Samet Temiz’in adını ilk kez 1K’da duydum. Şiirle pek aram olmadı hiçbir zaman. Hatta itiraf edeyim, şiir kitaplarına başlarken genelde bitirmem, biraz okuyup kenara bırakırım. Ama bu kitap öyle olmadı. “Bir bakayım” diye başladım, sonra bir de baktım ki her şiiri tek tek okumuşum. Üstelik sadece okumakla kalmadım, bazı dizelerde durdum, düşündüm, hatta içimden geçirdiklerimle yüzleştim.
Kitapta hissettiklerim çok tanıdıktı. Yalnızlık, kırgınlık, hayal kırıklığı… Ama hepsinin içinde bir umut kırıntısı da vardı. O kırıntı bile yeterince etkileyiciydi. Samet Temiz, duyguyu öyle içten bir şekilde aktarıyor ki, sanki karşıma oturmuş da kendi hikâyesini anlatıyor gibi hissettim.
Şiir okumaya alışkın olmayan biri olarak bu kadar bağlanmam, bu kadar içine çekilmem şaşırtıcıydı. Çünkü burada anlatılan şey sadece bireysel acılar değil; aynı zamanda hepimizin ortak kırılma anlarıydı. Belki de bu yüzden bu kitap sadece bir şiir kitabı gibi değil; hayatın içinden bir günlük gibi geldi bana.
Kısacası, şiirle arası olmayan biri olarak söylüyorum: Bu kitapta bir şey var. İçtenliğiyle, yalınlığıyla, tam da doğru yere dokunuyor. Okuyun. Belki siz de benim gibi “sadece bakayım” derken, en derin yerlerinize temas etmiş bulursunuz kendinizi.