Lyotard’ın bu eseri, benim gibi postmodern düşüncenin karmaşık ve heyecan verici labirentlerinde dolaşmayı sevenler için bir dönüm noktasıdır. "Libidinal Ekonomi" bir felsefe kitabı olmaktan çok, felsefi sınırları zorlayan, kışkırtıcı, hatta yer yer öfke dolu bir teori makinesidir. Klasik felsefi argümantasyondan kaçınır; bunun yerine, okuyucuyu metnin ve düşüncenin libidinal enerjisi içine fırlatır. Kitabın merkezinde, Lyotard'ın "libidinal bant" adını verdiği bir kavram yer alır. Bu, toplumsal, ekonomik ve siyasal yapıların altında yatan, sürekli hareket halindeki arzu enerjisinin veya yoğunlukların saf yüzeyidir. Lyotard için, her şey bu bandın üzerindeki akışlar ve engellemelerden ibarettir. Ekonomik değer, kültürel anlam, toplumsal düzen; hepsi bu enerji akışlarının birer yan ürünü, hatta birer durulmasıdır.
Lyotard, Deleuze ve Guattari'nin "Anti-Oidipus"ta başlattığı arzu politikasını daha radikal, hatta daha şiddetli bir noktaya taşır. Ona göre, kapitalizm dâhil tüm sistemler, enerjiyi kanalize ederken aynı zamanda onu sömürür ve baskılar. Ancak Lyotard, Marksist eleştiriden farklı olarak, kapitalizmin bu yoğunlukları tamamen yok etmediğini, aksine onları kendi üretim bandına dâhil ettiğini gösterir. Bu, Lyotard'ın kitabında en çarpıcı bulduğum ve beni en çok düşündüren yanıydı: Kapitalizmin yıkılmasını talep etmek yerine, onun arzuya dayalı çılgınlığına içeriden bakmayı önerir. "Libidinal Ekonomi" aynı zamanda büyük anlatılara (metanarratifler) karşı bir savaştır—ki bu, Lyotard'ın daha sonra "Postmodern Durum" ile ün salacak ana temasıdır. İlerlemeye, kurtuluşa, tarihin tek bir amacına dair tüm iddialar, libidinal bandın değişken, çoklu ve kaotik gerçekliği karşısında çöker. Lyotard, dilin ve söylemin kendisini de bu libidinal akışın bir parçası olarak görür,