Çevirmen:
Niran Elçi
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

8/10
·96 syf.··
2018 312. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 29 Mart 2018 19:53
Paul Gauguin, en sevdiğim en kıymet verdiğim ressamlardan, bu kitapta 1890'ların sonlarında Tahiti'yi ziyaret ettiği sıradaki gözlemlerini aktarıyor. Kitabı okumaya başlarken seyahatname gibi birşey okuyacağımı beklemiyordum açıkçası, fakat yine de çok sevdim (beklentim daha çok resim ve sanat üzerine düşünceleriydi). Kitapta, Tahiti halkının yaşamını, tanrılarını, tanrılarının hikayelerini, hristiyan misyonerlerin yaptıklarını çok güzel anlatmış. Not Not: Kitabı Yordam Yayınları'nın 1972 baskısıyla okudum ve tonlarca yazım hatası vardı.
Noa NoaPaul Gauguin · İthaki Yayınları · 200979 okunma
Puan vermedi·96 syf.··
Beğendi
·
2018 6. kitabı
Avrupalı bir ressam bu hikayenin baş kahramanı. Bu ressam avrupanın gösterişli kadınlarından,(bu birinci) havasından, yapılarından sıkılıp tahitili insanların yanında kalmak, zaman geçirmek ve doğayla birleşmek kendini doğaya adamak ve onun dinginliğini almak ister. Kitabı okumanın güzel yanı;kitabın yazarı ve kahramanı aynı kişi olması. Ressam kendini kadınlardan uzaklaştırdığı için ordaki tahitili kadınlarda da biraz sıkıntı yaşıyor. Orda kaldığı süreçte hem tahitili insanlarla kültür etkileşimi içinde oluyor hem de batıl inançlarından kalma korkularını yenmelerini sağlamaktadır. Ressamın tahitiden döndüğünde şöyle diyor; iki yıl yaşlandım fakat 10 yıl da gençleştim
Noa NoaPaul Gauguin · İthaki Yayınları · 200979 okunma
7/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2017 5. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 08 Şubat 2017 00:00
Yer yer mitolojik unsurları da içinde bulunduran Paul Gauguin kitabını etkileyici buldum.İyi ki okumuşum dediğim kitaplardan..Tavsiye edilecek kadar güzeldi.
Noa NoaPaul Gauguin · İthaki Yayınları · 200979 okunma
6/10
·98 syf.··
2020 10. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 20 Ocak 2020 23:47
Ressam Gauguin'in hayatından bir kısmı okuyoruz, kendisi anlatıyor. Avrupa'dan kaçıp Tahiti'ye gidişini ve orda Avrupaiyi özelliklerden kaçıp ilkelliği arayışını aktarıyor Gauguin; (spoiler sayabilirsiniz) lakin 40. sayfadan sonra hiç hoşuma gitmeyen bir şey var o da pedofili oluşu 30 yaşındaki bir adam Tahitili 13 yaşındaki bir kızla nasıl evlenip de çocuk yapar. Sanat tarihinde Gauguin'i işliyorduk önemli birisiydi evet ama keşke bu kitabı okuyup da bunu öğrenmeseydim.
Kültür-Sanat
Noa NoaPaul Gauguin · Kavis Kitap · 200979 okunma
Puan vermedi·98 syf.··
2021 2. kitabı
Sanatçılar eserlerini ortaya çıkarabilmek için hep bir arayış içinde olmak zorundadır. Yoksa durağan yaşam onları içine çekip orada yaşamaya mahkum edemez. Bunu bir şekilde kabul edemezler. Paul bu arayış ile Tahiti'de kaldığı ve kendisine ve eserlerine ilham olacak 2 yılını geçirdiği bu kitabı ortaya çıkarmış. İnsanın ilkelliği çok ilgi çekici ve imrendirici bir durum. Buna ayakuyduramayacak olmayı fark ederek eski yaşantısından izler arar insan, bu çok olağan bir durum. Merak edilen, ilgi duyulan her şey öğrenmeye başladıktan sonra sadece özlenmesi gereken ve anılarda kalarak güzel anılmaya devam edilen kısma geçmelidir bana göre. İnsan aynı hislerle aynı mekan ve kişilerde eski duygularını o berraklığı ile bulamaz ve özlem içinde büyüyerek artar. "Bütün bu üzüntüler beni öldürecek."
Edebiyat
Noa NoaPaul Gauguin · Kavis Kitap · 200979 okunma
Puan vermedi·98 syf.··
2022 15. kitabı
Noa Noa" Gauguin tarafından kaleme alınmış, ressamın bir süre kaldığı Tahiti günlüğüdür. . Paul Gauguin 19.yüzyıl ressamlarındandır. Zorluklarla geçen bir yaşamı olmuş 40 yaşlarda sanata yönelmiş ama özgün eserlerine rağmen bir başyapıt denecek eser çıkaramamış bu sürede de. Arayış içinde bunaldığı bir vakit Tahiti gitmiş. Tahiti’deki ilkel yaşama rağmen gördüğü mutlu insanlar , eserlerine de yansımış. Eserlerinde bu coşkunluğu sembolize eden çizimlere yer vermiş. . Gauguin'in Van Gogh ile başlayan dostluğu bir süre birlikte yaşayarak devam eder ancak ikisinin de ruhsal durumlarındaki çeşitlilik aralarında sık sık tartışmalara yok açar. Gauguin bir gün evi terk edeceğini söyleyerek bir kavgaya sebep olur ve geceyi dışarıda geçirir. Bu olayla sinir krizi geçiren Van Gogh sol kulağını keser...Evet kesik kulak olayını bilirdim de Gauguin ile başladığını bilmezdim Bu kitabın artılarından biri de bu oldu bana .
Noa NoaPaul Gauguin · Kavis Kitap · 200979 okunma

Yazar Hakkında

Paul GauguinYazar · 3 kitap
Paul Gauguin 7 Haziran 1848 yılında Paris’te doğdu. Üç yaşındayken Lima’ya götürüldü. Sol eğilimli bir gazeteci olan babası, yolculuk sırasında öldü. Gauguin, annesi ve kardeşiyle birlikte Peru’da akrabalarının yanında dört sene kaldı. Fransa’ya dönünce, tahsilini Orléans’da tamamladı. Sonra 1865′de bir ticaret gemisinde çalışmaya başladı. Daha sonra silah altına alınınca yine denizci sınıfına ayrıldı. 1871′de askerliğinin bitiminde, koruyucusu ve Pissarro koleksiyoncusu Arosa’nın uyarılarıyla, Bertin Kambiyo Acentası’nda çalışmaya başladı. Borsa işleriyle uğraşarak büyük başarı kazandı. 1873′de Danimarka’lı Mette Sohhiè Gad ile evlendi; sakin, mutlu bir yaşam sürmeye başladı. Borsa işlerinden cebine olukla para akıyordu. Arosa gibi o da tablo koleksiyonculuğu yapmaya başladı. Bilhassa modern eserleri topluyordu. Bu arada, boş zamanlarında arkadaşı Emil Schuffenecker’le birlikte resim çalışmaları da yapıyordu. Ancak bu, onun resme karşı duyduğu büyük hırsı doyurmadı. 1883′te, kesin kararını vererek, kendini tümüyle sanata adadı. Ailesine bile haber vermeden işini bırakarak Paris’e gitti. Orada çok kötü günler geçirdi, parasız kaldı, karnını doyurmak için sokaklarda afiş yapıştırdı. Sanatı, beklediği ilgiyi görmedi. Daha sonra, ressam Charles Laval’la arkadaşlık kurdu ve medeniyetten kaçmak için birlikte 1887′de önce Panama’ya sonra Martinigue’e gitti. Fransa’ya hasta ve bitkin bir durumda döndüler. Schuffenecker, eski arkadaşının bu halini görünce onu hemen himayesine aldı; maddi ve manevi yardımlarda bulundu. Théo, Vincent Van Gogh ile tanıştırıldı. Bu sanatçılar onu asistan olarak çalıştırdılar ve yaptığı işlerden bir hayli de memnun kaldılar. Théo ile Van Gogh‘un yönettiği bir galeride açtığı resim sergisi, ticari yönden hiçbir ilgi görmedi. Arles’te bir süre Van Gogh‘un yanında kaldı. 1891′de içindeki macera tutkusuyla, Tahiti’ye gitti. Istıraplı, mutsuz bir devre sonunda Paris’e döndü ise de, orada da aradığını bulamadı. 1893′den 1895′e kadar akıntıya kapılmış bir yaprak gibi dolandı durdu. Durand-Ruel sergisi ve bu sergideki satışlar O’nun için bir fiyasko oldu. Kopenhag’a karısını görmeye gitti. Fakat o muhitin de artık kendisine yabancı olduğunu gördü. Bir amcasından kalan mirasın altından girip üstünden çıktı. Cava’lı bir metresi vardı. O da, atölyeyi yağma ettikten sonra ressamı terk etti. 1895′te yeniden ve bir daha geri dönmemek üzere, ikliminin büyüsüne kapıldığı Tahitiye gidip orada yerleşti; sefalet içinde çalıştı. Tahiti’den Dominique adalarından Marquesas’a geçti ama orada da çevre tarafından benimsenmedi. Yerlileri kışkırttığı iddiasıyla yöneticiler tarafından üç ay hapse mahkum edildi. Hastalık, yokluk ve üzüntülerin ağırlığında, 8 Mayıs 1903 yılında öldü. Gauguin, bir tezatlar ressamıdır, ilkelliğe dönüş çabasında, mistik çağrılarında, daima «eğitilmiş» bir yön görülür. Sanatıyla, düşüncenin esrarlı dünyasına inmeyi düşlediği halde, evrensel güzellikten, kendini sıyıramaz. Bir «ilkel» olduğunu savunduğu halde, sembollerden, renk zenginliğinden, müzik armonisinden bahseder. Yine de bu değişik ruh fırtınalarından, karşımıza, bahtsızlığını ölünceye dek güçle taşıyan, gerçek bir insan çıkar. Ressamın ilk eserlerindeki hava, ağır ve yapışkan renkler işe ağdalı bir karışımdır. Tedirgin ve geleneksel stili, empresyonistlerden uzaktır. Giderek Gauguin, görüş ve duyuş arasında kurduğu dengeyle, kişilerin iç dünyalarının esrarına kadar inmeyi başarmıştır. Böylece tutku ve esinlenmeleri, fırça darbeleriyle canlandırmaya yönelmiştir. Renk kitlelerini sadeleştirmiş, daha, aydınlık ve toplayıcı resim tarzını benimsemiştir. Tahiti’deki ilkel evrende karşılaştığı canlı ve mutlu yaşam, eserlerine coşkun bir sembolizmle yansımış, ressam bu tutkuyu ölümüne dek içinden atamamıştır. Yeni bir akımın öncülüğünü yapmış, sanatı; eleştirmenler tarafından «Hem ilkel, hem karışık, hem aydınlık, hem karanlık, hem vahşî, hem zarif» olarak nitelendirilmiştir. Yaşamı boyunca, eserlerinde coşkun, güçlü ve sıcak bir evrenin vahşi ve esotik esintisi duyulmuştur.