Adı:
Hayaletler
Baskı tarihi:
2014
Sayfa sayısı:
88
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055127503
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Genspenster
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Mitos Boyut Yayınları
Baskılar:
Hayaletler
Hortlaklar
Hayaletler, Norveçli büyük yazar Ibsen'in, yaşadığı dönemde ülkesindeki yasak konuları cesaretle deşmesi yüzünden çok sert tepkilerle karşılaştığı ve eserinin sansüre uğradığı bir burjuva tragedyasıdır.

Oyun, burjuva yaşamının dışarıdan görünüşünü ustalıkla kazıyarak, geçmişte yapılmış çirkinlikleri, ahlaksızlıkları ve söylenmiş yalanları ortaya çıkarır. İnsanların bir meta gibi alınıp satıldığı bu düzende sevgiye, hoşgörüye, özgürlüğe yer yoktur.

Burjuva bireyleri, bu ikiyüzlülük ilişkilerini, soya çekim olarak da yaşamak zorunda kalırlar. Aristokrat Alving ailesinde, Bayan Alving, ölen kocasının hizmetçileri ile yaşadıklarını, bu kez oğlunun o hizmetçinin kızıyla yaşamaya başlamış olduğunu görünce, evde hayaletlerin üzerine çöktüğünü duyumsar.
(Tanıtım Bülteninden)
102 syf.
Henrik Ibsen "bir önceki oyununun seyredilmeden, bir sonraki oyununun anlaşılmayacağını" söyleyen bir yazardır. O yüzden kronolojik çizgide okumalar yapmak onun eserleri için önemlidir. Toplumsal çizgisinin ağır bastığı "Nora" kitabı ve sonrası için bu durum özellikle geçerlidir. İlk okuduğum kitabı olan Nora için incelemem burada. #71508685


Hortlaklar, Nora kitabından sonra yazılan bir kitaptır. Nora'nın toplumsal yankısı onkadar fazla olmuştur ki onlara cevaben Hortlaklar kitabını kaleme almıştır Ibsen. O yüzden oyunun adı da politiktir. Hortlaklar her ne kadar oyunda baş karakterlerden biri olan Bayan Alving'in kocasının anıları üzerinden yansıtılsa da aslında Ibsen için Hortlaklar: toplumdaki tüm gerici organizmalardır.

Bir oyunun, özellikle çığır açan, öncü olan böyle bir oyunun arka planındaki gelişmeler çok önemlidir. Henrik İbsen'in toplumsal cinsiyet eşitsizliğini konu edinmesine yardımcı olan bir sürü düşünür olsa da en önemlisi var olan ataerkil dünya düzenine karşı ilk isyanı başlatanlardan olan ve İbsen'in Nora'sından yaklaşık olarak yüz yıl önce Kadın Haklarının Gerekçelendirmesi eserini yazan Mary Wollstonecraft henüz kitabının ilk sayfasında ona suçlamalarda bulunan bir rahibe şöyle cevap verecektir:
"Size insanlığın güçlü sesiyle sesleniyorum, çünkü saygıdeğer bayım, savlarım çıkar gözetmeyen bir zihnin ürünüdür - kendi cinsinin haklarını savunuyorum - kendi çıkarlarımın peşinde koşuyor değilim. Bağımsızlığı her zaman yaşamın en güzel armağanlarından biri olarak, her erdemin temeli olarak gördüm - çorak topraklarda yaşamak zorunda olsaydım dahi, en temel haklarımı güvence altına alarak bağımsız yaşamak isterdim."

İngiltere ve İskandinav coğrafyasında bu eserin yankısı derin olmuştur. Hatta Mary Norveç, İsveç ve Danimarka'da yaşarken edindiği izlenimleri İskandinavya Mektupları olarak kitaplaştıracak ve 1790 da en çok satan eserler arasında yer alacaktır bu eseri.

Yalnız araya tam tamına bir asır geçecek ve ondan sonra Henrik Ibsen Nora ve Hortlaklar eseri ile bayrağı teslim alacaktır. Bu yüzyıl içinde Mary Wollstonecraft'ı takip edebilen kadının çıkamaması Avrupa'nın katı eril düzeninden kaynaklıdır. Yoksa kitabı en çok okunanlar arasına girecek uygulanan sansür ve baskı hamleleri kadınları daha da baskı altına alacaktır. Mary Wollstonecraft'a vedayı 228 yıl önce yazdığı bu sözlerle yapalım.

"Toplum içinde cinsiyetlere özgü davranışlar gibi bir ayrım güdülmediğini görmeyi istiyorum gerçekten.."


Henrik İbsen'in topluma savaş açtığı zamanlarda Osmanlı İmparatorluğu vardı. Henüz Tazminat ve Islahat fermanları yeni yeni etkilerini gösteriyor ve Şinasi Namık Kemal gibi aydınlanma hareketimizin ilk öncüleri edebiyat sahnesine çıkıyor. Biz Şair Evlenmesi eseri ile daha görücü usulü evlilikleri eleştirirken. Henrik Ibsen çok soğuk bir coğrafyada evlilik kurumunu din ve siyaseti arenasına verdiği mücadele ile eserlerinde zirveyi yaşıyordu.

Henrik İbsen'den 100 yıl sonra (1970'ler) ,Toplumcu çizgide yer alan bazı tiyatrocularımızın eserlerinde kadın hareketine desteğin sadece izlerini görüyoruz ve bu bir avuç insanı da siz tanımıyorsunuz çünkü onlar bulup okumak bu ülkede özel bir ilgi gerektirir. Mesela Oktay Arayıcı Rumuz Goncagül'de şöyle seslenecek kadınlara:

"Neden şimdiden peşin peşin ev kadınlığını seçiyorsunuz? Kocasının eline bakan biri olarak yaşamaktansa, en azından çalışıp hayatınızı kazanmanız, daha doğru değil mi? İnsan, kendi alın terinin hakkına dayanarak yaşarsa, daha güçlü olmaz mı?"

Sonra çok etkili bir oyun olan Asiye Nasıl Kurtulur'da Vasıf Öngören şöyle diyecektir"

"Yapmadığım iş kalmadı... Ama kadın kısmı yalnız kalmaya görsün, herkes altına çekmeğe çalışır onu.

Demek ki namuslu yoldan yaşamanın tek yolu ölmek oluyor.

Neye yarar temizlemek bedeni
Kim getirir artık benden gideni

Güpegündüz kurşun ile
Bu nafile düzen ile
Töre, ahlak, kanun ile
Seçtirdiler sonumuzu"

Sonra Yılmaz Onay çok kaliteli bir oyunu olan Arafta Kalanlar'da ilk insan çiftine kadar gidip erkek şiddetine göndermeler yapacaktır.

"ADEM Dur! (son gücünü toplayıp dikilir, Havva'ya yapışır) Dışarı çıkıp şeytanlarla cennette fing atacaksın öyle mi? Öldürürüm seni? Dünyanın namusu meselesidir ki bu, hiç dinlemem öldürürüm!"

Son olarak Güngör Dilmen'e yer vermek istiyorum. Kendisi kadın mağduriyetine en çok yer veren tiyatro yazarıdır. Kurban kitabında Eski Yunan Tragedyası olan "Medea"dan yola çıkarak kuma konusunu merkeze alırken baş karakter Zehra ile birlikte Anadolu Kadınının bin yıldır devam eden sessiz çığlığını duymanızı sağlayacaktır. Ondan sonra Ben Anadolu eseri ile Anadolu'da binlerce yıllık geçmişten günümüze kadar olan süreci harmanlayıp 92 kadının ağzından gerçekleri orataya çıkaracaktır lakin unuttuğu tek şey bizim onlardan hiç haberimiz olmayacaktı üç beş kişinin bildiği bu öncü hareketler o yüzden toplumda yankı uyandırnayacak ve o yüzden şuan kadın olarak yaşam kalitesinin en yüksek olduğu ülke İbsen'in Norveç'i olacak bizimse halimiz içler acısı.

Bir konuya daha değinmek istiyorum sonrasında oyun üzerine biraz konuşacağım. 1923 yılında Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyeti ilan etti öncesinde 600 yıllık bir imparatorluğun toplumsal yapısı yer alıyordu Anadolu topraklarında asırlar boyu süren gelişim sürecinin olgunluğu sonrası Avrupa ülkelerinde kadın hakları siyasi temele oturdu. Atatürk dünyada yüzyıllara sığan kadın haklarının kazanılma hareketlerini Cumhuriyet sonrası hayatta kaldığı 15 yıl içinde gerçekleştiren bir liderdir. Kadın tarihinden bihaber hâlâ toplumsal düzenin oyuncağı halinde kurulup bozulan kadınların uyanışının önündeki engeller başında eğitimsizlik gelmektedir. Atatürk'e karşı sistematik olarak yürütülen değersizleştirme politikasının öncüleri dini alanda kadını hipnotize edip gerçeklikten çok uzakta kalmasını sağlayan kesimlerdir. Bu etki alanından sıyrılan her kadının hem bu ülke hem de genel anlamda kadın olmanın bilincine varacağını düşünüyorum. Mary Wollstonecraft faslına son vermiştim lakin bu son bölüm için mükemmel bir alıntısı var onu da paylaşmak istiyorum.

"Kadın eğitim yoluyla erkeğin kafa arkadaşı olabilecek şekilde yetiştirilmezse, bilgi ve erdemin yayılması önünde engel oluşturacaktır, çünkü hakikat herkes için ulaşılabilir olmalıdır.."


Henrik Ibsen Hortlaklar kitabında 19.yüzyıl burjuva aile yapısındaki aksaklıklar üzerinden toplum ve bireyi ilişkisini irdelemektedir. Nora'da başlattığı kadın uyanış sürecini bu sefer toplumsal yapıların eleştirisi boyutuyla destekleyip bize sunacaktır.

Bu oyunda kocası on yıl önce ölen bir kadın olan Bayan Alving, onun vekili Rahip Manders oğlu ve onun yanında kalan yardımcısı Regina ve Regina'nın babası yer alıyor.

Bayan Alving tıpkı Nora gibi kadın olarak devrimini çok geç tamamlayan biridir. Evlilik hayatı boyunca kocasının yaptıklarına göz yuman kocasının var olan hastalığına rağmen ses etmeyen biri olarak geçmişini sunuyor bize bu durum ise içindeki toplum korkusu ve cesaretsizlik duygusu yüzünden kaynaklanmaktadır.


Oğlu genç, başarılı bir ressamdır uzun zamandır yurt dışında eğitim almakta orada gördüğü yeni hayat tarzları ile kişiliğini geliştirmiş biridir. Ve kış aylarını annesinin yanında geçirmek için geri dönmüştür.

Papaz kilisenin temsilcisi. Özet için bu kadarı yeterlidir.

Regina'ya gelirsek gayrı meşru çocuk annesi erken yaşta ölmüş ve bu skandalı üstlenen üvey babası ile sevgiden mahrum bir hayat süren bir kişidir.


Bayan Alving kocasından kalan parayı bir yetimhane oluşturmak için harcar bu nokta önemlidir. Çünkü eserin yazılışından yaklaşık 10 yıl önce İngiltere'de kadının evlendikten sonra kendilerine ait mallarını korumalarına yönelik bir kanun çıkmıştır. İbsen'de buna değinmektedir. Bayan Alving kocasından kalan tüm parayı bir nevi reddi miras yapıp sonradan yanıp kül olacak bir yetimhane yapımına harcayacaktır. Bu şekilde kadının erkeğe olan ekonomik bağımlılığını yok etme seviyesine getirecek bir hamle yapmış olacaktır Henrik Ibsen..

Eserde birçok yönden toplumsal eleştiri yer alıyor ben birkaçına değinmek istiyorum. Bayan Alving oğlu Oswald ve Rahip Manders'in ilk karşılaşması Oswald'ın yurt dışı izlenimlerini aktardığı ana denk gelecek ve Oswald evli olmayıp aynı evde yaşayan çiftlerden söz edince Rahip hemen saldırganlaşacak ve ve otoriteyi temsile koyulacaktır.

Oswald ise klasik kalıpların dışında aydın görüntü veren bir erkektir. Rahibe evli olup namuslu görünen erkeklerin aslında her türlü ahlâksızlığı bildiğini ve rahibin ahlak dışı olmakla suçladığı kesimlerin hayatlarında ne duyduğu ne gördüğü yerlere gidenlerin de bu erkekler olduğunu söyler Oswald. Bayan Alving'in kocası da evli namuslu görünen bir tiptir lakin hizmetçisiyle birlikte olup gayrı meşru diye bahsettiğimiz kızın da babası olacaktır. Burada August Bebel'in Kadın ve Sosyalizm eserinde burjuvaya getirdiği bir tespiti aktarmak istiyorum. Şöyle der:
"Burjuva dünyasının cinsel yaşamının bir yanını evlilik, diğer yanını fuhuş oluşturur. Evlilik madalyonun düz tarafı, fuhuş ise ters tarafıdır."

Her türlü ahlâksızlığı görüp sessiz kalan, toplum önünde aziz rolüne bürünen kilise temsilcisi üzerine yüklenen bir Bayan Alving çıkar karşımıza ve bunu çok cesur bir hamle ile yapar Regina gizli tutulan gayrı meşru çocuktur Oswald kardeşine tutulmuş ondan hoşlanmaktadır. Bayan Alving bu durumdan rahatsızlık duyduğunu ve rahibe oğluna ya Regina yı al ya da bırak gibi keskin bir karar verdirecek öneri sunmayı düşündüğünü söyleyince rahip çıldırır ve şöyle der: "Aman Yarabbi! Oswald'la Regina'nın evlenmesi ha! Böylesine bir rezalet hiç işitilmiş şey mi? Der demez Bayan Alving hem rahibin hem kendisinin bildiği ensest ilişkilerin varlığı üzerinden rahibe yüklenir. Her zaman, her yerde böyle olmamış mı? Ensest ilişkileri dini otorite bir şekilde öğrenir ve bir şekilde üstünü örter oyunda bunun eleştirisinin rahip üzerinden olması da önemlidir.

Rahip eserde Regina'ya alıcı gözle bakar serpilip evlenme çağına geldiğine dair söylemlerde bulunur bir nevi ona göz koymuş olmasına rağmen her şeyden habersiz, hiçbir cinsel duyguyu bilmeyen tanımayan aziz rolüne bürünür. Bu durum aklınıza toplulukları önünde din alimi nutukları atan tarikat liderlerini getirmelidir. Kendi topluluklarında her türlü kadın istismarı olmasına rağmen, ensest ilişkiler olmasına rağmen mikrofon ellerine geçince İslam'ın en büyük temsilcileri kesilirler. Ve bu paragrafın sonunu da August Bebel'in bir yorumu ile yapmak istiyorum.

"Ahlaklılığı, dinselliği, uygarlığı ve kültürüyle övünen toplumumuz, ahlâksızlığın ve kokuşmuşluğun, bedenini sinsi bir zehir gibi kemirmesine göz yummak zorundadır."


Hortlaklar kısmına da biraz değinmek gerekirse, Bayan Alving doğup, yetiştiği ataerkil toplumun kişiliği üzerindeki etkilerini hâlâ atamayan bir kadındır. Kocasıyla olan mutsuz evliliğe katlanmak zorunda kalışının etkilerini de atlatmış bir kadın değildir. Ve tüm bunlar içinde daima diri kalan bir korku yaratmaktadır. Her ne kadar kurtulduğunu düşünse de mevcut düzenin hayatta olan veya olmayan temsilcileri hâlâ arkasında hemen ensesinde varlıkları ile onu ürkütmektedir. Ne zaman bu Hortlaklar'ı hayatında hissetmemeyi başarırsa bir kadın o zaman kurtulmuş olacaktır. Daha da uzayabilir bu yazı lakin bu kadar yeterli diye düşünüyorum. Sizleri Bayan Alving ve Hortlaklar kısmı ile başbaşa bırakıyorum.

"Hortlaklar. Odadan Regina ile Oswald'ın sesini duyunca hemen önümde bir çift hortlak görmüş gibi oldum. Yavaş yavaş hepimizin birer hortlak olduğunu düşünüyorum. Bay Manders. Anne babalarımızın ruhları bizim içimizde yaşamakla kalmıyor, bunun yanı sıra öldü sandığımız her türlü inanç ve düşünce de yeniden ortaya çıkıyor. Bunlar içimizde uykuya yatmış gibi; varlıklarından haberdar bile değiliz; ama yine de onlardan kurtulamıyoruz. Ne vakit bir gazete alıp okusam satır aralarından kayıp giden Hortlaklar görüyorum sanki. Hortlaklar bütün dünyayı sarmış... her yerde... kum gibi kaynıyorlar. Bizse aydınlıktan öylesine korkuyoruz ki, hepimiz."



Bizse aydınlıktan öylesine korkuyoruz ki, hepimiz..
88 syf.
·2 günde·Beğendi
Bir Norveçli yazardan diğerine geçmiştim Dag Solstad okurken.Henrik Ibsen'in Yaban Ördeği'ni sevmiştim. İki senedir okunmayı bekleyen Ibsen kitaplarına bir el atayım dedim bu ay. Oyun okumak hem eğlendiriyor hem hoşuma gidiyor
.
.
Hayaletler Ibsen'in yaşadığı dönemin burjuva trajedisi olarak belirtilmiş arka kapakta. Farklı kültürlerden farklı yaşam biçimleri okumanın, bilgi sahibi olmanın illa ki farklı hazzı var.
Hangi kitap olursa olsun, kapağını açtığınız anda, bir zaman tüneline giriyor, bambaşka dünyaları gözlemliyorsunuz. Belki de oradaki karakterlerin deneyimlerinden kendinize hisseler çıkarıyorsunuz.
.
.
Bunlar kitaplarla ilgili söylenebilecek eksik olsa da, klasik ve değişmez sözler. Kısa kessem iyi olacak. Bu paylaşımı okuyanlar bunları zaten biliyor
.
.
"Hayaletler"i, aristokrat bir ailede, toplumun ahlaki saymadığı davranışlar, aileyi yakından tanıyan bir din adamının tutucu değerlendirmeleri, bir anne ve oğuldan oluşan aileyi bekleyen son diye kısaca özetleyebilirim. Çok yüzeysel bahsettiğim bu konular İbsen'in harika kalemiyle ilgi çekici hale gelmiş ve bir solukta okunuyor. Diyeceklerim bundan ibaret...
.
.
Yukarıdaki paragrafları okuduğunuz için teşekkür ederim
.
.
.
#okudumbitti #henrikibsen #norveçedebiyatı #hayaletler #mitosboyutyayınları #tiyatrooyundizisi #yılmazöğüt #kitaptavsiyesi #okumahalleri #kitapönerisi
104 syf.
·2 günde·9/10 puan
19.yy elit yazarlarından Norveçli Henrik İbsen'in 1881 senesinde kaleme aldığı bu 'Hortlaklar' oyununun, dönemin burjuva yaşam tarzına getirilen yermelerin yanı sıra; oyun karakterlerinden Rahip Manders'ın dilinden toplum ve aile yaşamlarında ulaşılması gereken ahlâk düzeylerini de dinliyoruz. Oyun karakterleimiz, bulundukları problemli konumların; geçmişlerinde yaşanan günahların bir geri ödemesi olarak düşünmekteler ve sonra, bu geri ödemelerin zaman zaman baş karakterimiz Bayan Alving'e 'hortlaklar' tarzıyla yansıması, oyuna farklı bir nitelik kazandırdığı doğrudur. Eserde bulunan toplumsal eleştirilere ilgi duymuyorsanız dahi; hikaye ziyadesiyle sürükleyici, merak uyandırıcı ve heyecanlı olduğu için okuyabilirsiniz. Eğlenceli bir okuma deneyimidir.
Ülkemizde muhtelif zamanlarda, muhtelif yayınevleri tarafından 'Hayaletller' başlığı altında da yayınlanmıştır. Korku içerikli bir eser değildir. Tavsiye olunur. İyi okumalar...
104 syf.
·Beğendi·9/10 puan
19.y.y burjuva ailesine ait aksaklıklar üzerinden toplumu eleştiriyor kitap Diğer kitaplarında olduğu gibi bireyin varoluş sıkıntısını ele alıyor bu eserinde de. Klasik eserleri sevenlerin seveceği bir kitap. Rahip ne kadar bağnaz biriydi öyle. Okurken sinir oldum. İyi okumalar, varolun
88 syf.
·8/10 puan
Tutunamayanlar’ı okudunuz. Belki de defalarca. Ya da onlarca alıntı paylaştınız. Kimimiz Turgut, kimimiz Selim olduk.

Peki Selim olanlarınızdan kaçı Henrik Ibsen ismini orada farketti? Onun 1881 tarihli Hayaletler adlı eserini kastediyorum.
Selim Işık ondan bahsediyordu aslında.

Hangi sözcüklerle mi? Burada:

“Şimdi yatağıma büzülmüş, büyük bir dehşetle, genç Alving’in beyninin nasıl yumuşadığını düşünüyorum. Ya korkusu? Tıpkı benim korkuma benziyor.”

Selim olanlar, Selim’in korkusuna benzer bir korkuyu-karakteri neden merak etmedi peki?

Henrik Ibsen. 1828-1906. Norveç.
Yüzlerce şiirde imzası olsa da tiyatro dalında kaleme aldıkları öncülük eder nitelikte.

Geçmişin şimdiye etkisinden bahsediyor mesela eserlerinde. Üstesinden gelinememiş travmalar diyor mesela. Etkileyeceği Freud gibi ‘bilinçdışı’ demese de bunu farklı kelimeler ve sahnelerle anlatıyor mesela.

Hayaletler. Hortlaklar. Öyle aklınıza cinler-periler gelmesin. Kahramanlarımızdan Bayan Alving bunu çok güzel açıklıyor mesela:

“Regine ve Osvald’ın içerden seslerini işitince, hayaletleri görür gibi oldum.

... ve akla gelebilecek bütün eski ölmüş düşünceler; her türden eski ölmüş inançlar ve benzerleri de öyle... İçimize sinmişler; onlardan kurtulamıyoruz.” (s.46)

19. yüzyılda bir burjuva ailesindeyiz.
‘Babaların günahlarını çocukların çektiği’ inancına sahip bir isim düşünün.

Babasının günahını tekrarlayan bir isim.
Selim Işık’ın bahsettiği Osvald Alving.

Toplumsal normlara boyun eğen bir kadın.
Bayan Alving.

Dışta gerçekleşenden ziyade içimize odaklanan bir anlatı. Bizleri ‘özgür seçimlerimizden’ alıkoyan sebepleri temeline alan bir anlatı.

Fazlasıyla etkiyecek. Buyurun.
88 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Norveçli büyük tiyatro yazarı Henrik İbsen'in yine ustalık döneminde kaleme aldığı bir eser... İlginç bir şekilde Kundera'nın bir annenin, oğluyla yakın ilişkisini ele aldığı "Yaşam Başka Yerde" kitabından hemen sonra okudum ve yine yakın bir anne-oğul ilişkisi çevresinde gelişen olayları okuyoruz.

İbsen'in bu dönemde yazdığı oyunlar (diğeri Bir Halk Düşmanı) temelde kapitalist sistemin insanları ve aileleri nasıl etkilediğini, toplumsal ilişkileri de değiştirdiğini analiz ediyor... İbsen'i diğer tiyatro yazarlarından ayıran en önemli özellikler de karakterlerine modern isimler vermesi ve tuhaf betimlemelerden kaçınması. Karakterler boş boş konuşmayınca, okuyucu da rahatlıkla olayların içine girebiliyor ve olayları gerçekten yaşanmış gibi hissedebiliyoruz.
88 syf.
·5/10 puan
Bayan Alving'in genç hizmetçisi Regina Engstrand, yoldan giden babası Jakob Engstrand'dan bir ziyareti isteksizce kabul ettiğinde görevlerine katılıyor. Babası, kilisenin reformu ve tövbe eden bir üyesi olarak poz vererek kasabanın din adamı Papaz Manders'ı kandırmış olan açgözlü bir şemandır.

Jakob neredeyse bir “denizcinin evi” açmak için yeterince para biriktirdi. Papaz Manders'e, işinin ruhları kurtarmaya adanmış son derece ahlaki bir kurum olacağını iddia etti. Bununla birlikte, kızına, kuruluşun denizci erkeklerin temel doğasına hitap edeceğini ortaya koymaktadır. Aslında, Regina'nın orada bir barmen, dans eden kız ve hatta bir fahişe olarak çalışabileceğini ima ediyor. Regina bu fikre itilir ve Bayan Alving'e hizmetine devam etmesi konusunda ısrar eder.

Kızının ısrarı üzerine Jakob ayrılır. Kısa bir süre sonra, Bayan Alving, Papaz Manders ile eve girer. Yeni inşa edilen yetimhane hakkında Bayan Alving’in geç kocası Yüzbaşı Alving’in adını taşıyorlar.

Papaz, doğru olanı yapmaktan ziyade kamuoyuna daha fazla önem veren, çok özerk, yargılayıcı bir adamdır. Yeni yetimhane için sigorta almaları gerekip gerekmediğini tartışıyor. Kasaba halkının sigorta satın almayı inanç eksikliği olarak göreceğine inanıyor; bu nedenle papaz risk almasını ve sigortadan vazgeçmesini tavsiye eder.

Gururu ve neşesi Bayan Alving’in oğlu Oswald giriyor. Çocukluğunun çoğunda evden uzakta olan İtalya'da yurtdışında yaşıyor. Avrupa'ya yaptığı seyahatler, ışık ve mutluluk çalışmaları yaratan yetenekli bir ressam haline gelmesine ilham verdi, Norveç evinin kasvetiyle keskin bir tezat oluşturdu. Şimdi, genç bir adam olarak, gizemli nedenlerle annesinin mülküne döndü.

Oswald ve Manders arasında soğuk bir değişim var. Papaz, İtalya'da Oswald'ın ilişkilendirdiği insanları kınıyor. Oswald’ın görüşüne göre, arkadaşları kendi kodlarına göre yaşayan ve yoksulluk içinde yaşamalarına rağmen mutluluk bulan özgür ruhlu insancıllar. Manders'ın görüşüne göre, aynı insanlar, evlilik öncesi cinsel ilişkiye girerek ve çocukları evlilik dışı yetiştirerek geleneğe meydan okuyan günahkar, liberal fikirli bohemlerdir.

Manders, Bayan Alving'in oğlunun görüşlerini kınamadan söylemesine izin verdiğinden hayal kırıklığına uğrar. Bayan Alving ile yalnız kaldığında, Rahip Manders bir anne olarak yeteneğini eleştirir. Yumuşaklığının oğlunun ruhunu bozduğu konusunda ısrar ediyor. Birçok yönden Manders, Bayan Alving üzerinde büyük etkiye sahiptir. Ancak, bu durumda, oğluna yönlendirildiğinde ahlaki söylemine direnir. Daha önce hiç söylemediği bir sırrı ortaya çıkararak kendini savunuyor.

Bu değişim sırasında, Bayan Alving, geç kocasının sarhoşluğu ve sadakatsizliğini hatırlatır. Ayrıca, oldukça incelikle, papazın ne kadar sefil olduğunu ve bir zamanlar papazı kendi aşkını ateşleme umuduyla nasıl ziyaret ettiğini hatırlatıyor.

Konuşmanın bu bölümünde, Papaz Manders (bu konuyla oldukça rahatsız edici), günaha direndiğini ve kocasının kollarına geri gönderdiğini hatırlatıyor. Manders'ın anısına bunu, Bayan ve Bay Alving'in yıllarca birlikte dürüst bir eş ve ayık, yeni reform edilmiş bir koca olarak birlikte yaşadığı izledi. Yine de, Bayan Alving, tüm bunların bir cephe olduğunu, kocasının hala gizlice çapkın olduğunu ve içmeye ve evlilik dışı ilişkilere devam ettiğini iddia ediyor. Kullarından biriyle bile uyudu, bir çocukla sonuçlandı. Ve bunun için hazırlanın - Kaptan Alving tarafından sevilen gayri meşru çocuk Regina Engstrand'dan başkası değildi! (Jakob'un hizmetçiyle evlendiği ve kızı kendi başına yetiştirdiği ortaya çıktı.)
Papaz bu vahiylerle hayrete düşüyor. Gerçeği bilerek, ertesi gün yapacağı konuşma konusunda artık çok endişeli; Kaptan Alving'in onuruna. Bayan Alving hala konuşmayı yapması gerektiğini savunuyor. Halkın asla kocasının gerçek doğasını öğrenmeyeceğini umuyor. Özellikle, Oswald'ın zar zor hatırladığı ancak hala idealleştirdiği babası hakkındaki gerçeği asla bilmemesini istiyor.

Bayan Alving ve Paston Manders'ın konuşmasını bitirmeleri gibi, diğer odada bir ses duyarlar. Bir sandalye düşmüş gibi geliyor ve sonra Regina'nın sesi şöyle diyor:

REGINA. (Keskin ama fısıldayarak) Oswald! Kendine iyi bak! Deli misin? Gitmeme izin ver!
BAYAN. Alving. (Terörle başlar) Ah-! (Yarı açık kapıya çılgınca bakıyor. OSWALD gülüyor ve mırıldanıyor. Bir şişe tıpasız.) MRS. Alving. Hayaletler!
Şimdi, elbette, Bayan Alving hayaletleri görmüyor, ancak geçmişin kendini tekrarladığını görüyor, ancak karanlık, yeni bir bükülme ile.

Oswald, babası gibi, hizmetkârda içki içmeye ve cinsel gelişmeler kaydetmeye başladı. Regina, annesi gibi, kendini üst sınıftan bir adam tarafından önerildiğini bulur. Rahatsız edici fark: Regina ve Oswald kardeştirler - henüz farkına varmazlar!

Bu hoş olmayan keşifle, Hayaletler sona erer.
Kitaplar aklıma takılan pek çok düşünceye bir açıklık getiriyor ya da düşüncelerimin doğruluğuna olan inancımı artırıyor. Fakat beni şaşırtan ne, biliyor musunuz Bay Manders? Doğrusu, bu kitaplarda yeni hiçbir şey söylenmiyor. Herkesin düşündüğü ya da inandığı şeyler. Ama çoğumuz onları görmezden geliyor ve itiraf edemiyoruz kendimize.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hayaletler
Baskı tarihi:
2014
Sayfa sayısı:
88
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055127503
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Genspenster
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Mitos Boyut Yayınları
Baskılar:
Hayaletler
Hortlaklar
Hayaletler, Norveçli büyük yazar Ibsen'in, yaşadığı dönemde ülkesindeki yasak konuları cesaretle deşmesi yüzünden çok sert tepkilerle karşılaştığı ve eserinin sansüre uğradığı bir burjuva tragedyasıdır.

Oyun, burjuva yaşamının dışarıdan görünüşünü ustalıkla kazıyarak, geçmişte yapılmış çirkinlikleri, ahlaksızlıkları ve söylenmiş yalanları ortaya çıkarır. İnsanların bir meta gibi alınıp satıldığı bu düzende sevgiye, hoşgörüye, özgürlüğe yer yoktur.

Burjuva bireyleri, bu ikiyüzlülük ilişkilerini, soya çekim olarak da yaşamak zorunda kalırlar. Aristokrat Alving ailesinde, Bayan Alving, ölen kocasının hizmetçileri ile yaşadıklarını, bu kez oğlunun o hizmetçinin kızıyla yaşamaya başlamış olduğunu görünce, evde hayaletlerin üzerine çöktüğünü duyumsar.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 74 okur

  • Berrin seremetli
  • Martin Eden
  • Fundaa
  • Damla Katlan
  • İsmail Koçu
  • Uğur C.
  • EdGü
  • Mebs
  • Meral Tezcan
  • Ebru Aykaç Kitapları

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%13.8 (4)
9
%6.9 (2)
8
%10.3 (3)
7
%6.9 (2)
6
%6.9 (2)
5
%10.3 (3)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0