Akış
Ara
Ne Okusam?
Giriş Yap
Kaydol
Gönderi Oluştur

Maneviyat Psikolojisi 3

Kolektif

En Yeni Maneviyat Psikolojisi 3 Sözleri ve Alıntıları

En Yeni Maneviyat Psikolojisi 3 sözleri ve alıntılarını, en yeni Maneviyat Psikolojisi 3 kitap alıntılarını, etkileyici sözleri 1000Kitap'ta bulabilirsiniz.
Anneyle yaşantımız sırasında devreye giren, öğrenilen minnet sayesinde insan hem kendisinin iyi yanlarıyla barışır hem de başkalarının iyi yanlarıyla temas kurabilir. Diğer insanların iyi yanlarını görmeyi sağlayan göz veya ışık, minnet hissimizden gelir. Bizim içimizdeki iyi yanın temsilcisi olan minnet duygusunun güvercinleri, gider karşımızdakinin iyi yanının üzerine konuverir; onun güvercinleri de bizdeki iyi yanların üzerine yapar yuvasını.
Sayfa 183 - Erol GökaKitabı okudu
Anne, bebeğe karşı öyle samimi ve içten davranmalıdır ki, bebek, haset ettiği bu varlığın aslında onun iyiliğinden başka bir şey düşünmediğini anlayabilsin. Zaman zaman yemek yanıyor diye emzirmeyi geciktirse de, her an yanında olamasa, ağladığında hemen koşup yanına gelemese de kendisini çok sevdiğini, varlığını her şeyin üstünde tuttuğunu hissedebilsin. Ama annenin bunu yapması için kendisini parçalaması, bebeğin her istediğini yapması gerekmiyor. “Yeterince iyi annelik", bebeğin her zaman ağzına memeyi dayamak, onun her istediğini yapmak değil. “Yeterince iyi annelik', samimiyetle iyi anne olmaya çalışmaktan geçiyor. Eğer ağladığında, altı açılmadığında, süt gelmediğinde veya herhangi bir nedenle hayal kırıklığına uğradığında anneden aldığı iyi duygular, tüm bu olumsuz yaşantılarını onarabiliyorsa, işler yolundadır. Bebek, anneye güvenir, hatta kısa sürelerle de olsa ondan ayrı kalmaya katlanabilir. Anne ve bebeğin karşılıklı sevgi alışverişleri, ilişkinin aslını oluşturmaya başlar.
Sayfa 178 - Erol GökaKitabı okudu
Reklam
Nankör, almış, almayı becermiş ama vermeyi bir türlü başaramayandır. “Nankör!”, “Nankörlük etme!”..Bir insana sevgiden, sağlıklı insan iletişiminden bihaber olduğunu, sadece kendisini ve sadece geleceği düşündüğünü bunlardan daha berrak ifade edebilen başka kelime yoktur. Bunları söylediğimizde, söz de bitmiştir zaten, dahası gerekmez. Bencilin de bencilidir nankör; bencillikte nankörlükten daha öteye gidilemez. Minnet edebilen insan, sevgiyi yaşayabilmesinin yanında mütevazılığı de başarabildiğini gösterir. Onun sayesinde her sevginin aynı zamanda bir mütevazılık içerdiğini de idrak ederiz.
Sayfa 174 - Erol GökaKitabı okudu
Sanayi toplumuna girişle birlikte gülümsemek, gün içinde en çok kaçınılan davranış durumuna gelmiştir. Hâlbuki gülümseme bireyi ruhen rahatlattığı gibi etrafa da olumlu sinyaller yayar. Güne gülümseyerek başlama birçok terapide kullanılan bir yöntemdir. Birey sabah kalkıp saçlarını tarayıp giyindikten sonra aynanın karşısına geçip en az bir dakika gülümseme yapıp sonrasında da Yaratıcının kişiye sunduğu güzellikler, nimetler düşünülür. Bu sırada sahip olunan birçok güzellik hatırlanır. Bütün bu güzellikleri kendisine verdiği için Yaratıcıya teşekkür edilir. Yaklaşık 5 dakikalık bu terapi ilk iki hafta her gün yapılır. Daha sonra iki günde bir defa daha sonra da hafta da iki defaya indirilerek yapılır. Terapi süreci bitse bile haftada en az bir kez gülümseme ve teşekkür çalışması yapılmalıdır.
Sayfa 156 - Mustafa AtakKitabı okudu
Hz. Peygamber, “Kalbinin yumuşamasını ve hacetinin görülmesini sever misin? Yetime merhamet et, onun başını oksa ve ona yediğinden yedir. Kalbin yumuşar ve hacetine erişirsin.(Taberani) Buyurarak kalbi katılaşanların, bunaltı, kaygı, depresyon, sıkıntı yaşayanların yetim başı okşamalarını tavsiye etmiştir. Abdürrezzak Kaşani'ye göre nefs-i emarenin aşağı kısımlarına (esfel-e sefilin) takılma bedenimize de zarar vermektedir. Bu alt mertebelerde fazla kalıp sıkıldıkça otonom sinir sisteminin dengesi bozulmakta ve yüksek tansiyon gibi hastalıklara duçar olmaktayız. Ama yaratıcıya yaklaştıkça ferahlayıp rahatlayabiliriz. Bu yüzden müzminleşmiş kaygı rahatsızlıklarında, hafif düzeyde depresyonda ve genelde bunlara eşlik eden psikosomatik hastalıklarda sosyoterapötik yaklaşım olarak hayır terapisi önemlidir.”
Sayfa 155 - Mustafa AtakKitabı okudu
Sürekli geçmişe takılmak ya da mutluluğu hep gelecekte aramak bireyi huzursuz eder. Psikolojide Sigmund Freud'un ortaya attığı psikanalitik yaklaşım bireyleri geçmişine, çocukluk dönemine hapsetmiştir. Özellikle depresyon yaşayan birçok bireyin, hataları anne babasında bularak ebeveyni suçlu ilan edip kin ve nefret ile yaklaştıkları görülmektedir. Örnek; Obsesif Kompülsif Bozukluğu rahatsızlığı nedeniyle psikolojik terapi sürecine alınan Beyza, Psikanalitik yönelimli terapistten destek almaktadır. Terapistin erken çocukluk dönemine fazla takılıp yanlışların suçlusu olarak ebeveyni ve çevreyi göstermesi sonucu Beyzanın anne ve babasına kızgınlık duyduğu, onlara bağırıp çağırdığı görülmüştür. Bu kızgınlık kardeşlerine karşı da gösterilmiş ve evli olan birey kısa bir süre sonra ailesiyle iletişimini tamamen bozmuştur. Geçmişe takılmak insanı mutsuz ettiği gibi geleceğe takılmakta anı yaşayamamak, verimsiz bir hayat yaşama sorununu beraberinde getirir. Can Yücel bu durumu dizelerinde şöyle ifade eder; Ömür dediğin üç gündür, Dün geldi, geçti, Yarın ise meçhuldür O halde ömür dediğin bir gündür O da bugündür.”
Sayfa 147 - Mustafa AtakKitabı okudu
Reklam
Zihinde oluşturulan yanlış bilişler, düşünceler ve duygular insanların mutluluğu yaşamasını engellediği gibi, bazı problemleri de beraberinde getirmektedir. Gençler, şu önümüzdeki ara sınavları geçelim, finalleri geçelim ve üniversiteyi bir an önce bitirelim demekte ama üniversite bitince de büyük boşluğa düşüp kalakalmaktadır. Ayrıca üniversite gençliğinin diğer önemli sorunu sadece “sınav odaklı” düşünmektir. Bu durum kişiyi fazlaca rahatsız eder. Hâlbuki kişi okula öğrenmek için gelmeliyim derse öğrenmenin zevkine ve lezzetine odaklanırsa acelecilikten yersiz kaygılardan kurtulur ve öğrencilik hayatını daha verimli hale getirir.
Sayfa 145 - Mustafa AtakKitabı okudu
Evlilerle yaptığım çalışmalarda gördüğüm en büyük sorunlardan biri, erkeklerin de ilgiye, sevgiye, şefkate ihtiyaçları olduğu gerçeğini unutulduğudur. Şair İsmet Özel'in yaptığı şu tespit bizim için ufuk açıdır. Hz. Peygambere ilk iman eden karısı Hz. Haticedir. İsmet Özel, Hz. Peygamberin, eşinin kendisine olan güveninin öneminin altını çizmek için, “Karısının iman etmesiyle peygamberlik görevi adeta bitmiştir” der. Bu ifade de evet bir abartı vardır ama bu büyük bir geçek taşıdığını yok etmez. Bir erkek için en önemli kişi karısıdır. Karısının dünyasında nasıl bir yeri olduğu bir erkek için en büyük meseledir.
Sayfa 138 - Mustafa UlusoyKitabı okudu
Evlilik kararı alırken yapılan yanlışlardan belki de birinci sırada olanı, evlenince düzelir ihtimaline sığınmaktır. Üniversite ikinci sınıftayken anatomi dersi hocamız rahmetli Prof. Dr. Saim Zan'ın bize söylediği bir söz hala kulağımda küpedir: “Evlatlarım, koca/kadın terbiye edilmez, terbiyeli koca/kadın alınır” Bu çok hikmetli sözün kıymetini evlilik sorunlarının dinledikçe daha çok takdir ettim.
Sayfa 135 - Mustafa UlusoyKitabı okudu
Din ve dindarlığın eşler arasında ortaya çıkan sorunların çözümünde ve evliliğin devamlılığının sağlanmasında hâlâ etkili bir faktör olabileceğini düşünen bir katılımcı şöyle demektedir: “Dua, şükür, sabır ve tefekkür başta olmak üzere dini yaşantının evliliğe olumlu etki ettiğini söyleyebilirim. Özelikle namazları cemaatle kılmak çok önemli. Bir de tartışma veya anlaşmazlık konularında hakem tayin edilmesi, sorun olan konuda dinin ne dediğinin kıstas alınması yaşanan problemlerin çözümünde etkili olabilmektedir”(E, 25, Bekar). Katılımcı eşlerin her ikisinin de dindar ve ahlâklı olmasının evlilik hayatında hem yaşanması muhtemel sorunların önlenmesinde hem de yaşanan sorunların üstesinden gelinmesinde etkili olduğu kanısındadır. Bu bağlamda o, gerek dua ve ibadetin birlikte yapılmasının, gerekse sabır ve şükür gibi erdemlerin önemine dikkat çekmektedir. Ayrıca dini Kur'an-ı Kerimde de geçtiği üzere anlaşmazlık durumunda hakeme müracaat edilmesini önermektedir.
Sayfa 111 - Asım YapıcıKitabı okudu
Reklam
“Dindarlık deyince Peygamberimizin buyurduğu gibi akmıza önce güzel ahlâk” gelmiyorsa gerek evlilikte, gerek sosyal hayatta çok büyük sorunlar ortaya çıkar. Allah sevgisi ve korkusuyla kendi kalbi yumuşamamış bir insanın, eşinin kalbine dokunabilmesi mümkün değil ya da eşlerin her ikisinin de dindarlıktan, dinden, maneviyattan ne kazandığı ya da ne bekledi$i bile eşit değilse geriye doldurulamaz boşluklar kalır. Sen beni anlamıyorsunlar” hep devam eder durur” (K, 32, Evli). Dini, güzel ahlâk olarak tanımlayan katılımcı, erdemli davranışların Allah sevgisi ve korusu, yani kulluk bilinciyle ilişkilendirmekte, buradan da eşlerin karşılıklı olarak birbirlerinin kalplerine dokunmalarının önemli olduğunu belirtmektedir. “Kalbe dokunma” ifadesi özellikle dikkat çekicidir. Katılımcıya göre bir insanda Allah sevgisi ve korkusu varsa onun kalbi katı değildir, tam tersine yumuşamıştır. Bu hali yaşayan kişiler eşlerinin duygu ve düşüncelerini anlayabilir.
Sayfa 110 - Asım YapıcıKitabı okudu
“Din bize neyi öğretir, sabretmeyi. Dindar insan sabredebilen insandır. Kuran-ı Kerimde “birbirinize hakkı ve sabrı tavsiye edin” deniyor.. Günümüz insanı sabrı unuttu. Sabredemeyen toplumun dindarlığı bana göre problemli. Modern dünya iyice dönüştürüyor bizi. Helaller ve haramlar karışıyor. Allah rızasını gözetemez olduk. Sabredemeyen Allah'ın rızasının ne oldugunu nasıl anlayacak? Eşler birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye etseler sorunlarını birer birer çözebilirler.” (E, 38, Evli). Dindarlık ve maneviyatı sabır, sabrı da Allah'ın rızası ile ilişkilen katılımcı, bu ifadeleriyle modern dünyada sabretmenin adeta nostalji haline geldiğini, acelecilik, yaşanan sorunlara katlanamama, problemlerin üstesinden gelmek için sabırla mücadele edememenin aile hayatını olumsuz etkilediğine gönderme yapmaktadır. Din insana sabrı hem öğretmekte hem de tutum ve davranışlarında göstermesini talep etmektedir. Bununla birlikte değişen dünyada dindarlık ve maneviyat algıları da değişmekte, haramlara helal muamelesi yapılmakta, özellikle hakkı tavsiye etmenin anlamı kaybolmakta, esasen bu değişim de hem bireyin kendine ve kültürüne yabancılaşmasına hem de aile hayatı başta olmak üzere eşlerin birbirlerini anlayamamasına neden olmaktadır.
Sayfa 97 - Asım YapıcıKitabı okudu
“Eşlerin dindarlık ve maneviyat düzeyleri evliliği etkiliyor. Özellikle eşlerin yetiştikleri aile ortamı, ailede öğrendikleri din, yaşadıkları din birbirine yakınsa ortak dini anlayış ortak duygu diline dönüşebiliyor. Hani 'aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir? denir ya. Aynen işte öyle. Aksi halde dini yaşantı ortak değilse sorunlar çıkabiliyor. Bu anlamda eşler arası uyum düzeyine göre de evlilik mutlu ya da mutsuz olabiliyor” (K, 34, Evli) Bu ifadelerde; “ortak dini anlayış ortak duygu diline dönüşebiliyor” ve “aynı dili konuşanlar değil aynı duyguları paylaşanlar anlaşır” şeklinde dile getirilen hususlar bilhassa dikkat çekmektedir. Bu ise aslında kadın ya da erkeğin evlenmeden önce başta aile olmak üzere sosyokültürel çevreden edindiği dini yaşantı ile doğrudan ilişkilidir. Kuşkusuz aile ve sosyal çevre sadece bireysel dindarlıkları şekillendirmemekte, kişinin dünya görüşünü, hayat felsefesini, dilini, yemek ve eğlence kültürünü, dostluk ve arkadaşlık ilişkilerini, kısaca kimlik ve kişiliğini etkilemektedir. Bu hususlarda ortak bir dil yakalanabilir, bu da eşler arasında ortak duyguya dönüşürse evlilik hayatı daha uyumlu ve huzurlu olabilmekte, aksi halde mutsuzluk, uyumsuzluk, anlayışsızlık, empatik davranmama gibi olumsuzluklar tezahür etmektedir.
Sayfa 94 - Asım YapıcıKitabı okudu
Anlaşıldığı kadarıyla kadın ya da erkeğin her ikisi.de dini konularda duyarlı ise, yani takvalı davranıyorsa, birbiriyle daha uyumlu olabilmektedir. Şayet kadın ya da erkekten birisi diğerine nispetle daha dindarsa, özellikle kadının dini hassasiyeti (belki de geleneksel kültürel duyarlılığı) daha yüksekse tanışma ve nişanlılık döneminde üstesinden gelinmesi oldukça zor s0runlar ortaya çıkabilmektedir.
Yapılan görüşmeler analiz edildiğinde görülmektedir kı dındarlık ve maneviyat evlilik hayatını farklı şekillerde etkile. mektedir. Elde edilen bulgular din, dindarlık ve maneviyatın öncesi ve sonrasıyla evlilik hayatını etkilediğini göstermektedır. Ancak bu etki tek yönlü değil çift kutuplu bir karakter arz etmektedir. Bu nedenle evlilik hayatındaki çatışmaları çözmede dindarlık ve maneviyatın rolünü soğuktan koruma özelliği zayıflayan eskidikçe incelmiş palto” kavramlaştırmasıyla izah edebilmek mümkündür. Eskidikçe incelmiş palto vücudu belli oranda korumakta fakat bu koruma soğuk şiddetlendiği zaman pek etkili olamamaktadır. Bunun anlamı şudur: Aile içi çatışma hafif bir düzeyde seyrediyorsa, yaşanan sorunların aşılmasında dindarlık ve maneviyat etkili olmaktadır. Ancak söz konusu çatışma başta cinsellik olmak üzere aileyi yapısal olarak etkileyen faktörlerden kaynaklanıyorsa dindarlık ve maneviyat, çiftleri bir arada tutan empatik davranma, öfke kontrolü yapabilme, diğerkâm olma, bağışlama, şefkat ve merhametle davranma gibi erdemleri sorun çözücü düzeyde harekete geçirememektedir.
Sayfa 86 - Asım YapıcıKitabı okudu
19 öğeden 1 ile 15 arasındakiler gösteriliyor.