#Okudum
#Kebbat_1
#FilizGökdemirKöşker
#Polisiye
#350sayfa
Keşke hiç bitmese dediğim kitaplardan biriydi. Konusu, kişiler, mekanlar, gelin ziyneti değerinde yerinde tasvirler sıkılmadan ilerlemenizi sağlıyor. Sanki bir tren yolculuğundasınız. Mevsim tıpkı romandaki gibi. Sarı, yazla vedalaşma, sonbahar yaprakları arasında sıcak ellerin sevdalı buluşmasına koşar adım yol alan bir polisiye aşk hikayesi. Dili, sade akıcı ve anlaşılır.
Konusundan çok düşlerimde, geçmişimde, hayalimde ve kalbimde bıraktığı lezzet kitabı ayrıcalıklı kıldı. Bahsim, insan ilişkileri, saygın, vefalı, bir evlilikte rollerin asilliğine tanık olmamdı. Roman okuduğum saatlere değer kattı. Elbette zarif yazarımızın naif ve anaç kimliği yürek komşuluğumuz oldu. Bazı kitaplar okuyucunun anladığı ve ruhunun beslendiği oranda üzerine bir gömlek gibi kip oturur. Açlık duymaz. Keşke şu duyguyu, tasviri, huzuru, merakı destekleseydi dedirtmez. İşte bu da o kitaplardan biriydi. Aldığınız keyif, hüzün, acı, coşku, heyecan, merak romanın içindeki kişilerinden biriymişsiniz gibi hissettiriyor. Bu aslında romanın kaderine ortak olmaktır bir bakıma. Benimsemektir. Mesela, kitapta adı geçen Şanlı Urfanın Birecik ilçesinde, yazları bir avluda tahtta uyumaktan söz ediliyor. (Yatmak için ahşap veya demirden yapılmış bir buçuk metrelik karyola.) Küçüklüğümde yıldızları izlediğim, rüyalara daldığım Urfadaki dam palas dede evine götürdü. Aşiyan, yani kuş evlerinin görüntüsü eşliğinde, küçük bodur nar ağaçlarının süsü bambaşkadır. Sabahın Güneydoğuda eşsiz kızıl, sarı, lacivert doğuşu, kuşların kanat çırpma sesi, serin meltem rüzgarının açıkta kalan elinizi, ayağınızı, yüzünüzü ipeksi dokunuşlarla yalayışı, taş fırından mayasız pide, kebbat (Bergamot) aromalı kaçak çayın enfes kokularıyla etrafı sardığı anlar rüya