Paul Gauguin

Paul Gauguin

Yazar
7.3/10
7 Kişi
·
17
Okunma
·
1
Beğeni
·
869
Gösterim
Adı:
Paul Gauguin
Tam adı:
Eugène Henri Paul Gauguin
Unvan:
Denizci, görsel sanatçı, yazar
Doğum:
Paris, Fransa, 7 Haziran 1848
Ölüm:
Markiz Adaları, Fransız Polinezyası, 8 Mayıs 1903
Paul Gauguin 7 Haziran 1848 yılında Paris’te doğdu. Üç yaşındayken Lima’ya götürüldü. Sol eğilimli bir gazeteci olan babası, yolculuk sırasında öldü. Gauguin, annesi ve kardeşiyle birlikte Peru’da akrabalarının yanında dört sene kaldı.

Fransa’ya dönünce, tahsilini Orléans’da tamamladı. Sonra 1865′de bir ticaret gemisinde çalışmaya başladı. Daha sonra silah altına alınınca yine denizci sınıfına ayrıldı.

1871′de askerliğinin bitiminde, koruyucusu ve Pissarro koleksiyoncusu Arosa’nın uyarılarıyla, Bertin Kambiyo Acentası’nda çalışmaya başladı. Borsa işleriyle uğraşarak büyük başarı kazandı. 1873′de Danimarka’lı Mette Sohhiè Gad ile evlendi; sakin, mutlu bir yaşam sürmeye başladı.

Borsa işlerinden cebine olukla para akıyordu. Arosa gibi o da tablo koleksiyonculuğu yapmaya başladı. Bilhassa modern eserleri topluyordu. Bu arada, boş zamanlarında arkadaşı Emil Schuffenecker’le birlikte resim çalışmaları da yapıyordu.

Ancak bu, onun resme karşı duyduğu büyük hırsı doyurmadı. 1883′te, kesin kararını vererek, kendini tümüyle sanata adadı.

Ailesine bile haber vermeden işini bırakarak Paris’e gitti. Orada çok kötü günler geçirdi, parasız kaldı, karnını doyurmak için sokaklarda afiş yapıştırdı. Sanatı, beklediği ilgiyi görmedi.

Daha sonra, ressam Charles Laval’la arkadaşlık kurdu ve medeniyetten kaçmak için birlikte 1887′de önce Panama’ya sonra Martinigue’e gitti. Fransa’ya hasta ve bitkin bir durumda döndüler.

Schuffenecker, eski arkadaşının bu halini görünce onu hemen himayesine aldı; maddi ve manevi yardımlarda bulundu. Théo, Vincent Van Gogh ile tanıştırıldı. Bu sanatçılar onu asistan olarak çalıştırdılar ve yaptığı işlerden bir hayli de memnun kaldılar. Théo ile Van Gogh‘un yönettiği bir galeride açtığı resim sergisi, ticari yönden hiçbir ilgi görmedi. Arles’te bir süre Van Gogh‘un yanında kaldı.

1891′de içindeki macera tutkusuyla, Tahiti’ye gitti. Istıraplı, mutsuz bir devre sonunda Paris’e döndü ise de, orada da aradığını bulamadı.

1893′den 1895′e kadar akıntıya kapılmış bir yaprak gibi dolandı durdu. Durand-Ruel sergisi ve bu sergideki satışlar O’nun için bir fiyasko oldu. Kopenhag’a karısını görmeye gitti. Fakat o muhitin de artık kendisine yabancı olduğunu gördü. Bir amcasından kalan mirasın altından girip üstünden çıktı. Cava’lı bir metresi vardı. O da, atölyeyi yağma ettikten sonra ressamı terk etti.

1895′te yeniden ve bir daha geri dönmemek üzere, ikliminin büyüsüne kapıldığı Tahitiye gidip orada yerleşti; sefalet içinde çalıştı. Tahiti’den Dominique adalarından Marquesas’a geçti ama orada da çevre tarafından benimsenmedi. Yerlileri kışkırttığı iddiasıyla yöneticiler tarafından üç ay hapse mahkum edildi. Hastalık, yokluk ve üzüntülerin ağırlığında, 8 Mayıs 1903 yılında öldü.

Gauguin, bir tezatlar ressamıdır, ilkelliğe dönüş çabasında, mistik çağrılarında, daima «eğitilmiş» bir yön görülür. Sanatıyla, düşüncenin esrarlı dünyasına inmeyi düşlediği halde, evrensel güzellikten, kendini sıyıramaz. Bir «ilkel» olduğunu savunduğu halde, sembollerden, renk zenginliğinden, müzik armonisinden bahseder. Yine de bu değişik ruh fırtınalarından, karşımıza, bahtsızlığını ölünceye dek güçle taşıyan, gerçek bir insan çıkar.

Ressamın ilk eserlerindeki hava, ağır ve yapışkan renkler işe ağdalı bir karışımdır. Tedirgin ve geleneksel stili, empresyonistlerden uzaktır. Giderek Gauguin, görüş ve duyuş arasında kurduğu dengeyle, kişilerin iç dünyalarının esrarına kadar inmeyi başarmıştır.

Böylece tutku ve esinlenmeleri, fırça darbeleriyle canlandırmaya yönelmiştir. Renk kitlelerini sadeleştirmiş, daha, aydınlık ve toplayıcı resim tarzını benimsemiştir.

Tahiti’deki ilkel evrende karşılaştığı canlı ve mutlu yaşam, eserlerine coşkun bir sembolizmle yansımış, ressam bu tutkuyu ölümüne dek içinden atamamıştır. Yeni bir akımın öncülüğünü yapmış, sanatı; eleştirmenler tarafından «Hem ilkel, hem karışık, hem aydınlık, hem karanlık, hem vahşî, hem zarif» olarak nitelendirilmiştir. Yaşamı boyunca, eserlerinde coşkun, güçlü ve sıcak bir evrenin vahşi ve esotik esintisi duyulmuştur.
Gaugin'in not defterinden şu satırlar: '... belirli renk, ışık, gölge düzenlemesinde ortaya çıkan bir etki vardır. Buna, resmin müziği de denebilir. Resimden hiç anlamasanız da, bir katedrale girdiğinizde oradaki resmin temsil ettiği şeyi bilemeyecek kadar resimden kopuk olsanız da bu büyüleyici ahenk sizi çarpar. Resmin diğer sanatlara olan üstünlüğü burada yatmaktadır, çünkü bu duygu ruhun en saf tarafına hitap etmektedir.'
Paul Gauguin
Sayfa 20 - BETA
Sanatın felsefeye gereksinimi vardır, felsefenin de sanata. Ak­si takdirde güzelliğin hali ne olurdu?
Bilirsiniz, ben hepimizin birer işçi olduğuna inanıyorum. Ba­zıları kendilerini harcarlar, bazıları doyasıya yaşarlar. Hepimizin önünde bir çekiç ve örs duruyor. Yaratmak bize kalmış.
Giotto'nun çocukları çirkinmiş. Biri ona resimlerindeki yüz­ler o kadar güzelken, çocuklarının neden çirkin olduğunu sor­muş, o da şöyle demiş: "Çocuklarım gece işi, tablolarım ise gün­düz işi."
"Köyümüzde" dedi yaşlı bir adam, "orada burada yıkılmış evler, bozulmuş duvarlar ve şans eseri yağmur yağdığı zaman suyu içeri almayan çürümüş, yarı açık damlar görüyoruz. Neden? Bu dünyada herkesin barınacak bir yere sahip olma hakkı var. Ne ağaç eksik, ne de damları onaracak yaprak. Hep beraber çalışıp, içinde oturulamaz hale gelen kulübelerin yerine geniş, sağlam kulübeler yapmayı öneriyorum. Hepimiz sırayla bu işe yardım edelim." Orada bulunan, istisnasız herkes alkışladı. İyi söylemişti! Ve yaşlı adamın hareketi herkesçe benimsendi. "Bu sağgörülü ve iyi bir halk" dedim kendi kendime, o akşam eve dönerken. Ama ertesi gün, önceki akşam karar verilen işin başlangıcı ile ilgili bilgi almaya gittiğimde, kimsenin artık bu konuyu düşünmediğini anladım.
...uygunluk ve eşitlik, ilişkileri kolay­laştırıyor ve bağlılıkları arttırıyor. Sürekli çıp­laklık da, cinsel ahlak ve ahlaksızlık kavram­larını ortadan kaldırıyor.
Birgün, — hem de yakın bir gün— sı­cak deniz adalarının ormanlarına saklanacağım. Büyük bir coşku içinde gömüleceğim ses­sizlikte yalnız sanatımı yaşayacağım. Kendime, uygar Avrupa’da para üstüne dönen kav­galardan habersiz bir aile kuracağım. Tahiti’de, tropikal gecelerin büyülü güzelliklerine dalıp, kendimden geçeceğim ve yalnızca kal­bimin yumuşak müziğine kulak vereceğim.
Sonunda özgürlüğüme kavuşacağım. Pa­ra düşünmeden sevgilere bırakacağım kendimi. Şarkı söyleyerek rahatça öleceğim.
Paul Gauguin, en sevdiğim en kıymet verdiğim ressamlardan, bu kitapta 1890'ların sonlarında Tahiti'yi ziyaret ettiği sıradaki gözlemlerini aktarıyor. Kitabı okumaya başlarken seyahatname gibi birşey okuyacağımı beklemiyordum açıkçası, fakat yine de çok sevdim (beklentim daha çok resim ve sanat üzerine düşünceleriydi).
Kitapta, Tahiti halkının yaşamını, tanrılarını, tanrılarının hikayelerini, hristiyan misyonerlerin yaptıklarını çok güzel anlatmış.

Not Not: Kitabı Yordam Yayınları'nın 1972 baskısıyla okudum ve tonlarca yazım hatası vardı.
Avrupalı bir ressam bu hikayenin baş kahramanı. Bu ressam avrupanın gösterişli kadınlarından,(bu birinci) havasından, yapılarından sıkılıp tahitili insanların yanında kalmak, zaman geçirmek ve doğayla birleşmek kendini doğaya adamak ve onun dinginliğini almak ister.
Kitabı okumanın güzel yanı;kitabın yazarı ve kahramanı aynı kişi olması. Ressam kendini kadınlardan uzaklaştırdığı için ordaki tahitili kadınlarda da biraz sıkıntı yaşıyor. Orda kaldığı süreçte hem tahitili insanlarla kültür etkileşimi içinde oluyor hem de batıl inançlarından kalma korkularını yenmelerini sağlamaktadır.
**Ressamın tahitiden döndüğünde şöyle diyor; iki yıl yaşlandım fakat 10 yıl da gençleştim**
Yer yer mitolojik unsurları da içinde bulunduran Paul Gauguin kitabını etkileyici buldum.İyi ki okumuşum dediğim kitaplardan..Tavsiye edilecek kadar güzeldi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Paul Gauguin
Tam adı:
Eugène Henri Paul Gauguin
Unvan:
Denizci, görsel sanatçı, yazar
Doğum:
Paris, Fransa, 7 Haziran 1848
Ölüm:
Markiz Adaları, Fransız Polinezyası, 8 Mayıs 1903
Paul Gauguin 7 Haziran 1848 yılında Paris’te doğdu. Üç yaşındayken Lima’ya götürüldü. Sol eğilimli bir gazeteci olan babası, yolculuk sırasında öldü. Gauguin, annesi ve kardeşiyle birlikte Peru’da akrabalarının yanında dört sene kaldı.

Fransa’ya dönünce, tahsilini Orléans’da tamamladı. Sonra 1865′de bir ticaret gemisinde çalışmaya başladı. Daha sonra silah altına alınınca yine denizci sınıfına ayrıldı.

1871′de askerliğinin bitiminde, koruyucusu ve Pissarro koleksiyoncusu Arosa’nın uyarılarıyla, Bertin Kambiyo Acentası’nda çalışmaya başladı. Borsa işleriyle uğraşarak büyük başarı kazandı. 1873′de Danimarka’lı Mette Sohhiè Gad ile evlendi; sakin, mutlu bir yaşam sürmeye başladı.

Borsa işlerinden cebine olukla para akıyordu. Arosa gibi o da tablo koleksiyonculuğu yapmaya başladı. Bilhassa modern eserleri topluyordu. Bu arada, boş zamanlarında arkadaşı Emil Schuffenecker’le birlikte resim çalışmaları da yapıyordu.

Ancak bu, onun resme karşı duyduğu büyük hırsı doyurmadı. 1883′te, kesin kararını vererek, kendini tümüyle sanata adadı.

Ailesine bile haber vermeden işini bırakarak Paris’e gitti. Orada çok kötü günler geçirdi, parasız kaldı, karnını doyurmak için sokaklarda afiş yapıştırdı. Sanatı, beklediği ilgiyi görmedi.

Daha sonra, ressam Charles Laval’la arkadaşlık kurdu ve medeniyetten kaçmak için birlikte 1887′de önce Panama’ya sonra Martinigue’e gitti. Fransa’ya hasta ve bitkin bir durumda döndüler.

Schuffenecker, eski arkadaşının bu halini görünce onu hemen himayesine aldı; maddi ve manevi yardımlarda bulundu. Théo, Vincent Van Gogh ile tanıştırıldı. Bu sanatçılar onu asistan olarak çalıştırdılar ve yaptığı işlerden bir hayli de memnun kaldılar. Théo ile Van Gogh‘un yönettiği bir galeride açtığı resim sergisi, ticari yönden hiçbir ilgi görmedi. Arles’te bir süre Van Gogh‘un yanında kaldı.

1891′de içindeki macera tutkusuyla, Tahiti’ye gitti. Istıraplı, mutsuz bir devre sonunda Paris’e döndü ise de, orada da aradığını bulamadı.

1893′den 1895′e kadar akıntıya kapılmış bir yaprak gibi dolandı durdu. Durand-Ruel sergisi ve bu sergideki satışlar O’nun için bir fiyasko oldu. Kopenhag’a karısını görmeye gitti. Fakat o muhitin de artık kendisine yabancı olduğunu gördü. Bir amcasından kalan mirasın altından girip üstünden çıktı. Cava’lı bir metresi vardı. O da, atölyeyi yağma ettikten sonra ressamı terk etti.

1895′te yeniden ve bir daha geri dönmemek üzere, ikliminin büyüsüne kapıldığı Tahitiye gidip orada yerleşti; sefalet içinde çalıştı. Tahiti’den Dominique adalarından Marquesas’a geçti ama orada da çevre tarafından benimsenmedi. Yerlileri kışkırttığı iddiasıyla yöneticiler tarafından üç ay hapse mahkum edildi. Hastalık, yokluk ve üzüntülerin ağırlığında, 8 Mayıs 1903 yılında öldü.

Gauguin, bir tezatlar ressamıdır, ilkelliğe dönüş çabasında, mistik çağrılarında, daima «eğitilmiş» bir yön görülür. Sanatıyla, düşüncenin esrarlı dünyasına inmeyi düşlediği halde, evrensel güzellikten, kendini sıyıramaz. Bir «ilkel» olduğunu savunduğu halde, sembollerden, renk zenginliğinden, müzik armonisinden bahseder. Yine de bu değişik ruh fırtınalarından, karşımıza, bahtsızlığını ölünceye dek güçle taşıyan, gerçek bir insan çıkar.

Ressamın ilk eserlerindeki hava, ağır ve yapışkan renkler işe ağdalı bir karışımdır. Tedirgin ve geleneksel stili, empresyonistlerden uzaktır. Giderek Gauguin, görüş ve duyuş arasında kurduğu dengeyle, kişilerin iç dünyalarının esrarına kadar inmeyi başarmıştır.

Böylece tutku ve esinlenmeleri, fırça darbeleriyle canlandırmaya yönelmiştir. Renk kitlelerini sadeleştirmiş, daha, aydınlık ve toplayıcı resim tarzını benimsemiştir.

Tahiti’deki ilkel evrende karşılaştığı canlı ve mutlu yaşam, eserlerine coşkun bir sembolizmle yansımış, ressam bu tutkuyu ölümüne dek içinden atamamıştır. Yeni bir akımın öncülüğünü yapmış, sanatı; eleştirmenler tarafından «Hem ilkel, hem karışık, hem aydınlık, hem karanlık, hem vahşî, hem zarif» olarak nitelendirilmiştir. Yaşamı boyunca, eserlerinde coşkun, güçlü ve sıcak bir evrenin vahşi ve esotik esintisi duyulmuştur.

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 17 okur okudu.
  • 10 okur okuyacak.