Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

9/10
·1630 syf.··
Beğendi
·
2022 45. kitabı
·
98 günde okudu
·
Okunma: 07 Aralık 2022 22:57
Birbirinden farklı 33 konuda verilmiş bir vaaz kitabı. Üstadın dili bir tık ağır kalsa da az çok mürekkep yalamış arkadaşlar zorlanmayacaktır. Vaazların arasına serpiştirilen menkıbe ve şiirlerle de ayrı hava katmış üstad kitabına. Ayrıca burada tek kitap gibi göründüğüne bakmayın, 3 cilt kitabı devirdik elhamdülillah. :) Rabbim Muzaffer Ozak Efendi'ye gani gani rahmet eylesin, âmin.
Din
İrşadMuzaffer Ozak · Salah Bilici Kitabevi · 201685 okunma
8/10
·1630 syf.··
Beğendi
·
2023 10. kitabı
İrşad Muzaffer Ozak Hüda, İslam için hizmet etmiş geçmiş gelecek tüm müslümanlara rahmet etsin , El-Hac Muzaffer efendi ile tanışmışlığımız onun gönüllere hoş seda bırakan tekkesine irad buyurduğu zikr-i meşklerini dinlemek ile vesile oldu, aynı devirde yaşamak isteyip muhabbet halakasında bulunmak canı gönülden isterdim. Üç cild üzerine yazılmış bu eser , efendinin sohbet esnasında irad buyurduğu meseleleri yazıya geçirmesiyle olulmuş bablar üzerine müteferrik edilmiştir. Bilhassa babların sonunda Rabbimize nâdamet yakarış , Girişlerindeki Peygamber efendimize salatu sellam tam bir sohbet havası oluşturmuştur. Benim gibi yaşı biraz daha kemale erişememiş sohbetlerinden mahrumlar için tavsiye ediecek bir eserdir.
Din
İrşadMuzaffer Ozak · Salah Bilici Kitabevi · 201685 okunma
10/10
·1630 syf.··
Beğendi
·
2020 8. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 23 Mart 2020 22:38
Hz. Muzaffer Özak tarafından 3 cilt olarak yazılan eseri, internet adresinden indirdim. Eserin yazım tarihi eski olmasına rağmen Türkçesi oldukça sade ve anlaşılır bir şekilde yazılmış. Kitabın ilk cildinde konulara göre ayrım yapılmış ve her konu sonunda da konuyla ilgili olarak hikayelere yer verilerek daha iyi anlaşılması sağlanmış. Kendi açımdan çok değerli bilgileri içeren bir kitaptı.
Din
İrşad Vaaz ve Nasihat (3 Cilt Takım)Muzaffer Ozak · Salah Bilici Kitabevi Yayınları · 085 okunma
Puan vermedi·1630 syf.··
2020 101. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 17 Aralık 2020 00:22
İrşad/ El-Hâc Muzaffer Ozak İrşâd, sözlük anlamı;Doğru yolu bulup, kararlılıkla benimsemek demektir. Edindiğimiz bilgileri hayatımıza geçirerek sağlam, dinamik adımlarla yürüyerek, zorluk karşısında Elif gibi dimdik kalmak demektir. Her şeyin haktan geldiğini bilerek ona teslim olarak yaşamak demektir. Ne güzeldir ki en güzel teslimiyet onadır. Yine ne güzeldir ki nefsin en zor olanı şüphesiz teslim olandır. Nefsin tasmasından kurtulup Allah’a teslim olmak dileğiyle diyerek konuya giriş yapmak istiyorum. Ara ara okuduğum eseri sonunda bitirdim. İrşâd on dersten oluşmaktadır. Her bir dersin içerisinde farklı farklı münderecatlar vardır. Bunlardan bazıları; Allah’a iman, isbat, vacib-ül vücûd, Hz. Muhammed (a.s) şânı, ahlakı hakkında, hakiki bir müslümanın ne gibi sıfatlara mâlik olması, imanın kemâl bulunması beyanıyla ilgili hikayeler, mübarek aylar hakkında, anne-babanın haklarından ve onların çocuklar üzerindeki haklarından bahsedilmektedir. Kuran-ı Kerim’den ayetler, hadisler ve çeşitli sahabe dönemindeki olayları hikayeleştirerek sohbet havası şekilde kitaplaştırılmıştır. Her er kişinin okumasını şiddetle önerdiğim bu eser, bizlerin bildiğimizi zannettiğimiz konuları aslında yanlış bildiğimizi doğru bir şekilde açıklıyor. Doğduğumuzdan bu yana her kişi dinini, ırkını, yaşadığı yeri, mezhebini kendisi seçemeden ailelerin söylemleriyle büyüyerek gelişip yok oluyor. Aslolan; çocuğa bir şeyler aktardıktan sonra çocuğun aklı ermeye başladığı andan itibaren araştırarak öğrenmesidir. Allah’ı, neye niçin inandığını, bu dünya kurulurken nasıl, kimin lütfu üzerine kurulduğunu, dünyadaki amacımızın ne olduğunu ve sonra neler olacağını, dünyadaki görevlerimiz neler vb. gibi soru işaretleri ile barınan düşünceler araştırarak gelişimimizi sağlamlaştırır. Büyüdükten bir süre
İrşad Vaaz ve Nasihat (3 Cilt Takım)Muzaffer Ozak · Salah Bilici Kitabevi Yayınları · 085 okunma

Yazar Hakkında

Muzaffer OzakYazar · 9 kitap
İstanbul’da Karagümrük Nûreddin Cerrâhî Tekkesi yakınındaki bir evde dünyaya geldi. Doğduğu yıl kazanılan bir zafer dolayısıyla Muzaffer adı verildi. Babası Kayı Türkleri’nin Kızılkeçeli aşiretinin Cebeci ve Başağaoğulları kollarından gelen Konyalı Hacı Mehmed Efendi, annesi Ozaklar sülâlesinden Yanbolu Halvetî Tekkesi şeyhi Seyyid Hüseyin Efendi’nin torunu Ayşe Hanım’dır. Plevne Medresesi’nde hoca iken 1878 Balkan bozgunu sonrası ailesiyle birlikte İstanbul’a göç edip sonraki yıllarda huzur dersleri hocalığına yükselen babasını küçük yaşta kaybetti. Gazi Osman Paşa’nın sancaktarbaşısı olan iki amcasından biri Plevne’de şehid olmuş, diğerine sancağı Ruslar’a kaptırmadığı için paşa unvanı verilmişti. İki dayısı, on bir ağabeyi I. Dünya Savaşı’nda, en küçük ağabeyi Murad Reis de Millî Mücadele sırasında şehid olunca Muzaffer Ozak dayılarının yetimi iki küçük kız, kendi kız kardeşi ve annesinden oluşan fakir ve kimsesiz bir ailenin beş altı yaşlarındaki tek erkek ferdi olarak kaldı. İlk tahsilini babasının medrese arkadaşı Uşşâkī şeyhi Abdurrahman Sâmi Saruhânî’nin himayesinde yapan Muzaffer Ozak henüz on sekiz yaşındayken şeyhini ve hocasını kaybetti. Yeni bir mürşid aramaya başladığı dönemde Fâtih Camii başimamı Mehmed Râsim Efendi’den Kur’ân-ı Kerîm ve tecvid, Gümülcineli Açıkbaş Mustafa Efendi’den Arapça dersleri aldı. Nevşehirli Hacı Hayrullah, Âtıf Hoca, dersiâm Arnavut Hüsrev, Osman Şâkir ve Sarıyer müftüsü Hüseyin Hüsnü efendilerin tefsir, hadis ve fıkıh derslerine, Abdülhakim Arvâsî ve Şefik Efendi gibi şeyhlerin sohbetlerine devam etti. Reîsülhattâtîn Kâmil (Akdik), Nureddin ve tuğrakeş İsmail Hakkı (Altunbezer) beylerin Güzel Sanatlar Akademisi’ndeki hat ve tezyinat derslerine dinleyici olarak katıldı. Ali Yazıcı, Soğanağa ve Karagümrük Kefeli camilerinde müezzinlik yaptı. Kefeli Camii imamı Şâkir Efendi’den kitapçılık sanatını öğrendi. Daha sonra Beyazıt Camii’ne müezzin olarak tayin edildi. Bu sırada Sahaflar Çarşısı’nda bir dükkân açıp müezzinliğin yanında sahaflık yapmaya başladı. Müezzinliği sırasında sesini ve okuyuş tarzını beğenen Zekâi Dede’nin oğlu Hâfız Ahmed’in (Irsoy) öğrencisi Hâfız İsmâil Hakkı’dan dinî mûsiki meşketti. Bu yıllarda hocasının yakın akrabası olan bir öğretmen hanımla evlendi. Resmen görevli olduğu Vezneciler Camii yıkılınca Kapalı Çarşı Camii’nde görevlendirildi. Daha sonra çarşı civarındaki “Camili Han” diye bilinen mescidin onarımına vesile olup burada vefatına kadar vaaz verdi, hutbe okudu, cuma namazı kıldırdı. Yirmi yılı aşkın bir süre Süleymaniye Camii’nde ramazan aylarında fahrî imamlık yaptı. Vezneciler Camii’nde imamlık yaptığı sırada “ikinci mürşidim” dediği Halvetî-Şâbânî şeyhi Maraşlı Ahmed Tâhir Efendi’ye intisap etti. Ondan Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin el-Fütûḥâtü’l-Mekkiyye ve Fuṣûṣü’l-ḥikem’ini okudu. Yedi yıl boyunca her gün dükkânına gelip karşılaştığı müşkülleri cevaplandıran Ahmed Tâhir Efendi’den tasavvufun bütün inceliklerini öğrendi. Maraşlı’nın vefatından (1954) sonra Kādirihâne’ye ve Kasımpaşa Aynî Ali Baba Rifâî Tekkesi’ne devam ettiği dönemde kendisine Kādiriyye tarikatından hilâfet verilmek istendi. Fakat kendisi, istihâresinde gördüğü ve çocukken Arapça hocası Açıkbaş Mustafa Efendi’nin Fâtih Camii’nde elini öptürüp başarısı için kendisinden dua niyaz ettiği Halvetî-Cerrâhî şeyhi Fahreddin Efendi’ye (Erenden) intisap etti. 1965 yılında halife tayin edilen Ozak şeyhinin vefatı (1966) üzerine Nûreddin Cerrâhî Tekkesi’nin on dokuzuncu türbedarı ve postnişini sıfatıyla irşad görevine başladı. Muzaffer Ozak vâiz olarak görev yaptığı, aralarında Sultan Ahmed, Beyazıt, Fâtih, Eyüp, Süleymaniye gibi selâtin camilerinin de bulunduğu toplam kırk iki camide, kahvehanelerde, Karagümrük’teki Nûreddin Cerrâhî Tekkesi’nde ve özellikle kendine has bir ilim ve irfan merkezi, bir sohbet meclisi niteliği taşıyan sahaf dükkânında her seviyeden insana İslâmiyet’i öğretmeye, sevdirmeye ve dini yaşamalarını sağlamaya çalıştı. Hoşsohbet ve fevkalâde nüktedan, anlaşılması zor dinî meseleleri kolayca özetleyip izah etme, konuları ibret alınacak hikâyelerle veciz bir şekilde anlatma ve öğretme yeteneğine sahip bir halk vâizi olan Muzaffer Ozak’ın vaaz ve hutbeleri, konuları ele alış ve sunuş tarzı yabancıların dikkat ve ilgisini çekti. Kudüs, Bağdat, Şam ve Kahire gibi şehirlerde yaptığı tasavvuf sohbetlerini Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, İngiltere, Hollanda, Belçika ve Fransa’da da yapması ve tarikat âyinlerinden örnekler sergilemesi için kültür-sanat festivalleri düzenleyen resmî ve özel kuruluşlardan davetler aldı. 1970’li yılların sonlarından itibaren müridleriyle birlikte bu davetlere katıldı. Bu ülkelerde yaptığı tasavvuf sohbetlerinin dinleyiciler üzerinde bıraktığı tesir kendi yurttaşları üzerindeki tesir kadar müsbet oldu. Bunda heybetli ve etkileyici bir görünüşe sahip olmasının yanında İslâmiyet’e ilgi duyan herkese aşk ile hizmeti görev bilen bir âşık olmasının büyük payı vardır. Nitekim kendisi, Yûnus Emre tarzında yazdığı şiirlerinde kullandığı “Aşkî” mahlası ile bunu ifade etmek istemiştir. Muzaffer Ozak, Avrupa ve Amerika seyahatleri sırasında Allah katındaki tek dinin İslâm olduğu âyetini özellikle vurgulamış, bu ifadeye açıklık getirmek üzere bütün peygamberlerin tek ilâha inanma sistemi olan İslâm’ı tebliğ ettiklerini, ancak hıristiyan ve yahudilerin bu birliği kavrayamayıp tarih boyunca peygamberlerin hatta azizlerin adlarına göre dinler ürettiklerini, gereksiz yere bunu bir rekabet ve çekişme konusu yaparak durmadan savaştıklarını, halbuki Kur’ân-ı Kerîm’de peygamberler arasında ayırım yapılmaması gerektiğinin ifade edildiğini belirtmiş, böyle ayırım yapan bir müslümanın dinden çıkmış sayılacağına dikkat çekmiştir. Hümanizm adı altında her dinden bir şeyler alıp birleştirerek bir dünya nizamı veya dini kurmaya çalışmanın yersiz olduğunu, ayrıca insan yapımı uydurma bir din olması dolayısıyla bunun dünya ve âhiret için tehlikeli bir iş olacağını her fırsatta tekrarlamıştır. Katı veya eskimiş saydıkları bazı hükümleri eleştirerek İslâm’ı küçük düşürmek isteyen hıristiyan ve yahudi cemaati mensuplarına kendi dinlerinden örneklerle cevap vermiş, diğer semavî dinlere yabancı olmadığını ve konuya tek taraflı bakmadığını ortaya koymuştur. Muzaffer Ozak, Nûreddin Cerrâhî Tekkesi’nde on dokuz yıl irşad faaliyetinde bulunduktan sonra 13 Şubat 1985 tarihinde vefat etti ve tekkenin türbe kısmına defnedildi.