İslami Yenilenme: Makaleler 1

·
Okunma
·
Beğeni
·
305
Gösterim
Adı:
İslami Yenilenme: Makaleler 1
Baskı tarihi:
2015
Sayfa sayısı:
166
Format:
Karton kapak
ISBN:
9944162937
Kitabın türü:
Çeviri:
Adil Çiftçi
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ankara Okulu Yayınları
Müslümanlar körü körüne Batı'ya teslim olmadan ya da, yine gözleri bağlı ona sırt çevirmeden gerekli özgüveni geliştirebilirlerse, en önemli vazifeleri gelecek için rehber edinmek maksadıyla, Kur'an'ı incelemek için sağlam bir yöntem geliştirmek olacaktır. Şu kesinlikle açıktır -ve on sekizinci asrın İhyacılığından beri kavranmış ve gittikçe de daha fazla kavranmaktadır- ki, Müslümanların, hukuk veya kelam alanında ortaya koydukları, mevcut halleriyle onlara bugün için kapsamlı bir rehberlikte bulunamaz. Tabii bu literatürde, özellikle hukukla ilgili eserlerde bir sürü değerli şey de vardır. İşte bu gittikçe artan kavrayıştan dolayıdır ki, son iki asırdır içtihat hakkında çok şey duyulmaktadır. Fakat bu içtihat, şimdiye kadar olduğu gibi parçacı ve rastgele değil, sistematik, kapsamlı ve uzak hedefli olmalıdır. Dahası, şu da anlaşılmalıdır ki, burada içtihattan söz edildiğinde, herkesten daha fazla imtiyazlı bir zihnin Müslümanlara 'Yolu' ebediyen gösterecek tek bir yanılmaz hükmünden bahsedilmemektedir. Bir fazilet ve bilgi abidesinin her konuda nihâi bir içtihatta bulunacağını düşünmek sadece safça değil son derece tehlikelidir de. İçtihat, düşünen kafaların çoğulcu bir çabası olmalıdır. Başta teşekkül asırları olmak üzere, sonraki dönemlerde İslâm'ın gelişimi konusundaki umumi bilgisizliğimizden dolayı, kendileriyle beraber yaşadığımız sosyal, siyasî ve ekonomik kurumları neredeyse Kur'an'ın kendisinden daha kutsal addeder olmuşuz.
(Tanıtım Bülteninden)
166 syf.
·7 günde·Puan vermedi
İslâm'ın nuru zaman ve şartlarına göre yeryüzünde gezerek Allah'ı idrak etmekte çaba gösteren toplumlarda yaşamaktadır. “Eğer bu (tebliği) gözardı ederseniz, Allah sizin yerinize, (ama) sizin gibi olmayacak, başka bir topluluk getirir.” Bu durum birey/toplum bazında bulunmakta o anın şartlarına göre şekillenmektedir. Biz politik, kültürel tarih akışına 20. yy'a baktığımızda Avrupa’nın çöküşü Amerika ile Rusya’nın rekabet halinde liderlik mücadelesi yanında üçüncü dünya ülkelerin de bağımsızlık ve şekillenme sancıları yaşadıklarını gördük. Kaderin kötü bir cilvesi olsa gerek, İslam ülkelerin emperyalist rekabetler içinde en zarar gören ülkeler oldular. Müslüman alimler, İslam ülkeleri için 19 ve 20 yy’da arayış ve oluşum için mücadele ettiler. 21 yy’da önceki yüzyıllara nazaran savaşlar azaldığından biraz sessizliğe de büründüğü malumdur. Bu tablo karşısında güçlü muhakeme/idrak sahibi alimlerin ortaya çıktığını bilmekteyiz. Bunun tartışmasız örneklerinden biride Pakistanlı alim olan Fazlur Rahman'dır.

Fazlur Rahman, 1919’dan 1988 yılları arasında yaşamış, 19 ve 20 yy değişimin, oluşumun sosyal/politik çerçeveleri dahilinde; sömürgecilikten bağımsızlık ideolojisine; Kemalist devriminden, İran devrimine; Vehhabî hareketinden, Senusî hareketine, moderniteden bilginin İslâmîleştirilmesine kadar geniş bir çalışma sahası kurmaya çalışmıştır. Bu çalışma sahasında Müslümanların durumlarını analiz ederken, iki husus üzerinde durur: Kur'an'ın temel ilkeleri ve bugünün tarihselliğine en iyi şekilde nasıl müdahil kılınabileceğinin yollarını araştırma, bunun metodolojisini oluşturma ve uygulama çabasında olmuştur. Kur'anî Hermeneutik projesi, Batılı beşeri bilimcilerin arkeolojik bir tarihselci yaklaşımına karşı iken, Müslüman araştırmacılara ise doğru bir İslâm araştırma yöntemi olarak örnek teşkil eden, bir metodoloji önerisidir.

Rahman, Batı’nın 17 ile 18 yy'da bulunduğu vaatleri, 19 ve 20 yy'da sözlerini tutmamalarına karşılık, üçüncü dünya ülkelerin bu gerçeği idrak edememeleri konusunda büyük bir üzüntü duymuştur. Buna karşılık Rahman'ın arzusu; Kur'an'ın temel amacı olan yeryüzünde adil bir toplum oluşturulduğunu göre bilmekti.

Fazlur Rahman, “İslâm'ın Sorunlar ve Fırsatlar” başlığıyla İslâmî Diriliş kavramının günümüz algısında ki farklılıklarından bahseder. Günümüz İslâmî gelişmeler konusunda tarihsel süreç nasıl olmuştur. Bu süreç içinde Müslüman ülkelerin rol ve oluşumlara değinerek, ilki 18 yy'da Abdu'l-Vehhab liderliğinde Vehhabî Hareketi'nin ahlaki ve manevi durumundan bahseder. İslam Rönesans’ı savunduğu ve bu dayanağı Yeni-Modernizm ile Kur’an/Sünnet merkezli çağın/geleceğin şartlarına göre var olmayı savunur. Müslümanların, geleneksel din telakkisi’nin tespiti ile zihinsel bir dönüşümün oluşmasında İslam modernistleri, örnek olarak gösterir.

Fazlur Rahman, İslâm hakikatini insan algısında ki durumunu hak ettiği dönüşümü şu yolla yapmaya çalışır: İslâm’ı tarihin enkazından temizlemek ister. Bu konuda İslâm’ı temsil eden kesimleri analiz ederken gelenekçi ehli sünnet, sufî çevreler ve yeni-ihyacıların tespitleri yanında onların dönüşüm konusunda tenkitlerde bulunmaya çalışır. Ayrıca İslam'ın sadece Müslümanlarla sınırlı kalmamayı, topyekûn tüm dünyada canlı bir güç haline getirmek gerektiğini savunur.
Fazlur Rahman, bütün çabalarıyla yeni bir ekol ortaya çıkarmaktan çok samimi bir hâl ile metodoloji sorunlarına, zihni uyuşukluğa, toplumun bazı yanlış algısına karşılık, İslâmî Yenilenme/Modernleşme, hukuk ve ahlak konularını bireye/topluma dönük tespit ve çözümler vermeye çalışır.

Adil Çiftçi'nin derleme ve çevirisini yaptığı “İslâmî Yenilenme” başlıklı dört makale kitabından birincisi olan bu eser; Kur'an'ın bazı temel ahlaki kavramlarını anlamaya, Allah’ın Elçisi (sav) ve mesajını idrak etmeye, İslâm ve Siyasetin aksiyon hizmet bağlamında -okura sıkıcı gelebilecek bir konu aslında- ilişkilerini kavrama, Fazlur Rahman’ının savunduğu ‘modernist hareket’ ortaya çıkması için çözmesi gereken sorunlar ve kaçırmaması gereken fırsatlara değinmekle, İslam’ın geleceği ve hukuk ahlak konularıyla yedi makaleden oluşan bir eseridir. İlahiyat ve akademik çevrelerce tanınan Fazlur Rahman, yazılarından dolayı kendi halkının bazı kişilerce tarafından tepkilerine sebep oldu, bu durum onun 1968’de Pakistan’ı terk etmesine sebep oldu. 1969’dan itibaren Amerika’da İslâm Düşüncesi Profesörü olarak 1988 yılı vefatına kadar burada çalıştı.

Fazlur Rahman, İslâmî Yenilenme, Makaleler I, çev. Adil Çiftçi, Ankara Okulu yay., 5. Baskı, Aralık-2018, Ankara.

Yunus Özdemir.
166 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Fazlur Rahman'ı yeniden düşündüm bu kitabı bir kez daha okurken. İçimizde var olan soruları ortaya koyan bu adam gelenekçi ehli sünnet ve sufi çevrelerin nefretini kazanmışsa o zaman biz de ona öyle mi yaklaşmalıyız. Ya da onun gibi tavır alma ve düşünmenin Kur'an ve İslam Peygamberinin en has yolu olduğuna dair düşüncemizi mi pekiştirmeliyiz?

Gidiyorum geliyorum onun en güzel şekilde tariflendirdiği gibi düşünmek ve inanmaktan uzak kalamıyorum. Bazan ona katılmadığım yerler oluyor. Sorular yeterince kuvvetlenmeyip ortalıkla yaprak gibi savruluyor. Bazan demokrasi/şura fikri üzerinde bu kadar durmuş olmasından soğuyorum. Bazan bundan daha mantıklısı olmaz ki diyorum.

O zaten bir önder gibi ortaya çıkıp bir mezhep ekol (ortodoksi) oluşturma derdinde değildi sanırım. Samimi bir çabanın içinde hayatını sürdürmüş. Belki de Amerika'da yaşamak isteğinde değildi. Sözleri ve düşünceleri bu topraklarda şiddetle karşılacaktı -ki öyle olmuştu-.

İslami yenilikçinin içindeki en büyük endişe sekülerizme laikliğe kayıp Kur'an'ın vaz ettiği bütüncül kimlikten uzaklakşma korkusudur. Oysa Fazlur Rahman birçok yerde verdiği örneklerle İslami yenilikçinin asla seküler/laik olmadığını aksine İslam'ın hayatın her alanına yönelik bir hayat tarzı olduğunu kuvvetle söyleyenin İslami yenilikçi olduğunu söylüyor. Hatta gelenksel ulemanın bazı konuların kapsam dışında olduğuna yönelik tutumuyla yarı laik/seküler hala geldiğini vurguluyor.

Allah razı olsun ondan.
Kur'an'a göre bu dünyada (şu veya bu açıdan) başta / önde bulunmak ebediyen devam etmez. Çünkü iktidarda ve refah içinde bulunan insanlar er veya geç takvayı kaybederler ve 'yeryüzünü bozmaya, fesad çıkarmaya' başlarlar; böylece de onların sahneden kalkmaları kaçınılmaz olur.
〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰
Kur'an, Peygamber'in Kur'an'la şereflenmesi dışında hiçbir mucize göstermediğini söylerken, İslam geleneği sanki diğer dini geleneklerle yarışır şekilde ona sayısız mucizeler atfetmiştir.
" Miras aldıkları önyargılardan başka, Batılıların Peygamber'i anlamadaki zorlukları onun Mekkeli ve Medineli kariyerini iki ayrı -esasında tamamen bağlantısız- dönem olarak görmelerinden kaynaklanmaktadır. Mekke döneminde o, Batılı yazarlara göre gerçek anlamda ilham alan bir şahsiyet; acı çeken ve ezilen bir peygamber olarak görünmektedir. Bu durumda o İsa'nın Hıristiyan imajını çağrıştırmaktadır. Fakat Medine'de o, savaş yapar, kanun koyar, yargılar ve yönetir. Aynı zamanda, birçok hanımla evlenerek Batılıların gözünde sıradan bir insan konumuna gelir. Bu ikili şema, sadece Mekke ve Medine'de aynı içtenlik ve güçle Peygamber'e vahyedilen Kur'an tarafından tekzip edilmekle kalmayıp, Peygamber'in kendisinin ruhsal geçmişine yakından bir göz atmakla da çürütülebilir.
〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰
İslam'da hiçbir zaman, gerçek anlamda 'İslami Felsefe' (Islamic Philosphy) ya da 'İslam Felsefesi' (Philosophy of Islam) diyebileceğimiz bir sistem ortaya çıkmadı.
Eğer İslam'ın sadece bir geçmişi olup geleceği olmayacaksa, Müslümanların, bu sıfatla uğruna yaşayacakları hemen hiçbir şeyleri kalmayacaktır.
" Her şeyden önce şu bilinmelidir ki, İslâm modernizmi sekülerizm ile aynı şey değildir. Oldukça çok sayıda Batılı sosyal bilimci, özellikle de siyaset bilimciler, kısmen cahillikten; geniş ölçüde de, şüphem bu yönde, öyle görmek istedikleri için ikisini özdeşleştirmektedirler. Onlar her türlü modernleştirme/ modernleşme çabasının sekülerleşme olduğunu farz ederler; İslam söz konusu olduğunda bu tamamen gerçek dışıdır. Bir Müslüman modernist her parçasıyla, her tarafıyla Islâmî'dir. Dahası, Islâm'ın hayatın bütün alanlarına tatbik edilebilir olduğu ve belirli dinî ibadetler, aile hukuku ve Kur'an'ın bazı cezaî hükümleri ile sınırlandırılmayacağı fikirini açık bir tarzda (yeniden) ortaya koyan bizzat Müslüman modernist olmuştur. Ulema bunun aksi bir uygulamaya koyulmuş ve böylece de yarı seküler haline gelmişti. Gerçek olan, İslâm modernizminin İslam liberalizmini temsil ediyor olmasıdır; o modern Batı'dan önemli liberal sosyal değerleri alıp, bu değerlerin gerçekliği veya doğruluğu hakkında deliller göstermek maksadıyla Kur'an'ı yorumladılar; yoksa sosyal bilimcilerin deyip durdukları sırf onları 'meşrulaştırmak/ haklı göstermek' için değil. Çünkü bu, Kur'an ve Peygamberin mirasını yeniden anlama sürecinde söz konusu olan ve mesele ile doğrudan ilgili olan şey, sadece Müslümanın aklı değil, daha da fazla, onun inancıdır. Böyle bir durum karşısında 'haklı göstermenin' ne anlama geldiğini anlayamamaktayım. Müslüman modernist kesinlikle, Batılı sosyal değerlerin hepsini birden kabul etmez. Çok önemli olan bazı değerleri tamamen reddeder. O, kadının toplumsal hayata katılımını savunurken, mesela yeni seks/ cinsiyet ahlakının Batı'da yaptığı tahribata gözlerini kapamaz; aile kurumunun harap edilişine de kör değildir. "
〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰〰

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İslami Yenilenme: Makaleler 1
Baskı tarihi:
2015
Sayfa sayısı:
166
Format:
Karton kapak
ISBN:
9944162937
Kitabın türü:
Çeviri:
Adil Çiftçi
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ankara Okulu Yayınları
Müslümanlar körü körüne Batı'ya teslim olmadan ya da, yine gözleri bağlı ona sırt çevirmeden gerekli özgüveni geliştirebilirlerse, en önemli vazifeleri gelecek için rehber edinmek maksadıyla, Kur'an'ı incelemek için sağlam bir yöntem geliştirmek olacaktır. Şu kesinlikle açıktır -ve on sekizinci asrın İhyacılığından beri kavranmış ve gittikçe de daha fazla kavranmaktadır- ki, Müslümanların, hukuk veya kelam alanında ortaya koydukları, mevcut halleriyle onlara bugün için kapsamlı bir rehberlikte bulunamaz. Tabii bu literatürde, özellikle hukukla ilgili eserlerde bir sürü değerli şey de vardır. İşte bu gittikçe artan kavrayıştan dolayıdır ki, son iki asırdır içtihat hakkında çok şey duyulmaktadır. Fakat bu içtihat, şimdiye kadar olduğu gibi parçacı ve rastgele değil, sistematik, kapsamlı ve uzak hedefli olmalıdır. Dahası, şu da anlaşılmalıdır ki, burada içtihattan söz edildiğinde, herkesten daha fazla imtiyazlı bir zihnin Müslümanlara 'Yolu' ebediyen gösterecek tek bir yanılmaz hükmünden bahsedilmemektedir. Bir fazilet ve bilgi abidesinin her konuda nihâi bir içtihatta bulunacağını düşünmek sadece safça değil son derece tehlikelidir de. İçtihat, düşünen kafaların çoğulcu bir çabası olmalıdır. Başta teşekkül asırları olmak üzere, sonraki dönemlerde İslâm'ın gelişimi konusundaki umumi bilgisizliğimizden dolayı, kendileriyle beraber yaşadığımız sosyal, siyasî ve ekonomik kurumları neredeyse Kur'an'ın kendisinden daha kutsal addeder olmuşuz.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 14 okur

  • Fatih pamuk
  • Ciwan Salih
  • Rumeysa
  • İsmail Sen
  • Yunus Özdemir
  • .:A:.
  • f_d
  • Merve Sarıkaya
  • Cengizhan06
  • Tuğrul Tereci

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%40 (2)
9
%20 (1)
8
%0
7
%20 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%20 (1)