Oliver Sack´ın "Migren" kitabını okuyorum ve şimdiye kadar anladığım kadarıyla tüm bu çeşitliliğe rağmen, migrenle yaşayan insanların bazı ortak noktaları var. İlki, ölmek istemek olabilir. Bir takım sebeplerden insan migren atak anlarında bilinç altında o kadar ölmek istiyor ki bu sanki beynine hükmediyor ve kendine derin bir acı çektirerek ölmeye çalışıyor. Diğeri ise bu atakların sonunda yaşanan aşırı huzurlu olma hissi. Az önce ölecektim ama yaşamaya karar verdim ve tüm bu beni huzursuz eden şeylerin önemi yok, önemli olan şu an, her nerede ve ne zamanda olduğumun bir önemi olmaksınızın varoluşumu sürdürüyor olmak, gibi bir duygu.
Migren, yıllardır tam olarak tanımlanması mümkün olmayan ve çok çeşitleri olan bir hastalık olsa da, ben onu bir duygu durumu olarak nitelendiriyorum. Çünkü bu atağın auraları tam olarak benliğimden geliyor. Endişe, utanç, felaket bir şey olacakmış duygusu, boşluk, sonsuzluk, imkansızlık... Daha sonra bu duygular, bedenimdeki zayıf noktaları hükmediyor ve beni ele geçiriyor. Kontrolü kaybediyorum ve atak anlarında hayat avuçlarımdan kayıp gidiyor. Benliğimi yitiriyorum, algılarım kayboluyor gibi oluyor... Mesela en son yaşadığım migren atağında kendimi odama kapatmış ve geçmesini bekliyordum. Ama bir yandan da beynim zaman olgusunu kaybetmiş bir şekilde kontrolsüzce düşünce akışlarıyla beni daha da yormaya devam ediyordu. Bir an çok büyük bir korkuya kapıldım. Bu ani ve sebepsiz korku, kendini bir kaç dakika sonraları, hayatta hayal ettiğim ama asla yaşayamadan öleceğim şeyler olduğu konusunda kendisini nedenselleştirdi. Bu bir sonuszluk ve derin bir ölüm korkusuydu ancak, gündelik hayattaki ölüm algımın ötesinde, o an ölümün kesinliğini de derinden hissediyordum. Daha sonra arkadaşım odaya geldi ve bana bir şeyler sordu ve ben bu