Norveçli oyun yazarı Henrik Ibsen’in tam 144 yıl önce yazdığı (1879) ‘Nora: Bir Bebek Evi’ adlı eseri, yazıldığı dönemde büyük tartışmalara sebep olmuş. Sebebi, aile yaşantısı içinde evin süs bebeği haline gelen kadının, yaşadığı hayatın yalançılığını, yapaylığını fark edip, evini terk etmesi. Ibsen, böyle bir kadın karakter yaratarak din, ahlak ve toplum ekseninde idealize edilmiş olan kadını gerçeklerle yüzleştirerek yerle bir etmiştir.
Nora, hayatı boyunca kendi için düşünmek zorunda kalmamış, çünkü hep başkaları onun adına düşünmüş. Önce babası, sonra da kocası Torvald, daima onun yerine kararlar alırken, Nora’ya düşen, bir yandan kadınca görevlerini yerine getirirken bir yandan da neşe saçmak. Ciddi işlerle uğraşıp kariyerinde yükselen Torvald için, Nora, boş vakitlerinde ilgilendiği bir oyuncak âdeta. Örneğin, dişleri çürümesin diye ona makaron yemeyi yasaklamış. Nora kendi çocuklarına annelik yaparken, bir yandan da Torvald’ın küçük kızı gibi. Her hareketi, her sözü buna işaret ediyor.
HELMER: Hadi ama! Benim küçük kanaryam kanatlarını sarkıtmasın böyle. Küçük sincabımın canı mı sıkılmış? (Cüzdanı çıkarır) Nora, bil bakalım elimde ne var?
NORA: (hızlıca dönerek) Para!
Fakat Torvald, hayatını bu küçük kadına borçlu olduğunu bilmiyor ve Nora bu sırrı büyük bir gururla saklıyor. Ta ki Torvald, neşeli küçük kanayasının ondan habersiz borç alıp bir de imzada sahtecilik yaptığını öğrenene kadar. Bu noktadan sonra Torvald’ın tek düşündüğü, adına sürülecek olan leke. Nora sırrının açığa çıkmasından korkarken, Torvald’ın bu suçu üstlenip kendini feda edeceğine emin, fakat sonuç hiç de düşündüğü gibi olmuyor ve Nora, hayalindekinden çok daha farklı olan gerçek Torvald’la yüzleşiyor.
HERMER: Bütün mutluluğumu yıktın, geleceğimi mahvettin. Düşünmesi bile korkunç! Şimdi