Adı:
Koğuş
Baskı tarihi:
Mayıs 2016
Sayfa sayısı:
352
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053438519
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Der Trakt
Çeviri:
Atilla Dirim
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Pegasus Yayınları
Seni kovalayan anılarınsa kaçıp saklanamazsın.
Yüzleşmekten başka çaren yok.

Söyle bana,
Kocan seni daha önce hiç görmediğini söylüyor.
Ve herkes bir çocuğunun olmadığını iddia ediyor.
Kimse sana inanmıyorken kime güvenebilirsin?
Peki aslında sen kimsin?
Gece yarısı bir anda karşısına çıkan bir araba ve oğlunu kendisinden söküp alan dövmeli bir kol…
Sybille’nin hatırlayabildiği tek şey budur. Şimdi penceresiz bir koğuşta yatarken karşısındaki doktor ona iki ay komada kaldığını söyler. Çocuğunu sorduğundaysa kendisine çocuğunun olmadığı cevabı verilir. Durumu anlamlandıramayan Sybille koğuştan kaçar. Evini bulmayı başarıp kocasına kavuşunca kâbusunun sona erdiğini düşünür ama yanılıyordur. Çünkü kocası onu reddetmekte ve bir çocukları olmadığını iddia etmektedir. Sırlar aydınlanmaya başladığında ise Sybille kâbusunun daha yeni başladığını anlayacaktır.

“İlk sayfasından itibaren okuyucuyu kendine çekiyor ve yakasını bir an olsun bırakmıyor.” Huffingtonpostde

“Heyecan dozu yüksek bir psikolojik gerilim, size doğru sandığınız her şeyi unutturacak.” Bücherrezensionenorg

“Strobel tüm kitap boyunca şeytani zekâsını sonuna kadar kullanmış. Normallik ile delilik arasında gidip gelen, insanı diken üzerinde tutan bir hikâye.” Krimi-couchde
.
352 syf.
·3 günde
"Kes şunu, Hannes! Bu ne biçim saçmalık böyle?!" diye bağırdı kendisiyle evli olan, ancak her nedense kendisini tanımıyormuş gibi davranan kocasına. "Hepiniz aynı anda kafayı mı yediniz? Yüzüme bak Johannes Aurich. Karşında karın duruyor Sibylle Aurich. Kızlık soyadı Fries. 25 Haziran 1999 tarihinden bu yana seninle evli. Az önce kendisini hapsetmeye çalıştıkları bir bodrumda uyandı. Şimdi bana kim olduğumu bildiğini ve sadece şaka yapmaya çalıştığını söyle. Sonra da birlikte evimize gidelim çünkü kendimi hiç iyi hissetmiyorum ve kafamda yığınla soru var. Ayrıca derhal Lukas 'ı görmek istiyorum nerede o? İyi mi?"
Johannes bir karış açık ağzıyla ona bakıyordu. " (s/37)

Pdf halini okuduğum bir kitap. "Koğuş" psikolojik gerilim türüne bir örnek olabilecek bu kitap bence biraz da olsa polisiye kategorisinde de yer alabilir. Alman yazarlarını pek takip etmemekle birlikte belki kitabın adından belki kapağından etkilenerek okumaya karar verdim ve fark ettim ki, ingilizce ve rusçadan sonra almancaya da adım atsam iyi olacak.( Kurgudaki isimleri okurken telaffuz edemedim)

Öncelikle belirtmeliyim ki temposu oldukça yüksek ve kurgusu iyi tasarlanmış bir kitap. Son sayfaya kadar kimin dost, kimin düşman olduğunu anlayamıyorsunuz. Ters köşeler çok fazla var. Hatta ana karakterden bile şüpheleniyorsunuz bir noktadan sonra.

Sibylle gözlerini açtığında loş ve karanlık bir hastane odasındadır. En azından yatak ve hastanın bağlandığı monitörler falan olduğundan o burayı bir hastane odası sanmaktadır. Başına ne geldiğini hatırlamayan Sibylle'in tek endişesi oğlu Lukas'dır. Çünkü hatırladığı tek gerçek anı dövmeli bir kol tarafından çocuğunun sökülerek yanından alındığıdır. Hastane denilen yerde bir şeylerin ters gittiğini anlayan Sibylle kaçmaya kalkışır ve başarmasına izin verirler.

"Penceresi olmayan karanlık odada uyandım ve neden burada olduğumu hâlâ bilmiyorum. Ben... ben bir alet gibi kablolara bağlanmış durumdayım ve burada bir çağrı butonu bile yok ve... Tanrım, bana ne olduğunu söylesenize artık."

Üzerinde hastane önlüğü ile kaçan Sibylle bir şekilde evine gider ancak kocasına bir türlü kendisi olduğunu kanıtlayamaz. Yalnızca karısının bileceği birçok kişisel soruya Sibylle cevap verse de kocası bir türlü ikna olmaz. Karısını polise teslim eder. Evet yani yanlış okumadınız. Bildiğiniz polisi çağırır ve karısını teslim eder. Aynı zamanda en yakın arkadaşı Elke Berheimer 'de ona inanmaz. Kimi nasıl ikna edeceğini bilemeyen zavallı Sibylle ne yapacağını bilemez haldeyken Rosemarie Wengler(Rosie) karşısına çıkar. Bu kızıl saçlı çılgın yaşlı kız beklemediği kadar yardım edecektir kendisine.

Ama bir yandan da Rosie'nin de bu dönen dolaplarda parmağı olduğunu söyleyen bir genç vardır. Zavallı kız kardeşinin de başına buna benzer bir kaza geldiğini, uyandığında hiç de var olmayan bir çocuğu delice aradığını ve ona senin asla çocuğun olmadı denildiğinde de hakaretler ederek kaçtığını anlatmıştır ona genç adam. Zavallı kız kardeşinin başına gelenleri çözmek için birlikte hareket etmeleri gerektiğini söylüyordu. Söyledikleri doğru muydu? Bu genç adama ne kadar güvenmesi gerekiyordu? Yoksa iyilik meleği sandığı Rosie gerçek bir şeytan mıydı?

Uyandığından beri çılgınca herkese sorduğu ve hakkında endişelendiği  Lukas adındaki çocuk gerçekten var mıdır? Yoksa bu onun hayalinde uydurduğu yıllardır özlemini çektiği çocuk mudur? Kocasının söylediğine göre yıllardır tedavi gördükleri halde çocukları olmamıştır. İşin garip yanı en yakın arkadaşı  Elke de bunu doğrulamaktadır.

Delirmiş olabilir miydi? Yoksa kendi kocası niye onu tanımamazlıktan geliyordu? Resimlerdeki bu kadın da kimdi? Bir dizi estetik ameliyat mı geçirmesi gerekmişti?

Biraz karmaşık ve dikkatinizi vererek okunması gereken bir kitap denilebilir. Yine karşımızda korkunç tıp dünyası ve çılgın profesörler var. Bir bilim insanı tam olarak ne kadar ileri gidebilir? Bir insanın hayatı ile oynamak bu kadar kolay mı? Bazen bunların dünyanın bir yerlerinde gerçekten yaşanabiliyor olduğunu düşünmek bile çok ürkütücü geliyor bana gerçekten.

Kısacası son derece akıcı, akıllıca kurgulanmış güzel bir kitap. Türünün sevenlerine önerilebilir. Sevmeyen okurlar için belki sıkıcı olabilir. Akıl jimnastiği yapmak için birebir diyebilirim.

Herkese Keyifli Okumalar...
352 syf.
·3 günde·8/10 puan
Türünün hakkını veren bir kitap olmuş .Psikolojik gerilim yazmada zaten Almanların üzerine tanımam ... .Sibylle’nin ve anılarının arasındaki çekişmeyi yazar fazla detaya girmeden güzel bir şekilde
ilk sayfasından son sayfasına kadar süren heyecan ve gerilimi had saftada tutarak yazmış .Çok daha iyilerini okudum mu;evet ,ama bu da kötü değildi
352 syf.
·3 günde·10/10 puan
Merhaba! Bugün 5-6 yıl sonra tekrardan okuduğum bir kitap olan Koğuş’tan bahsetmeye geldim. Öncelikle kitabı alıp almamanız lütfen benim yorumuma göre olmasın en son kararı kendiniz verin^_^ Kitap hakkında önceden okuduğum zamandan aklımda kalan tek şey kitabı çok sevdiğim ve sonunda şaşırdığım olmuştu. Bu yüzden hazır içeriğini unutmuşken bir daha okuyayım dedim ve pişman olmadım.
Artıları
(+)Kitap daha ilk sayfasından beni sürükledi ve içine çekti. Bu yüzden bu aralar kitap okumada sıkıntı çekiyorsanız bu konuda
yardımcı olabileceğini düşünüyorum akıcılığı sayesinde ama tabii dediğim gibi buna dayanarak değil kendi kararınıza göre alın veya almayın^_^
(+)Yazarın dilini sevdim ve konu işleyişi de bence güzel ilerledi,hiç saçmalayıp zorlamaya başladığını düşünmedim konunun.
(+)Bence ana karakterin kafa karışıklığının o duygusunu verebilmiş yazar okuyucuya. Şahsen ben aynı ana karakterimiz gibi kime güvenebileceğimi bile bilmiyordum kitabı okurken.Psikolojik gerilim havasını verdiğini düşünüyorum.
Eksi olarak bir şey bulamadım zaten 10 üzerinden de tam puan verdim^_^ İyi okumalar dilerim.
352 syf.
·4 günde·8/10 puan
Son sayfalara kadar beni meraktan çatlatan yazarı tebrik ediyorum.


Sybille küçük bir hastane odasında birden uyanır, en son hatırladığı şey oğlunun kaçırıldığı sahnedir. Doktor 2 aydır komada olduğunu söyler. Bir şekilde garip hastane odasından kaçar ve neler olduğunu öğrenmek için evinin yolunu tutar. Kapıyı açan kocası onu tanımaz, onun karısı Sybille olamayacağını ve ayrıca zaten bir çocukları olmadığını söyler. Ama Sybille kocasıyla tüm anılarını, arkadaşını, evini, eşyalarını, hatta sadece kendi bildiği para kutusunun yerini bile hatırlıyordur.

Kocası ve arkadaşı nasıl oluyor da Sybille' i tanımıyor?
Neden herkes onun hiç çocuğu olmadığını iddia ediyor?
Kim doğru, kim yalan söylüyor?

Sybille tüm bunları çözmek zorundadır, ama tanıştığı ve yardım istediği insanlar kafasını daha çok karıştırmaktadır.

Devamı sürpriz...

Okurken türlü türlü senaryolar yazdım ama hiçbiri tutmadı:) Sonuna kadar okumazsam olayı çözemeyeceğimi kabul ettim ve uslu uslu okumaya devam ettim. Zamanı olanın oturup bir günde de bitirebileceği, akıcı bir kitap. Ben sadece gece okuyabildiğim için 3-4 günde bitirdim.
352 syf.
Harika, sürükleyici bir roman. Gerim gerim gerildiğim yerler oldu. Sonrasında ne olacak diye merak ede ede kitabı kısa sürede bitiriyorsunuz. ( Ben sadece geceleri okuyabildiğim için 4 gece sürdü)
352 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10 puan
Sybille, bir hastanenin bodrum katındaki penceresiz bir odada uyandığında karşısında bir doktor bulur. Doktora kaçırılışına şahit olduğu oğlunu sorduğunda doktordan iki aydır komada olduğu ve bir oğlunun olmadığı cevabını alır.
Oğluna ve kendisine ne olduğunu öğrenmek için hastaneden kaçar.
Kitabı okurken kocasının ve en yakın arkadaşının bile tanıyamadığı, kendi kendine sürekli "aklımı mı kaçırdım? Ben kimim? Sybille miyim yoksa birileri zihnime yapay bir geçmiş mi yerleştirdi? Oğlum var mı yok mu?" Sorularını soran bu kadına "Sybille ben seni tanıyorum." Demek istedim.
352 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
#kitapyorumu
ARNO STROBEL-KOĞUŞ
Uzuuuuun zamandır bu kadar beğendiğim bir kitap okumamıştım.Hatta bu durumdan yakındığım çok sevdiğim bir arkadaşım bana bir liste verdi ve ilk önce koğuşu okumaya başladım.
İlk bölümden son bölüme kadar büyük bir merak içerisinde okudum. Konu harika bir biçimde işlenmiş, karakterler, olaylar, açıklamalar mükemmele yakın bir şekilde yazılmış ve açıklanmış. Psikolojik gerilim yazmak birikimden ziyade kıvrak zeka gerektirir bence. şiddet vs.ye yer vermeden sadece olaylarin akışıyla okuyucuyu germek, meraklandirmak, heyecanlandirmak, düşündürmek hiç kolay is değil. Bu kitap bunları başarmış diyebilirim, öyle sizi gerim gerim gerecek bir yani yok ama sürekli merak ettiren akıcı bir anlatımı var. Bu anlamda ortalamanın üstü buldum. Psikolojik Gerilim sevenler bu kitabı mutlaka okumalı. Okumaya başladığınızda son bölümü okumadan bırakmak imkansız.
10/9
"İlk sayfasından itibaren okuyucuyu kendine çekiyor ve yakasını bir an olsun bırakmıyor."
-Huffingtonpost.de-

"Heyecan dozu yüksek bir psikolojik gerilim, size doğru sandığınız her şeyi unutturacak."
-Bücherrezensionen.org-

"Strobel tüm kitap boyunca şeytani zekâsını sonuna kadar kullanmış. Normallik ile delilik arasında gidip gelen, insanı diken üzerinde tutan bir hikâye."
-Krimi-couch.de-
(Tanıtım Bülteninden)
352 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Önceden okumuş olduğum sevdiğim bir kitabın yorumuyla geldim. Sybille evli ve mutlu olan bir kadındır bir oğlu ve sevdiği bir eşi vardır ta ki bir gece oğlu kaçırılana kadar. Hatırladığı son şey budur ve uyandığında kendisini kutu gibi duvarla çevrelenmiş bir koğuşta bulur. Doktor ona iki aydır komada olduğunu söyler oğlunu sorduğunda ise doktordan senin bir çocuğun yok cevabını alır, kocası ve çevresindekilerde onu tanımadıklarını iddia ederler ve bir çocuğu olmadığı konusunda hemfikirdirler. Sybille kendisini büyük bir kaosun ve çıkmazın içinde bulur. Arno’nun kalemini Dorn’a benzetenlere katılıyorum hemen hemen tarzları aynı. Ben keyif aldım umarım sizde alırsınız. Bundan sonraki kitabı ise Hipnoz’dur. O da beğenerek okuduğum bir eserdi kısacası yazarı seviyorum. Onun yorumunu daha sonra gireceğim
352 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Kitabı bu sabah başlamak üzere elime aldım ve bitirince bırakabildim. Hiç düşmeyen bir tempoda kendini okutturan bir kitap, nasıl oluyor da bu kadar az okunup inceleme yapılmış hayretler içerisindeyim. Arno Strobel, Wulf Dorn'dan sonra ikinci sırayı aldı gönlümde.
Çözülmesi gereken bilinmezlikler içinde ilerliyorsunuz. Bir doğru bulup dört elle sarılırken bir bakıyorsunuz elinizdeki yanlışın ta kendisi. Ben böyle gerilimleri daha çok seviyorum, "kan akıtmadan da gerilim yazılabiliyormuş"u kanıtlıyor yazarımız.
Kitabın hissettirdikleriyle biraz karışık yazmış olabilirim ama psikolojik gerilim türündeki bu enfes kitabı kaçırmayın derim. Keyifli okumalar.
352 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Psikolojik gerilim kitaplarını hep seçmişimdir çalıştığı şirkette yapılan gizli deneylere şahit olan oğlu yüzünden kaçırılıp o deneylere tabi tutulan bir kadın kaçmayı başarıyor ancak hatırladığı kendi anıları değil başka bir deneğin anıları kadına naklediliyor kadının hatırladığı tek şey ise oğlu. Ona yardım eli uzanan yaşlı bir kadın sayesinde gerçeğe ulaşırken yaşadıkları ve bunların anlatımı insanı gerçekten sürüklüyor kitabı elinden bırakmak mümkün olmuyor.
352 syf.
·10/10 puan
Başta tereddutluydum ama sonradan konu acayip acildi. Neye inanip neye inanmayacaginizi sasiriyorsunuz. Konusu guzeldi ve degisikti, hikaye akiciydi. Sayfa sayisina ragmen hemen okunup bitebilecek tarzda.
352 syf.
·5 günde
Kitap baştan sona kadar "Acaba ne olacak? Acaba kim suçlu? Bu kadın gerçekten Sibylle mi?" ve bunun gibi bir sürü sorunun cevabını bulma merakıyla aktı satırlar. Zorlandığım tek şey Almanca kelimeleri okumak oldu :)
altmış bir yıllık hayat tecrübesine sahip genç bir kadının söyleyeceklerine kulak ver: Bir deli asla delirmiş olabileceğini düşünmez.”
Arno Strobel
Sayfa 48 - rosie
"... altmış bir yıllık hayat tecrübesine sahip genç bir kadının söyleyeceklerine
kulak ver: Bir deli asla delirmiş olabileceğini düşünmez.”
Arno Strobel
Sayfa 73 - Pdf
Hiç sanmıyorum,
birilerinin eksikliğimi hissedeceğini,
çünkü eksikliğimi hissetmesini istediğim,
zaten varlığımın farkında değil.
Ateşler içinde yanan ruhunu yağan soğuk bir yağmur gibi serinletmek için geçmişin huzurlu anılarını aramaya başladı.
Hiç sanmıyorum,
birilerinin eksikliğimi hissedeceğini,
çünkü eksikliğimi hissetmesini istediğim,
zaten varlığımın farkında değil.
Hiç sanmiyorum,
birilerinin eksikligimi hissedecegini,
çünkü eksikligimi hissetmesini istedigim,
zaten varligimin farkinda degil.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Koğuş
Baskı tarihi:
Mayıs 2016
Sayfa sayısı:
352
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053438519
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Der Trakt
Çeviri:
Atilla Dirim
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Pegasus Yayınları
Seni kovalayan anılarınsa kaçıp saklanamazsın.
Yüzleşmekten başka çaren yok.

Söyle bana,
Kocan seni daha önce hiç görmediğini söylüyor.
Ve herkes bir çocuğunun olmadığını iddia ediyor.
Kimse sana inanmıyorken kime güvenebilirsin?
Peki aslında sen kimsin?
Gece yarısı bir anda karşısına çıkan bir araba ve oğlunu kendisinden söküp alan dövmeli bir kol…
Sybille’nin hatırlayabildiği tek şey budur. Şimdi penceresiz bir koğuşta yatarken karşısındaki doktor ona iki ay komada kaldığını söyler. Çocuğunu sorduğundaysa kendisine çocuğunun olmadığı cevabı verilir. Durumu anlamlandıramayan Sybille koğuştan kaçar. Evini bulmayı başarıp kocasına kavuşunca kâbusunun sona erdiğini düşünür ama yanılıyordur. Çünkü kocası onu reddetmekte ve bir çocukları olmadığını iddia etmektedir. Sırlar aydınlanmaya başladığında ise Sybille kâbusunun daha yeni başladığını anlayacaktır.

“İlk sayfasından itibaren okuyucuyu kendine çekiyor ve yakasını bir an olsun bırakmıyor.” Huffingtonpostde

“Heyecan dozu yüksek bir psikolojik gerilim, size doğru sandığınız her şeyi unutturacak.” Bücherrezensionenorg

“Strobel tüm kitap boyunca şeytani zekâsını sonuna kadar kullanmış. Normallik ile delilik arasında gidip gelen, insanı diken üzerinde tutan bir hikâye.” Krimi-couchde
.

Kitabı okuyanlar 214 okur

  • zhr
  • Emre şahin
  • Senanur baltacı
  • Semra Ünlü Kaplan
  • birisi
  • Farhad MustaFazada
  • Dilara
  • Sedat adıyeke
  • Sude İnce
  • Cennet Özdemir

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%35.1 (33)
9
%18.1 (17)
8
%25.5 (24)
7
%11.7 (11)
6
%7.4 (7)
5
%2.1 (2)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0