Kölelik üstüne güzel bir giriş ile başlansa da ilerledikçe kitap dar bir alana sıkışmaya başladı. Bu bakımdan biraz hayal kırıklığına uğrattı beni. Zira önemli bir noktaya değinmeye çalışıyordu kitap görünürde. Sürekli eklenen ve kurguda çok da önemi olmayan karakterler de ara ara kitabı alelade bir maceraya çeviriyordu. Karakterler arasındaki diyaloglarda kölelik, siyasal eleştiriler, uygulanan yanlış yayılmacı politikalar gibi güzel konular işlense de çok üstünkörü bir anlatımdaydı. Üstüne üstlük ara ara ana konulardan uzaklaşılması da kitabın ivmesini aşağıya çekmişti. Ama bence kitabın en önemli eksiği istenen mesajları savunacak ateşli bir karakter olmamasaydı. Oysa böyle bir karakter olsa verilmek istenen şey daha çok ön plana çıkarılırdı. Çünkü bu karakterin karşısında mevcut düzeni savunan çok sayıda karakter olacaktı. Bu sayede de bizim karakterimiz de yalnızlığın verdiği sempatiklikle okuru yanına çekecek, yazar da bu yüzden görüşlerini daha pekiştirip yayabilecekti.
Bunların dışında önemli diyebileceğimiz karakterlerden de genelde cılız ve kısa süreli sesler çıkıyordu. Bu da yansıtılmak istenen düşünceyi zayıflatmıştı. Kitabın başında bize tanıtılan ve kitabın ana karakteri gibi sunulan Juan Gomez’in yavaş yavaş etkinliğini kaybetmesi ve adeta silinmeye başlaması varlığını da sorgulamama neden olmadı değil. Oysa daha önce bahsettiğim ateşli savunucu kanunumuna gelme potansiyeli vardı. Hadi bu da olmadı ama en azından sonlara doğru etkinliğinin azalmaması gerekiyordu. Bu çok tezat bir durumdu.
Hans Kirk, Nazi İşgali döneminde, 1941-1942 yıllarını Danimarka'da hapishanede geçirir.Köle'yi de bu dönem yazar.1943 yılınds hapishaneden kaçan Kirk, Köle'nin el yazması
yeni dünya keşifleri sırasında, amerika ve afrika kıtaları'ndan sömürge olarak getirilen köleleri anlatır. üretim araçlarına sahip olan kişilerin, kendi çıkarları uğruna, diğer insanları boyunduruk altına alması, onların üzerinde söz sahibi olmalarını ve diledikleri gibi kullandıklarını gözler önüne sermiş yazar.
Hans Kirk, komünist olduğu için, Almanlar ülkesi Danimarka’ya saldırdıklarında Gestapo’nun emri üzerine 1941 yılında tutuklandı. Kirk “Köle”’yi esir olarak tutulduğu yıllarda yazar. 1943 yılında kaçarken romanın el yazmasını arkasında bırakır. Kaçışından sonra el yazmasını bulan Almanlar onu yakarak yok ederler. Savaşın bitmesi ile Kirk romanı tekrar yazar. Nazilerin Avrupa’yı işgali “Köle”’nin ortaya çıkma sebebidir aynı zamanda..
Köleliği çarpıcı şekilde anlatan güzel bir kitap.. İktidar, güç sahipleri daha fazla para, daha fazla güç için Yeni Dünya'da Kızılderili ve siyahileri (zenci) köleleştirir.
Köle,tam olarak 17.yüzyıl dünyasının ticari anlayışına ve sınıf ilişkilerine ışık tutmakta ve 17.yüzyıl Avrupa’sında yaşanan ekonomik ve ticari gelişmeleri,dönemin sosyal ve sınıfsal unsurlarını göz önünde bulundurarak iktidar,şiddet ve din bağlamında ele almaktadır.Bunun yanı sıra eserde romana ismini veren köle kavramı,iktidar ve şiddet sarmalında oldukça dikkat çeken kimi ironilerle çarpıcı bir şekilde anlatılmaktadır.
Yazar kitabı hakkında şu cümleyi kullanmış:
“Sonuçta, okumaya değer bir kitap yazdım, gerisini kaldırıp atabilirsin"
Bence okunmaya fazlasıyla değen bir kitap
Kitabı kitaplığa bıraktım, ayağımın beni nereye götürdüğünü bilmeden yürüdüm. Evet bilemeden, çünkü ben yürürken aklımda tarifini yapamayacağım düşünceler vardı..(Yoksa ben de içinde yaşadığım bedenin kölesi miyim?)
Bugün de bir kitabı bitirmenin huzursuzluğunu yaşıyorum. Huzursuzum. Çünkü bazı kitaplar insanın kafasın vura vura bazı gerçekleri hatırlatıyor. İşte o zaman insan aptal olmaktan alıkonulmuş hissediyor ve kafasını topraktan çıkarılmış olmanın rahatsızlığını yaşıyor. Galiba ben de o huzursuzluğu yaşıyorum (Aptal olmak çok daha iyidir bilirsiniz.)
Bu kitapta insanın yüz yıllardır değişmeyen
yazgısı gözler önüne seriliyor.
Beyaz insanlar, Siyah İnsanlar
Lordlar, Köleler
İnsanın yazgısı işte bu kavramlar. Bu dünyaya ya siyah gelirsin ya beyaz ya lord olursun ya da köle. Ya hepsin ya da bir hiç!
Peki ya sen nesin?
Kitabın konusunu anlatabilirdim ama bunu her yerde bulabilirsiniz. Ben asıl konuya değinmek istedim. İnsan olmanın konusu.
Kitaptan sevdiğim alıntı;
"Bir katır, taşınan yükün ve yenen kamçının dışında da bir hayat olduğunu aklına dahi getirmez."
#okudumbitti
Köle, yazarımızın, Nazilerin Danimarka'yı işgalinden sonra hapishanede yazdığı bir eser. Lakin eser bulunup yakılıyor ve yazar hapishaneden kaçıp en baştan yazmak zorunda kalıyor.
Böyle okuyunca bile ne kadar mücadele eden bir karakter olduğunu görüyoruz.
Esere de bunu yansıtmış.
Yeni Dünya'dan İspanya'ya giden bir gemi. Her tabakadan insanın olması aslında felaketin başlangıcı.
Eserde köle- sahip çatişmasını ve her şeye rağmen bir kölenin ayaklanmasıyla birlikte felaketin gelmesini öyle derinden aktarmış ki gerçekten içinize işleyecek.
En başta durağan başladığı için bir nebze sıkılsam da sonrası muazzam ilerledi.
Sonuna üzüldüm diyemeyeceğim gerçekten sevindim.
Bilen bilir Germinali ne kadar sevdiğimi. Adalet duygusu ağır bastığı için benzediğini düşündüğüm bu eserin de ben de yeri ayrı olacak.
Umarım bir gün herkes okur. 10/10
Berbat bir çeviriye rağmen okumak için direniyorum, kitabın konusu içeriği cevirmene rağmen ilginç hatta güzel.
Başka bir çevirmenden okuyun ama okuyun.
Her şeye hazırlıklı olun ve çantanız da hazır olsun. 17. yüzyıla doğru bir yolculuğa çıkacağız. Bir kölenin her şeyi değiştirdiği bir yolculuğa. Deniz tutuyorsa ilaç almayı unutmayın.
Bu kitap bir sorunun cevabıdır: "Mücadele etmeli miyiz, yoksa boyun mu eğmeliyiz?"
Hans Kirk, Danimarka kominist partisi üyesi ve aynı zamanda bir edebiyatçıdır. Danimarka naziler
Danimarkalı komünist yazar. Balıkçı romanıyla ünlendi. Nazi işgali sırasında iki yılı aşkın süre tutuklu kaldı, cezaevinden kaçtı. Hapishanede yazdığı Köle’nin el yazmaları ele geçtiği için Nazilerin yenilgisinden sonra kitabı yeniden yazdı.