Ahmet Tezcan belki yirmi yıldır takip ettiğim bir yazar. Geçmişte Dördüncü Kuvvet Medya başlığıyla medya eleştirilerini çok okudum. Belli başlı bir kitabını okumamıştım. Öğrendim ki zaten bu da onun ilk belli başlı kitabıymış. “Alkımın Altından Kimse Geçemez” üçlemesinin ilk kitabı. Okumadığım ikinci kitabı Sarı’da böyle yazıyor. Üçüncüsü henüz çıkmadı.
Kitabın kendisinde okumadım. Ama yorumlarda gördüm ki yazar burada kendi hayatından kesitler anlatıyor. Kendi hayatı ekseninde bir dönemi yazıyor. 60’lı yılları anlatıyor. Bediüzzaman’ın vefat ettiği, Menderes’in asıldığı, Risalelerin ve “ne olur ne olmaz” denilerek tüm Osmanlıca eserlerin naylonlara sarılıp toğrağa saklandığı Osman Bölükbaşı’lı yılları.
Kitap akıcı bir üsluba sahip. Yer yer argo, yer yer “Batıl şeyleri iyice tasvir, safi zihinleri idlaldir.” gerçeğine uygun cümleler de var. Romancı işte, hayatın içinde olan bazen en mahrem konuları da es geçmiyor, geçemiyor.
Kitapta iki İsmet, iki de Hikmet var. “İsmetlerden bir tanesi, mahallede ‘acer gelin’ diye bilinen ama bizim mahallenin yosması diyebileceğimiz, fingirdek bir kadındır. Diğer İsmet ise, arka planda olan ama siyasi ihtirası bütün memleketin üstüne bir gölge gibi çökmüş olan İsmet Paşa’dır.” “İki İsmet’in hikayesi şiddetin ve şehvetin hikayesidir.” “Şiddet ve şehvetin panzehiri olan uhuvvet ve muhabbet ise Hikmetler ile ortaya çıkıyor.” Birisi Nurcu Çerkes Hikmet Usta, diğeri kominist Doktor Hikmet. İki hikmet her ne kadar zıt kutuplar gibi dursalar da aslında sosyal olaylara bakışı bir o kadar yakındır. Sadece birisi Allah diyor, kader diyor; diğeri determinizm diyor, her şeyi akla vuruyor. (Determinizm: Evreninin işleyişinin, evrende gerçekleşen olayların çeşitli bilimsel yasalarla, örneğin fizik yasaları ile, belirlenmiş olduğunu ve bu