Bir çocuğun kaderi, yalnızca içinde doğduğu aile tarafından mı belirlenir?
Yoksa gözlerden uzak kurulan sistemler, ona hiç bilmediği bir yol çizer mi?
Bir çocuğun masumiyetinin nasıl adım adım çalındığını ve onu asla bırakmayacak bir gölgeye dönüştüğünü anlatıyor.
Ahmet’in öyküsü, sıradan bir dram değil; toplumun görmezden geldiği kayıp çocukların çığlığını içeren, derin sarsıcı bir gerçeklik.
Annesinin şefkatiyle hayatta tutunan Ahmet, bir gece babasının vahşi öfkesiyle ailesini kaybeder. Öfke ve acının içinde, engelli kardeşi Uğur’la birlikte teyzesine sığınır. Ancak içinde büyüyen boşluk, onu ve en yakın arkadaşı Yusuf’u hiç bilmedikleri bir geleceğe doğru sürükler.Sözde "gençlik merkezi" adı altında faaliyet gösteren bir yapı, onları sıcak bir yuva gibi kucaklarken aslında çok daha karanlık bir amaca hizmet etmektedir.
Ahmet artık bir öğrenciden daha fazlasıdır. Onun yeni kimliği Hades, Yusuf’unki Kıvırcık… Eğitim adı altında verilen her ders, onları sistemin içinde yükseltirken kimliklerinden adım adım koparmaktadır. Güçlü hissederler, ait hissederler…
Ta ki işin gerçek yüzüyle karşılaşana dek.
Ve Ahmet’in son görevi, artık geri dönülmez bir çizginin ötesindedir. Ülkenin nükleer projelerini sabote etmek, geçmişten gelen tüm hikâyeleri bir kenara bırakıp sadece kendisine verilen emirleri yerine getirmek zorundadır. Peki, geçmiş gerçekten tamamen silinebilir mi?
Gerilim ve polisiye unsurlarını edebi bir ustalıkla harmanlayan, sizi sayfalar arasında soluksuz bırakacak bir hikâye. Okudukça Ahmet’in varoluş sancısını hissedecek, örgütlerin nasıl hayatları yönlendirdiğini sorgulayacak ve sistemin göz ardı ettiği çocuklara bakışınızı değiştireceksiniz.
Bu hikâyenin içinde, belki de gerçek dünyada hiç fark etmeden kaybolmuş çocukların izleri var. Ama belki de, bu izleri