Kara Çınar Dizisine ait olan Infernaliana Vampirler, Hayaletler, İblisler ve Hortlaklarla dolu birçok kısa öyküyü aynı çatı altında topluyor. Masalların ve öykülerin anlatımındaki akıcılık ve sadelik okuru yormuyor. İlk öykülerde görmeye başladığımız iyi ve kötünün Tanrı ve Şeytanın karşılaşması kitabın sonuna dek devam ediyor.
Kitapta dikkat çeken diğer bir hususta Türklerin birkaç öyküde yer almasıdır. Bu da Türklerin hüküm sürdüğü zamanlarda bu tür öykülerde kendilerinden bahsedilmesini sağlamış. Türklerden habersiz mumya taşımanın olanaksızlığı ve Türk kılıcının Vampiri öldürmede etkili bir yöntem olduğunun düşünülmesi benim için şaşırtıcı oldu açıkçası.
İlk öyküler normal gibi görünse de Yolcular adlı öykü ve sonrası öyküler çok güzeldi. Türün severleri için atıştırmalık bir kitap. Tavsiye ederim.
Infernaliana’yı okudum. Kitap vampirler, iblisler, hayaletler ve hortlaklar üzerine yazılmış kısa öykülerden oluşuyor. Yazar, önsözde bu öyküleri kendisinin yazmadığını, kendisinin sadece bu öyküleri bir araya getirip yayına hazırlayan kişi olduğunu iddia ediyor. Öykülerin birbirine aşırı benzemesinden dolayı yazarın bu savına pek inanasım gelmedi .
Öykülerin hemen hemen tamamı okunması çok kolay öykülerdi, okurken beni hiç yormadı. Bununla birlikte gerek okuyucuyu yormamasından gerekse öykülerin çok kısa olmasından dolayı kitabı beğenmedim.
Infernaliana, bir sürü tekinsiz öykünün birleştiği bir kitap. Hem öyküler oldukça kısa ve eğlenceli hem de kendine özgü mizahı oldukça başarılı. Karaçınar serisinin diğer kitapları gibi, çok başarılı.
Ne yaparsam yapayım, bir türlü ısınamadım bu kitaba. Kapakta belirtildiği gibi anektodlar, masallar ve öyküler içeriyor ancak edebi derinliği o kadar zayıf ki. Üçüncü sayfa haberlerinin vampir, hortlak, hayalet, iblis gibi doğa üstü unsurlar içerdiğini düşünün. Aynen o sığlıkta yazılmış bir kitap.
Kitap bittikten sonra, aklımda ne bir öykü ne de bir karakter kaldı. Birbirine benzeyen belli "haberlerden" oluşan, çoğunun başı sonu belli olmayan cins cins yazılar topluluğu.
Peki neden 4 puan verdim? Bence daha azını hak etmesine rağmen, sonlara doğru çok tatlı bir vampir yazısı vardı. Vergi memurları gibi kişilerin gerçek vampir olduğunu, vampirlerin aramızda yaşadığını belirten cins bir yazıydı. Tek başına kitabı iki puan yukarı çeken odur.
O yazı dışında, ne yazık ki başka hiçbir artısı yok. Çeviri başarılı, kapak başarılı, eser başarısız.
Bu türde her şeyi tüketmiş, vampir vb. külliyatları yalayıp yutmuş kişiler alıp okuyabilir. Bu hikayelerin gerçek hayattaki yansımasını görebilir. Fakat ben ne yazık ki önermiyorum.
Herkese iyi okumalar. :)
Kitap geceleri insanların sağdan soldan duyup birbirine anlattığı korku hikayelerinin derlemesi gibi hissettiriyor. Yazarın dediğine göre gerçekten de o tarz bir derleme. Tek diyebileceğim şey ise keşke yazar bu derlemeyi aktarırken biraz daha etkileyici bir dil kullansaymış. Böyle kısacık ve basit öyküler kelimelerin doğru kullanımıyla daha da etkileyici hale getirilebilirmiş. Bunun dışında çok rahatça bir günde okunabilecek, kafa dağıtmalık ve hoş zaman geçirmelik güzel bir kitap. Özellikle diğerlerinden bir nebze daha uzun olan öyküler hoşuma gitti.
30 küsür hikaye arasından en beğendiklerimi şöyle sıralayabilirim:
1. Manastırın Maralı
2. Olivier'in Hayaleti
3. Cehennem Antlaşması
4. Thibaud de la Jacquiere'in Serüveni
5. Küçük Beyaz Dişi Köpek
Diğer iki kitaba göre bir tık aşağıda kaldığını söylemem gerekir. Bazı öyküler ciddi anlamda kısa ve neredeyse pek bir şey anlatmıyor. Bazılarıyla da benzerlik gösterenler var. Biraz masal, biraz öykü diyebiliriz bu açıdan. Yine de hayaletlerin, hortlakların, vampirlerin peşinizi bırakmayacağını söyleyebilirim.
Bazı öyküler var ki çok hoşuma gitti. Keşke öykülerin kime ait olduğu da verilseydi ama Caharles Nodier bu konuda cimri davranmış. Yine de güzel bir derleme ortaya koymuş.
Infernaliana
11.02.2020
Korku edebiyatı sevenler için aşırı şekilde korkutucu gelmeyebilir ama bu alanda alışılmış isimler dışında bir yazar ile tanışmak isteyenlere öneririm.
.
Yazar Matthew Bunson tarafından Avrupa'da vampir çılgınlığını başlatan kişi olarak belirtilmiş Charles Nodier.
.
Kitabın giriş ve sonuç kısmında okuru hayalet,hortlak vd. varlıkların olmadığına dair uyarıları ilginç olmuş.
Fransız gotik edebiyatı yazarı olan Charles Nodier'in ''Infernanaliana'' isimli kitabı otuz bir öyküden oluşmaktadır.
Kitaptaki öyküler 13. ve 18. yüzyıl arasında başta Fransa olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerinde geçmektedir. Bu öykülerin ana karakterleri dönemin hurafeleri olan vampirler, hayaletler, cinler ve şeytandır. Bu karakterler bazen din yolundan uzaklaşmış insanlara, bazen bir köye, bazen de bir eve musallat olur. Bu şeylerden kurtulmak ise dua etmek, haç çıkarmak, Meryem Ananın fotoğrafını taşımak ve tövbe etmek gibi dini uygulamalara bağlıdır.
Bu kitap, Anadolu'da anlatılan çeşitli cinli hikayelerin Avrupa versiyonu gibiydi ayrıca dönemin Avrupasının yaşam biçiminden, din anlayışından, hukuk anlayışından ipuçları veriyordu. Ben bu açılardan kitabı beğendim ancak kitabı bugünün gözüyle okuduğum için korkmadım ve beklentimi de karşılamadı.
bu kitap hakkında söyleyebileceğim pek fazla bir şey yok aslında. Arka kapağı yazan hayalci kişilikle tanışmak isterdim. Neden mi? Biri bana ben ona bakarken ( düşünün yani arkadan bir anda çıkarak değil ) " BÖ " dese daha çok korkardım heralde. Hatta heralde değil kesin. Hatta kesin değil......( buraya bişey bulamadım). Içinde birbirinden saçma hikâyeler bulunan bu kitabı okumayın kardeşim. Malum okuduğumuz tüm kitapları paylaşmak zorunda olduğumuz için paylaşıyorum. Belki gün gelir bu kitaba denk gelirsiniz o zaman aklınıza cücünüz gelsin ve görmezden gelin. Korkmak mı istiyorsunuz ben size burnumun fotosunu atarım
Yapıtlarından çok, Fransız romantizmi üzerindeki etkisiyle önem taşıyan Fransız yazar.
Gençlik yılları olaylı geçti; Napoléon'u alaya alan bir yazısı yüzünden başı derde girdi. Laibach'ta (bugün Ljubljana) kütüphanecilik ve dergi yöneticiliği yaparken, fantastik edebiyata ve İllyria egzotizmine duyduğu ilgiyi yansıtan hikayeler yayımladı (Jean Sbogar (1818), Trilby ou le Lutin d'Argail (1822)). 1824'te Arsenal Kütüphanesi'ne müdür atanınca Paris'e yerleşti ve kısa sürede oradaki edebiyat çevresinin önderlerinden biri oldu. Arsenal'daki çalışma odasında, sonradan romantizmin önemli adları arasına girecek Victor Hugo, Alfred de Musset ve Sainte-Beuve gibi genç yazarları bir araya getirdi.
Goethe ve Shakespeare'e büyük hayranlık duyan Nodier, Fransız romantiklerinin ilgisini yabancı edebiyatçılara çekmeye çalışmıştır. Çok sayıda yapıt vermesine karşın günümüzde yalnızca, Alman romantik yazar E. T. A. Hoffmann'ı andıran usta bir üslupta kaleme aldığı fantastik öyküleri okunmaktadır (Nodier’nin öyküleriyle Hugo’nun Baladlarında rastlanılan fantastik öğeler, 1829 yılından sonra Hoffman’ın Fransızcaya çevrilmesiyle etki alanını genişletmiştir.[1]). Nodier, düşün yaratıcı gücünü ortaya koyarak ve genellikle delilik olarak nitelenen durumların suçsuzlukla ilişkisini göstererek "sağduyu"nun baskısına karşı çıkmış ve sonraki kuşaklara yeni bir edebiyat alanı hazırlamıştır. 1833'te Académie Française'e kabul edilmesi, romantizminin o dönemde saygın bir edebiyat akımı olarak tanınmasını simgeler.
Nodier'nin Türkçede Ölü Adam Deresi (1946) ve Trilby (1949) adlı yapıtları vardır.