Seneler boyu yaptığım öğretmenlik boyunca kâh yüksek not aldığında, kâh başarılı olduğunda, kâh gönlümden koptuğu için ama en çok da okumalarını, okumayı sevmelerini arzuladığım için öğrencilerime kitap hediye etmişimdir. Ancak Doğu'da görev yaparken bir gün bir öğrencim okumadığım bir hikâyeyi duyunca şaşırmış ve ertesi gün o kitabı bana getirmişti: Mem u Zin. Şaşırmıştı, çünkü Mem ile Zin'in hikâyesi onlar için Leyla ile Mecnun, Yusuf İle Züleyha, Ferhat ile Şirin kadar derindi. Hikâyenin aslı yaşanmış olmakla birlikte 17. yüzyılda Hakkari'de dünyaya gelen Kürt edebiyatçı Ahmed-i Hânî tarafından yazılan bir mesneviye dayanmaktadır. Kimi halk hikâyelerimiz gibi Mem u Zin'de de beşeriyetten doğan bir aşkın ilahi aşka dönüşünü izleriz. Cizre'de mezarlarının yan yana olduğuna inanılan Mem ile Zin kavuşamayan iki aşıktır. Zin, Mir Zeynuddin'in kız kardeşidir. Divan katibinin oğlu olan Mem ile birbirlerine aşık olurlar ancak Mir'in yanında çalışan Bekir'in araya girmesi ve fitneleri yüzünden birbirlerine kavuşamazlar. Onların aşkı da mahşere kalanlardandır. Bugün tüm coğrafyamızda bilinmese de doğuda Mem ile Zin'in hikâyesi daha yaygın anılıyor. Ayrıca Ahmed-i Hânî'nin Doğubayazıt'ta bulunan türbesi de hem yazarın hem de eserinin tanınmasını sağlıyor. Benim için ortalama bir anlatı oldu ancak ilk defa bir öğrencimin bana bir kitap önermesi ve getirmesi vesilesiyle okuduğum bu eserin yeri hep ayrı olacak.