Kutsal Açlık (Yeme Riyazeti ve Anoreksiya Nervoza)

·
Okunma
·
Beğeni
·
83
Gösterim
Adı:
Kutsal Açlık
Alt başlık:
Yeme Riyazeti ve Anoreksiya Nervoza
Baskı tarihi:
1 Ekim 2016
Sayfa sayısı:
264
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059852647
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Rağbet Yayınları
Anoreksiya Nervoza, beden algıları bozulmuş, kendilerini olduklarından daha şişman ve kilolu gören, bu yüzden bir kuş kadar yemek, yediğinde kendini kusturmak gibi tedbirlere başvuran, ağırlıklı olarak genç kızların yakalandığı bir sendromdur. Hastalar, medya ve kitle iletişim araçlarının pompaladığı, en idealin en ince ve en hafif olan olduğuna dair algının etkisine kapılarak bir türlü kendilerini girdikleri sarmalın içinden kurtaramamaktadır. Genelde hasta olduğunu inkar eden anorektik, tedavi olduğunda mutlu olmakta ama sıklıkla tekrar tekrar kendini bir deri bir kemik halinde bulmaktadır. Aslında bunlar, ideal ince bedenin değil, çoktan yitirdikleri hayatın kontrolünün peşindedirler.

İçlerindeki kontrol açlığı, bedeninden alacağı bir şey kalmasa da hala oralarda bir yerlerde fazladan kilolarının olduğunu düşündürmektedir.

Buraya kadarı zaten psikiyatri bilimi tarafından aydınlatılmış bir dosyanın içeriğidir. Biz bu dosyaya, asetik yaşamın bir parçası olarak, kendilerini ölümüne aç bırakan, ne kadar az yerse o kadar Tanrı tarafından sevileceğine inanan, ölüm sınırına yaklaştığı halde hala kendini yeteri kadar dindar bulmayan, çoğunluğu kadın olan asetiklerin de eklenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ortaçağ Hristiyan mistik kadınları arasında çokça gördüğümüz, tarihin çeşitli dönemlerinde uygun ortam buldukça hortlayan bu tip uygulamaların – ki biz bunlara Kutsal Anoreksiya diyoruz- anoreksiya nervoza olduğunu savunuyoruz. Bugünün anorektiklerinin “Ne kadar az yersem o kadar sevilirim”, “Bedenen şişmansan değersizsindir” gibi yargılarının yerini, kutsal anorektiklerde “Dolu mideyle Tanrıya ulaşamazsın”, “Ne kadar az yersen Tanrıya o kadar çok doyarsın” gibi yargılar alır. Aslında her ikisi de kontrolün peşindedirler.

Tabi ki her oruç tutanı nevrotik bir anoreksiyalı olarak görmek büyük yanlış olur. Hatta dışarıdan bakıldığında iç burkucu görünen bazı ölümüne açlıkların dahi bu hastalığın bir tezahürü olarak görülmesi hatalı olabilir. okuyucu bu kitapta hangi oruçların anoreksiya nervoza olarak değerlendirilip hangilerinin değerlendirilemeyeceğine dair sözünü ettiğimiz tartışmayı bulacaktır
264 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10 puan
'Kutsal Açlık' bir süredir kitaplığımda duran ancak nedense okumayı ertelediğim bir kitaptı. Ancak bu erteleme için kendime kızdım. Aslında Ümit Horozcu'nun doktora tezi olan bu kitap, Din Psikolojisi çatısı altında bir yeme bozukluğu çeşidi olan ve en ilginç psikopatolojilerden birisi olarak gördüğüm Anoreksiya Nervoza'yı orta çağdaki dini katı açlık ritüelleri gerçekleştiren, hatta bu uğurda hayatını kaybeden azizeler üzerinden tekrar değerlendiriyor. Günümüz Anoreksiya Nervoza'sından muzdarip olan hastalar ile geçmişte Tanrı ile bütünleşmek için yemeyi reddeden azizelerin ortak özelliklerini ve farklılıklarını ortaya koyuyor. Psikolog olan, psikolojiye ilgi duyan, yeme bozuklukları ile ilgilenen ve orta çağın korkutucu, karanlık, empati kurması oldukça zor yaşayışlarına ilgi duyan herkese şiddetle tavsiye ederim. Anoreksiya Nervoza hakkında şuana kadar okuduğum en geniş kapsamlı türkçe kaynak olmasının yanında AN'nin tarihini, toplumsal ve kültürel değişimlerden nasıl etkilendiğini, Sienalı Catherine, Avivalı Terasa gibi azizelerin din uğrunda kendilerine nasıl eziyet ettiklerini en ince ayrıntısına kadar anlatıyor. Ben azizelerin Anoreksiya Nervoza yaşadıklarına ikna oldum, bakalım siz olacak mısınız?
264 syf.
Düşüncelerinin bilim ile kanıtlanması ve sen gerçeksin sana inanıyoruz demenin kolay yoluydu bir kitabın içinde kendime rastlamak. Bana sadece kitaplar inanıyordu.
Konu yakından irdelendiğinde aslında kadınların - vesileler farklı olmakla birlikte - erkeklere oranla bedenlerine yönelik şiddeti daha fazla uyguladıklarına dair araştırma bulguları vardır. Mesela plastik cerrahi ameliyatlarının %90'a yakın bir kısmı kadınlar üzerinde gerçekleşmektedir. Yine anorektik ve bulimikler içerisinde kendini yakma, kesici aletle kesme ve yaralama gibi davranışlar çokça görülmekte, istatiki olarak bunların önemli bir kısmını kadınlar oluşturmaktadır. Beri tarafta ise Ortaçağ azizleri arasında her 7 kadın azizeden 1 tanesi kronik hasta iken bu oran erkeklerde 30 kişiden 1'i olarak tespit edilmiştir. Kendini kamçılama davranışı azizeler arasında 1/6 iken azizler arasında 1/30 kadardır. On dokuzuncu yüzyıldaki açlık vakalarının tamamı kızlardan oluşuyordu. AN olarak değerlendirmiyor olsak da, mesele açlık olunca erkeklerin buna pek yanaşmadıklarını gösteren bir kanıt olarak, ölüm açlığı santhara uygulayan Jainistlerin de çok büyük bir kısmını kadınlar teşkil etmektedir.
16. Yüzyıl mistiklerinden Sienalı Alda'nın hayatını anlatan çalışmalar, onun taş döşeli yatakta yattığını, kendini zincirle kırbaçlattığını, vücuduna dikenler sardığını, Mesih'in ayağını delen türden ağaç çiviyle bedenini çentip oyduğunu aktarır. Montaulu Dorothi de Mesih'in çarmıha gerildikten sonra yüzüstü defnedildiği gibi kendisini çarmıh pozisyonuna getirir, tüm ağırlığıyla ayak parmağı ve burnu yere gelecek şekilde yüzüstü yatardı. Latin Hristiyan dünyasında da o dönem benzer nedenlerle benzer işkencelere dair kayıtlar bulunmaktadır. Kıldan elbiseler giymek, iplerle kendini sımsıkı bağlamak, açılmış yaralara bitleri sürmek, kendi uykusuna engel olmak, yemeklere kül ve tuz karıştırmak (yenmeyecek hale getirmek), göğüslerine ısırgan sürmek vs. o bölgede kaydedilen asetik uygulamalarından bazılarıdır. Kırık camların içerisinde yuvarlanmak, fırınların içine atlamak, kendini darağaçlarına asarak baş aşağı ibadet etmek (bu esnada mucizevi şekilde eteklerinin açılmadığı iddia edilir) kadınların çokça yaptığı işkencelerdendi. Kadınlar manastırda toplanıp kendilerini yaralarlar, kanlarını akıtırlardı. Bağırmaları manastırı inletirdi ve bu seslerin Rabb için bütün melodilerden daha güzel olduğuna inanırlardı.
Yemekten uzak durma pek çok asetizm uygulamasından biriydi. Her ne kadar Henry Suso, James Oldo, Luxembourglu Peter gibi erkek mistikler de bu işkenceleri yapmışsa da bu tarz asetizm daha çok kadın işiydi. Kadınların bu uygulamalarının arkasında bazı kadınların eski Akdeniz fikri olan kadın bedeninin kirliliği anlayışının yattığı düşünülmektedir. Zira pek çok Ortaçağ azizesi ayin kıyafetlerine çıplak elle dokunmuyordu. Mesela Marsilyalı Douceline ve Aywieresli Lutgard, bedensel temas konusunda obsesif bir korku geliştirmişti. Montefalcolu Clara, bir erkek tarafından dokunulmaktansa cehennemde kalmayı tercih edeceğini söylemiştir. Bazı azizelerin, baş keşişin veya diğer erkeklerin onlara dokunmalarının gerektiği durumlarda Mesih'in elini araya koyduğu vizyonlar yaşadıkları aktarılmaktadır.
Ortaçağ'da manastır odalarında daha pek çok ilginçlikler yaşanıyordu. Kadın rahibeler, kendilerine işkenceye varacak şekilde açlık uygulamalarına giriyorlardı. Dahası havada uçmak, stigmata, gözeneklerden yağ, şarap ve diğer maddeler çıkarmak vb. pek çok sıra dışı haller ortaya koyuyorlardı. Onlar kendi bedenlerini de yiyecek olarak insanlara takdim ediyordu. Mesela bakire olduğu halde kendi sütünü sağan, tükürüğüyle hastaları tedavi eden azizeler vardı. Azizelerin yardım davranışları bu kadarla da kalmayıp bugün için iğrenç kabul edilecek işler de yapıyorlardı. Mesela Foglignolu Angela, yaralardaki iltihabı içiyor, yara kabuklarını ve hastaların bedenlerindeki bitleri yiyor, iltihabın evharistiya şarabı gibi lezzetli olduğunu söylüyordu. Tanrı'yla (Mesih) birlik deneyimleri vb. manevi hallerden söz ediyorlardı. Bu kadınlar manevi destekle hayatta kalan azizeler olarak nitelendiriliyorlardı. İnsanlar bunların hikayelerini sürekli duyuyor ve onlar gibi olmak için çabalıyorlardı. Dahası onların halleri bazı inanmayan insanların ihtidasına vesile oluyordu.
Freud, bizi şaşırtmayacak şekilde, "Yaptığım dikkatli gözlemlerim sonucunda, meşhur anoreksiya nervoza, bana göre cinselliğin gelişmediği bir melankolidir" demektedir. Onun deyimiyle yeme tüm diğer lezzetler gibi libido veya cinsellik güdüsünün bir ifadesidir. Klinikçiler de onu doğrulayan tespitlerde bulunarak, anorektiklerin genellikle cinsel açıdan aktif olmayan ergenler olduklarını söylerler.
Psikanaliz kuramcıları AN'nin odipal çatışmasını tamamlayamamış ergenlerde ilkel bir savunma düzeneği olarak ortaya çıktığını ileri sürmüşlerdir. Onlara göre, yeme davranışının bir diğer anlamının gebelik olduğu dile getirilmektedir. Cinsel dürtüleri ile başa çıkamayan anorektik bireyler, oral doyumun cinsel haz ile ilişkilendirildiği bir döneme gerilerler. Cinsel dürtüler ve hamilelik korkusuyla kombine olmuş oral yoldan döllenme fantezisi anoreksiya nedeni olabilir. Cinsel uyarılma sürdüğü için oral doyuma uygulanan yasak giderek ağırlaşmaktadır. Bu doğrultuda görüş beyan edenlerden biri olan Bohanon, anorektiklerin genellikle yetişkin cinselliğinden korku duyduklarından hareketle, onların feminen kıvrımlarının ve adet görmenin gelişmemesi veya kaybolması sayesinde bilinmeyen ve korkutucu gelen kadınlık ve cinsellikten uzak durduklarını savunmaktadır. Bu durumda kızlar şişmanlığı oral yoldan hamilelikle özdeşleştirmektedirler. Bu, anoreksiyalıların karın bölgeleriyle fazla meşgul olmalarını da açıklamaktadır.
Başkalarına karşı kendisini göstermek isteyen kişi, performansı, yeterliliği ve fiziksel görünümü konusunda herhangi bir zafiyet veya hata sergilemekten kaçınır. Mükemmeliyetçiliğin her türü netice itibariyle bir şeylere karşı memnuniyetsizlik hissine kaynaklık etmektedir.
Kesinlikle yeme bozukluğunun çığlığı gitmiyor. Sen ondan daha yüksek çığlık atarak onun sesini bastırmayı öğrenmelisin.
Başarılı olabildiğim tek şey ince olmak. Aslında bunda bile başarılı değilim, çünkü benden çok daha ince olanlar var. Gazete ve dergilerde çok zayıf anorektikler görmekten nefret ediyorum. Çünkü burada bile ne kadar beceriksiz olduğumu görüyorum.
İnsan bedenine olan vurgu son dönemlerde öylesine artmıştır ki, bilhassa Batı toplumları için beden toplumu (somatic society) yakıştırması yapılmaktadır. Beden tüm bireysel, kültürel ve politik ilgiyi üzerine çekmektedir. Sağlık problemlerinden üremeye kadar tüm sosyal olgular, bedeni merkeze yerleştirmekte ve beden insanların başlıca ilgilendikleri konu halini almaktadır. Bireyler kimliklerini bedenleri vasıtasıyla izhar etmekte ve şekillendirmektedir. İnce ve hoş beden, ulaşılmak istenen bir hedef halini almıştır. Dahası diyetler, egzersizler, doğal yiyeceklerle beslenme vs. kişinin kimlik projesini gerçekleştirmesinde kullanılır hale gelmiştir.
Daha ilginci, etiyolojisini de anlamamızda yardımcı olacak şekilde erkek vakalarında homoseksüellik ve aseksüalite, yeme bozukluğu olmayanlardan daha yüksek bulunmuştur.
Anoreksiya nervoza hastaları başlangıçta açlık acısı çekseler de ilerleyen zamanda bu acı artmak yerine azalmaya başlar ve beden ölüm açlığı durumuna alışır. Hatta bu bazılarında gerilimi gideren rahatlatıcı etkiye bile sahip olur.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kutsal Açlık
Alt başlık:
Yeme Riyazeti ve Anoreksiya Nervoza
Baskı tarihi:
1 Ekim 2016
Sayfa sayısı:
264
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059852647
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Rağbet Yayınları
Anoreksiya Nervoza, beden algıları bozulmuş, kendilerini olduklarından daha şişman ve kilolu gören, bu yüzden bir kuş kadar yemek, yediğinde kendini kusturmak gibi tedbirlere başvuran, ağırlıklı olarak genç kızların yakalandığı bir sendromdur. Hastalar, medya ve kitle iletişim araçlarının pompaladığı, en idealin en ince ve en hafif olan olduğuna dair algının etkisine kapılarak bir türlü kendilerini girdikleri sarmalın içinden kurtaramamaktadır. Genelde hasta olduğunu inkar eden anorektik, tedavi olduğunda mutlu olmakta ama sıklıkla tekrar tekrar kendini bir deri bir kemik halinde bulmaktadır. Aslında bunlar, ideal ince bedenin değil, çoktan yitirdikleri hayatın kontrolünün peşindedirler.

İçlerindeki kontrol açlığı, bedeninden alacağı bir şey kalmasa da hala oralarda bir yerlerde fazladan kilolarının olduğunu düşündürmektedir.

Buraya kadarı zaten psikiyatri bilimi tarafından aydınlatılmış bir dosyanın içeriğidir. Biz bu dosyaya, asetik yaşamın bir parçası olarak, kendilerini ölümüne aç bırakan, ne kadar az yerse o kadar Tanrı tarafından sevileceğine inanan, ölüm sınırına yaklaştığı halde hala kendini yeteri kadar dindar bulmayan, çoğunluğu kadın olan asetiklerin de eklenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ortaçağ Hristiyan mistik kadınları arasında çokça gördüğümüz, tarihin çeşitli dönemlerinde uygun ortam buldukça hortlayan bu tip uygulamaların – ki biz bunlara Kutsal Anoreksiya diyoruz- anoreksiya nervoza olduğunu savunuyoruz. Bugünün anorektiklerinin “Ne kadar az yersem o kadar sevilirim”, “Bedenen şişmansan değersizsindir” gibi yargılarının yerini, kutsal anorektiklerde “Dolu mideyle Tanrıya ulaşamazsın”, “Ne kadar az yersen Tanrıya o kadar çok doyarsın” gibi yargılar alır. Aslında her ikisi de kontrolün peşindedirler.

Tabi ki her oruç tutanı nevrotik bir anoreksiyalı olarak görmek büyük yanlış olur. Hatta dışarıdan bakıldığında iç burkucu görünen bazı ölümüne açlıkların dahi bu hastalığın bir tezahürü olarak görülmesi hatalı olabilir. okuyucu bu kitapta hangi oruçların anoreksiya nervoza olarak değerlendirilip hangilerinin değerlendirilemeyeceğine dair sözünü ettiğimiz tartışmayı bulacaktır

Kitabı okuyanlar 5 okur

  • Bilge
  • helin
  • Cansu Ayman
  • Ayşenur Çakmak
  • İsmetcan Dalkıran

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0