin (aslında aşikar olan) kökleri ve evveliyatını araştırırlar. Siyasi alanda birçok Avrupa ülkesinde hükümeti veya Ana muhalefeti oluşturan emekçi ve sosyalist partiler 1875-1914 çağının çocuklarıdır; dolayısıyla Doğu Avrupa'daki rejimleri yöneten komünist partiler de aynı ailenin koludur.
Aslında hükümetlerin de demokratik oyla seçilmesi , modern kitle partileri ve ulusal düzeyde örgütlenmiş kitlesel işçi sendikaları ve modern refah yasaları için de aynı durum geçerlidir.
Tüketim malları piyasasında olağanüstü bu dönüşümü ,hem nitelik hem nicelik açısından bir değişimi ifade etmekteydi. Nüfusta kentleşme de ve reel gelirde artışla birlikte ,o zamana dek gıda ve giyecekle, yani temel ihtiyaç maddeleri ile sınırlı kalmış olan kitle pazarı , tüketim malları üreten endüstrilere egemen olmaya başladı. Bütün bunlar yalnızca üretim alanında değil, aynı zamanda kredili satış dahil, dağıtım alanında da bir dönüşümü ifade etmekteydi. örneğin 1884 'te Britanya da çeyrek librelik standart paketler halinde çay satılmaya başlandı. Bu gelişme yatıyla parasıyla , bol para harcayan milyonerlerle düşüp kalkmasıyla tanınan kral 7.edwardin dostluğunu kazanan "Sir Thomas Lipton "gibi büyük kentlerin işçi sınıfının yaşadığı arka sokaklarındaki pek çok bakkalın servet sahibi olmasını sağladı.1870 'te bir tane bile dükkanı bulunmayan Liptonun 1899 'da 500 şubesi vardı.
(Ya şimdi ...)
In terms of production and wealth, not to mention culture, the differences between the major pre-industrial regions were, by modern standards, remarkably small; say between 1 and 1.8. Indeed a recent estimate calculates that between 1750 and 1800 the per capita gross national product in what are today known as the ‘developed countries’ was substantially the same as in what is now known as the ‘Third World’, though this is probably due to the enormous size and relative weight of the Chinese Empire (with about a third of the world’s population), whose average standard of living may at that stage have actually been superior to that of Europeans.3 In the eighteenth century Europeans would have found the Celestial Empire a very strange place indeed, but no intelligent observer would have regarded it in any sense as an inferior economy and civilization to Europe’s, still less as a ‘backward’ country. But in the nineteenth century the gap between the western countries, base of the economic revolution which was transforming the world, and the rest widened, at first slowly, later with increasing rapidity. By 1880 (according to the same calculation) the per capita income in the ‘developed’ world was about double that in the ‘Third World’, by 1913 it was to be over three times as high, and widening. By 1950 (to dramatize the process) the difference was between 1 and 5, by 1970 between 1 and 7. Moreover, the gap between the ‘Third World’ and the really developed parts of the ‘developed’ world, i.e. the industrialized countries, began earlier and widened even more dramatically. The per capita share of the GNP was already almost twice that in the ‘Third World’ in 1830, about seven times as high in 1913.
It was the era when massive organized movements of the class of wage-workers created by, and characteristic of, industrial capitalism suddenly emerged and demanded the overthrow of capitalism. But they emerged in highly flourishing and expanding economies, and, in the countries in which they were strongest, at a time when probably capitalism offered them slightly less miserable conditions than before.
The world was therefore divided into a smaller part in which ‘progress’ was indigenous and another much larger part in which it came as a foreign conqueror, assisted by minorities of local collaborators.
The Churches set out to convert the heathen to various versions of the true Christian faith, except where actively discouraged by colonial governments (as in India) or where the task was clearly impossible (as in Islamic regions). This was the classic age of massive missionary endeavour.v Missionary effort was by no means an agency of imperialist politics.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İmparatorluk Çağı 1875-1914
Baskı tarihi:
Temmuz 1999
Sayfa sayısı:
424
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757501701
Orijinal adı:
The Age of Empire
Çeviri:
Vedat Aslan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dost Kitabevi
Hobsbawm, bu üçüncü ve son kitabıyla, uzun sürmüş ondokuzuncu yüzyılın tarihine noktayı koymaktadır. Burjuvazi tarafından burjuvazi için yaratılmış bir çağı sona erdiren 1914 yılının yarattığı aşılması olanaksız uçurumun karşı tarafından bakıldığında, batı dünyasında benzersiz bir barış çağını temsil eden İmparatorluk Çağı, üst ve orta sınıflar açısından bir belle epoque, bir kayıp cennettir. Öte yandan, aynı ölçüde benzersiz bir dünya savaşları çağına yol açan bu dönem, Lenin'den Roosevelt'e, Keynes'ten Adenauer'a kadar yirminci yüzyılın şekillenmesinde büyük payları olan simaların yetiştiği, yüzyılımızın en azından üçte ikilik bölümüne damgasını vuran, bugün bile hala bir parçamızı oluşturan bir alacakaranlık kuşağıdır. Yirminci yüzyılın sonuna niteliğini veren pek çok olgunun kökeni, Birinci Dünya Savaşı'ndan önceki son otuz yılda yatmaktadır. Dolayısıyla İmparatorluk Çağı (1875-1914) mitlerden arındırılmayı beklemektedir

Kitabı okuyanlar 13 okur

  • Adam Simit
  • Metin BOZDEMİR
  • Burak Yıldırım
  • Murad
  • E D
  • Desengaňo
  • Seyit Esen
  • ş.
  • Mahmut Ziya
  • A No Name

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%50 (1)
8
%0
7
%50 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0