"KAPI"
Ah! Nefesin Bella
Tuna boylarında koşan
İstanbul'lu bir rüzgar
Kalbimi üşüten zemheri
Güm güm güm
Yeniden vuruyor mehteri
İkimizde çok güzeliz.
Bakma gözlerime demli çay gibi
İçimi okuma,
Gir orda kal
Şairin z/aman/sızı
Ortalığı karıştırma Bella
Tarihin sahipsiz kızı
Modern Türk şiirinde derin izler bırakan, metaforik zenginliği ve varoluşsal sorgulamalarıyla öne çıkan bir eser. İçsel melankoli ile toplumsal duyarlılığı harmanlayan, şiiri artık mecazi bir metin değil, hissedilen ve yaşanan bir deneyim hâline getiren bir kitap. Yazarın dili, imgeleri kullanma biçimi ve tematik derinliği, bizleri hem bireysel hem de evrensel bir yolculuğa davet ediyor.
Kapıyı bir kez araladığınızda, sözcüklerin arasından geçip kendi duygularınıza, geçmişinize, özlemlerinize doğru yürümeye başlıyoruz.
Yazar, duygularını doğrudan yaşarken bunu romantik bir hüviyetle, mesafe kaybetmeden aktarmış.
Şiirlerde yer yer toplumsal duyarlılık hissediliyor. Anadolu’nun kültürel aktarım gücüne inanan şair, şiiri halka dokunan bir dil olarak kullanmış.
Anadolu’nun izlerini şiirlerinde duyumsamak mümkün. Bir bakmışız bir aşkın izini sürerken, bir bakmışız bir şehrin tarihi dokusuna, bir annenin duasına, bir çocuğun yoksul gözlerine konuk olmuşuz.
“Kapı”, yalnızca bir nesne değil; geçişin, değişimin, bazen ayrılığın, bazen de yeniden başlamanın simgesi. Kitaptaki her şiir, bir başka duyguya, bir başka zaman dilimine açılıyor. Şairin kaleminde kapılar; bir eve değil, bir yüreğe, bir hatıraya, bazen de kırılmış bir cümleye çıkıyor.
Şiirler romantik ama yüzeysel değil. Derin ama ulaşılmaz değil. Zihni de kalbi de aynı anda besliyor. Kitabı okurken zaman zaman şairin o derin iç sesini, zaman zaman modern şiirin yenilikçi nefesini duyumsuyoruz.
Kimimiz geçmişe döneriz, kimimiz hayalini kurduğumuz