Bu kitabı görür görmez merak etmeye, hakkında kafamda senaryolar kurmaya başlamıştım. Bunun sebebi konusuna falan bakmam da değildi üstelik. Özellikle polisiye, gerilim gibi türlerde kurguya ve bilgiye karşı hassas olduğum için spoiler yeme ihtimali bile beni merak ettiğim bir kitapla ilgili her şeyden kaçmaya itiyor. İki yazarın beraber yazdığını ve goodreadsde bir hayli yüksek bir puanı gördüğümde hemen çarklar dönmeye başladı.
Beklediğimden çok daha iyiydi. Bunun en büyük sebebi de klasik bir polisiye, kaçırma, cinayet vs. beklerken psikolojik gerilimle karşılaşmam sanırım. Hakkında hiçbir şey söylemek istemiyorum. Kurgusu, karakter isimleri, içindeki klişeler tamamen okurken modunuzu etkileyecektir. Bu yüzden tavsiyem özetini falan görürseniz kaçmanız. Sadece girişinden bahsetmek istiyorum ki sizi neyin beklediğini bilin. Jessica, etik üzerine yapılacak bir araştırmaya denek olarak katılıyor ve böylece birbirini tetikleyen olaylar zinciri başlıyor. Öyle kan, vahşet, cinayetler, polisler falan filan bekliyorsanız kesinlikle yanlış adrestesiniz. Kitabımızın bunlardan çok farklı bir yol izliyor.
Biraz karışık oldu, biliyorum. Sadece hakkında söylenen her şey spoiler olacağı için söylemek istediklerimi bastırmam gerekiyor, bu da haliyle yorumu tuhaflaştırıyor. Neyse, durun, toparlayacağım.
Kitabı niye sevdim? İlk olarak beni gerçekten gerdi. Yapısal olarak korku-gerilim-vahşet sevmem ama psikolojik gerilim ve şiddetten bir hayli etkilenirim. Bu yüzden çoğu insanın okuyup geçeceği şeyler bende iz bırakabiliyor ama uzun zamandır bir kitabı okurken bu kadar heyecanlanmamıştım. Rüyamda bile kitapla boğuştuğum, evin içinde "MANYAK MISINIZ SİİİİZZZZZ?!" diye bağırdığım oldu. Ayrıca yazarların psikolojiyi çok güzel işlediğini, sıkı araştırma yaptığını ve kurguyu çok güzel