Ali Ayçil'in Karşı Roman'ı nefis bir antiroman örneği. Hacim olarak az gibi görünse de 144 sayfalık çok yoğun bir romana imza atmış yazar. Anlatı boyunca Mehmet Manas adlı karakterin zihninin sarmalında dönüp duruyoruz. Çocukluğu, gençliği, namı diğer boşanma/şehir avukatı sevgilisi Berna, ev sahibi Mümtaz Taşoluk ve hayatına giren diğer karakterlerle adeta bir labirentin içindeyiz. Altunizade sokaklarında yürüyüş yapan, kendi deyimiyle Savunmasını hazırlayan bir karakterin aklının dolambaçlı yollarında sayfalar boyunca adımlıyoruz.
Bir karşıtlıklar romanıyla karşı karşıyayız. Tarihle karşı tarihin, karaşınla sarışının, şehir avukatıyla taşra avukatının, romanla karşı romanın, Miles Davis'le Davut Sulari'nin bir araya geldiği, laytmotiflerle örülmüş bir eser Karşı Roman. Kapakta da yer alan kurt metaforuyla aslında çok şey anlatan, toplumsal ve siyasi eleştirilerde bulunan ama tüm bunları yaparken alttan alta ve karakterler üstünden yürüten bir anlatıma da sahip ayrıca. Esere dair tek olumsuz eleştirim biraz fazla italik kullanımı.
Upuzun paragrafları, bölümsüz, hiç duraksamayan anlatımı, "Henkür Menkür" ve "Bir Şehir" gibi yan hikâyeleriyle son zamanlarda okuduğum en iyi roman ya da antiroman ya da postmodern anlatı (adına hangisini yakıştırmak istersek) diyebilirim.
Bu kitabı detaylıca anlattığım videoyu izlemek için: youtu.be/FR-MSfvoGQQ
Karşı RomanAli Ayçil · İletişim Yayınları · 2024141 okunma
İnsanın kendine 'karşı' bir harekete geçmesi,karşı çıkışların en zoru olabilir.Her şeyle ve herkesle ters düşülebilir,düze çıkılabilir ama kendinizle ters düşünce her şey tepetaklak oluyor; işte o zaman düze çıkmak için sayısız kez ayağa kalkmak gerekiyor.Tüm geçmiş sarsıntılara rağmen yeniden ayakta durabilmenin romanı:Karşı Roman.
Aynaya ve topluma doğrultulmuş kör eden bir ışık,kalpte biriktirilen tüm sitemlerin hırçın bir isyana dönüştüğü nefis bir roman.
Karşı Roman kişisel bir savunma ile başlıyor.Mehmet Manas'ın 'kasaba şeytanı'ndan sağ çıkmasının kasabanın ölümü olmadığını bilsek de birinin kişisel tarihinin baştan yazılacak olması umut veriyor.Yürümekten yorgun düşmüş bir çocuğun tüm kavgalarını yürüyerek aşması,hayatın çivi çiviyi söker deyişi olsa gerek.
Metinlerarası kullanımlar ile romanda zaman zaman geçmişteki karakterlere rastlıyoruz.Kurgudaki rolleri ile dirilip 'Karşı Roman'a ustalıkla dahil ediliyorlar.Arka planda ise sürüden ayrılmak isteyen,sürüyü dağıtmak isteyen birinin 'kurtlara ve yabani hayvanlara' teşekkürünü görüyoruz.
Hayal kurmaktan deli gibi korkan öğretmenlerin içinden çocukluk ejderhalarını da alıp kaçan bir çocuğun,yıllar sonra bir cam kenarında hayaller kurarak tarihe karşı gelişini bir aşkla sarmalıyor Ali Ayçil.Berna'nın Mehmet'te yaşadığı tamamlanma hissinin şifalı tarafı da buydu galiba.İnsan daima çocukluğundaki ejderhaları anlatabileceği birilerini seviyor.Yarasına merhem olabildiği kadar yarasını açabiliyor aşkına yahut karşı tarafa.Berna ile Mehmet'te de böyle bir sarmalanış var.
Hatıralar,yaşanmışlıklar siz onları canlı tutmak istediğiniz sürece capcanlı kalıyor.Bir gün ışığı söndüğünde razı olmak gerekmez mi?Cansız,ruhsuz hiçbir hatıraya sığınmamak gerekiyor.Sığınaklar şekil değiştiriyor;bazen bir 'Kıraathane' ,bir
Karşı RomanAli Ayçil · İletişim Yayınları · 2024141 okunma
Araba Sevdası romanındaki Bihruz Bey’e ve Periveş Hanım’a atıfta bulunan roman bir özelliğe sahip; Karşıtlığa...Bir karşıtlıklar romanı.Taşra ile şehir, sarışın ile esmer,tarih ve karşı tarih.
Mehmet Manas ana karakter ve biz okur olarak onun zihninden geçenlerden romanı okuruz.Mehmet Manas’ın aklının içinde geziniriz. Fakat zihni çıkmazlarla dolu sokaklar gibidir,biraz da bir döngüye sahiptir biraz da labirent gibidir.
İçinde siyasi ve hayli toplumsal eleştirilerin olduğu roman upuzun paragraflara ve çok defa tekrar edilen cümlelere ve haliyle tekrar eden düşüncelere sahip.Bu ayrıntı yorucu değil ve aynı zamanda romanın anlatmak istediğinin atmosferini kurar.
Mehmet Manas’ın sevgilisi olan boşanma avukatı Berna,ev sahibi Taşoluk çifti,anne vb kişiler romanın başka karakterleri fakat ağırlık Mehmet Manas karakteri üzerindedir.
Biz okur olarak karakterin aklında dolanırken o da haftalarca aksattığı yürüyüşünü yapar. Ayakları onu aynı noktaya götürür,hayatın orta yeri olarak adlandırdığı yere.Aynı zamana kendi zihninin dolambaçlı yollarında gezinir. Yürüdüğü yerlerde eski şehrin kayıt tuttuğu kişilerden de bahseder; Figâni,Nefî,Genç Osman gibi.Bu yürüyüş düzayak olmayan yerlerde,bir karşı tarihçinin tarih tarafından en çok tacize uğrayacağı yönlere doğru yapılır.Bu yürüyüşün adı da “Savunma yürüyüşü”dür.Peki bu yürüyüşün bir varış noktası bulunur mu? Evet.Ezelin ve ebedin birbirine sarıldığı,tüm karşıtlıkların bir döngüye kapıldığı ve birbirini imha ettikleri yer varış noktasıdır.
Romanda hayat hikayesi hayli acı olan ekmekçi, fırıncı,yemci ve yazar Hagop Mıntzuri (Demirciyan) ile Âşık Davut Sulari ile karşılaşmak keyifliydi. Tabii ki romanın konusuyla bu rastlantının bir bağı var.
Karşı RomanAli Ayçil · İletişim Yayınları · 2024141 okunma
Roman'ın ana karakteri, ona geçmişini hatırlatan, hatıralarının yoğunlaştığı sokaklarda durmaksızın yürümek suretiyle geçmişi üzerinde bir düşünce faaliyetine girmiş, bu faaliyet onu bir iç hesaplaşmaya yöneltmiştir.
Insan zihninin zaman ve mekandan bağımsız, hiç alaka kurulamayan olayları peş peşe hatırlaması, olmadık şeylerin olmadık şeyleri çağrıştırması, kitabın yazılış biçimini de etkilemiş. Bu açıdan kitap bir olaydan diğerine atlıyor, insan zihninin düşünme hızıyla, bunların kitapta yazıya dökülmesi neredeyse yarış halinde, bu da okurken karmaşıklığa ve okuyucunun yorulmasına sebebiyet veriyor.
Kitabın en sevdiğim yönü yürüyüş insanının yürüdüğü mekanların tanıdık olması ve benim de hatıralarımı canlandırması. :) ( Marmara ilahiyat durağı, Nuh kuyusu, ermeni mezarlığı, capitol, bağlarbaşı..)
Ve tabiki yazarın tarih ve karşı tarih ayrımını neredeyse her sayfada zikretmesi biraz canımı sıksa da artık tarihe eski gözle bakamayacak olmam, okuduğum Tarih'in bir de karşısının var olduğunu bilmek, onlara da hak vermeye çalışmak bu kitabın bendeki en derin izi olarak kalacak. Mesela İstanbul'un fethine Bizans açısından hiç bakmamıştım. Bizim kazandığımız şanlı bir zafer onlar için ne ifade ediyordu? İnsan kazanmayı aklına koyduğu vakit, karşı taraftakiler ölüm dahil her şeyi hak ediyor mu sahi?
Ali Ayçil ' in şiirleri dışında tüm kitaplarını severek okudum. Bu kitabını da uzun zaman önce heyecanla aldım fakat başlamak bir türlü nasip olmadı. Galiba biraz isminden dolayı pek ısınamadım.
Kitaba başladığımda üslubu ilk başta beni biraz rahatsız etti. Sert, hızlı, vurgusuz bir konuşmacıyı dinliyor gibiydim. Bunun karşı roman tekniği ile ilgili olduğunu öğrenince biraz daha önyargısız okumaya devam ettim. Yine de ortalara doğru çok sıkıldım, kahramanın sizlanmalari, söylemeleri, kendini aklama çabaları yersiz ve anlamsız geldi. Yine de sebat edip devam ettim ve sonraları kitabın dili beni rahatsız etmiyordu artık.
Kitabın ortalarına kadar da kurgunun yerleşmesi, karakterlerin kurgunun oturması için sabretmem gerekti. Bu noktaya kadar da yazarın zaman zaman tekrarladığı ve "savunma " adı verdiği konuşmanın amaci ve olayların başından baslyarak geldiği noktaya kadar geçmesi gereken kısa özeti tekrar tekrar okumak gerekiyordu. Bu bölümler de edebi bir tirad gibi geliyor ve beni sıkıyordu.
Kitabın ortalarindan itibaren bilinç akışı tekniği ile zamanda geri ve ileri atlamalar ile kahramanımızın anlattıklarını okumaya devam ederken fazla bir olay olmayacağını düşünmeye başladım. Son 30 sayfa ise zaman zaman yutkunarak zaman zaman nefesimi tutarak zaman zaman da gözyaşları içinde okuduğum bölümü oldu.Tabi bunda kulakligimdan dinlediğim "another love" şarkısının enstrümantal versiyonu da etkili olmuş olabilir :) Kitapta sıklıkla yer alan Miles Davis'e inat benim Tom odell dinlemem de şahsi karşı tarih anlayışımdan kaynaklanıyor olabilir:) Şaka bir yana kitabın ortalarına kadar kişileri ve olayları anlatan, karşı tarih fikrini anlatmaya çalışan yazar Berna için natürmort ve İlhan'in savunması bölümleri ile hem edebi hem de kurgusal olarak eski Ali Ayçil kalemine
Karşı RomanAli Ayçil · İletişim Yayınları · 2024141 okunma
Kitap bana baştan sona bir sızlanmalar bütünü olarak geldi. Hani başarısızlıkları kendi olamayışı ve hayatındaki eksiklikleri hep çocukluk travmalarına annesine babasına bağlayan tipler olur ya öyle. Bu anne baba hem aile anlamında hem de daha genel manada bir temsil ( devlet ya da otorite) Bence bu karşı tarih ve savunma dediği şey kocaman bir sızlanma otobiyografisi.
Karşı RomanAli Ayçil · İletişim Yayınları · 2024141 okunma
Berbanin ölmüş olmasını hiç beklemiyordum.
Artık bılir hayat savunmasi yapmanın vakti gelmişti.
Genel olarak etkileyeciydi yeniden başlamak için.
Bazı yerlerde kendimi gördüm yani karşı tarih insanı.
Karşı RomanAli Ayçil · İletişim Yayınları · 2024141 okunma
Uzun zamandan sonra ruhuma dokunan bir kitabı okumanın mutluluğu içindeyim.Kitabın tek kötü yanı kısa olması keşke Mehmeet ( kitabın anlatıcısı ve kahramanı) biraz daha anlatsa ben de biraz daha onun dünyasının içinde kendi dünyamı bulsam dedim. Çok uzatmadan böyle kitaplar iyiki var ve daha güzeli onlarla tanışmaya vesile olan güzel insan(lar) iyikii var.
Karşı RomanAli Ayçil · İletişim Yayınları · 2024141 okunma
Gerçek bir şairin elinden çıktığı her satırında belli oluyor. Ancak bu kitapta şiirsel anlatımdan daha fazlası anlatımın biçimi. Baş karakterin savunma olarak adlandırdığı hayat hikayesini daha doğrusu hayatının muhasebesini spiral bir biçimiyle anlatışıyla karşı karşıya kalıyoruz. Baştan sona etkileyici bir anlatım. Roman deyince olaylar silsilesi ile karşılaşacağınızı umuyorsanız, ummayın yani. Alışılmışın dışında bir roman okurken bir yandan baş karakter Mehmet'in hayatını şekillendirmiş şahsiyetlerin karakter analizlerini yaparken kendisinin kurmuş olduğu sevgi bağlarından bizim de kursağımıza birer düğüm düşüyor. Mehmet'in Berna ile olan ilişkisi, aşkın iyileştiren, yetiştiren, geliştiren yönleriyle içimizi ısıtıyor.
Okuyun da hep beraber canımızı sıkalım.
Daha önce Sur Kenti Hikayeleri'ni okumuştum Ayçil'in. Gayet akıcı, zekice kurgulanmış, içine çeken atmosfere sahip bir kitaptı. Puslu Kıtalar Atlası'ndan altta kalır yanı yoktu desem yeridir. Şimdi de Karşı Roman'ı okudum. Önce Dergah dergisinin apar topar kapanışı (ara verişi?) ardından da Ayçil'in romanını İletişim yayınlarından çıkarması elbette dikkat çekti. Bu nedenle de 2024 yılının edebiyat dedikodularından biri haline geldi.
Kitapta bariz şekilde hissettiğim şey karşıtlık oldu. İki taraf. Bu mahalle o mahalle. Dindar seküler. Doğu ve Batı. Sağ ve sol. Geleneksel modern. Taşra merkez. Cemiyet ferd... Yani Kırıkkale Parabellum... Daryush Shayagen'ın Yaralı Bilinç dediği şey bir bakıma. Doğulu kalamayan ama batılılaşamayan da... Araftaki kararsız toplumun yaralı bilinçleri.
Bu hususlar romanın baş kahramanı Mehmet Manas'ın yürüyüşlerinde oluşturduğu Karşı Tarih Savunması üzerinden aktarılıyor. Hızlı, vurgulu ve dinamik bir anlatımla değil. Yavaş, ağır ve yoğun bir anlatımla yapıyor bunu Ayçil.
Romanda yoğun bir Tanpınar havası esiyor. Hatta öyle ki Doktor Ramiz'le Hayri İrdal'a da denk geldiğimiz oluyor.
Mehmet Manas'ın Boşanma Avukatı sevgilisi Berna ile olan bölümleri de nedense Barış Bıçakçı'nın Bizim Büyük Çaresizliğimiz kitabını getirdi aklıma.
Kitabın orijinal bir yanı ve okumaya değer olduğu aşikar.
Bakalım Mehmet Manas'ın Savunması ne ölçüde kabul ettirecek kendisini. Zaman kimden yana çıkacak. Tarihten mi, Karşı Tarih'ten mi?
1969 yılında Erzincan'da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Erzincan'da, yükseköğrenimini Erzurum Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi Tarih Bölümü'nde tamamladı. Şiir ve yazıları Dergâh, Hece, Kitaplık, Varlık gibi dergilerde yayımlandı. Kitaplarından Bir Japon Nasıl Ölür, 2018 TYB Şiir Ödülünü alSur Kenti Hikayeleri İngilizceye çevrilerek Hindistan’da yayımlandı.