Mehmet Kırkıncı’nın Nükteler isimli eserini bu kaçıncı okuyuşumdur bilmiyorum. Ama her okuduğumda sanki yeni okuyormuşum gibi lezzet alıyorum. Çünkü kitaptaki her bir nükte beni gölgeliklerden alıkoyuyor. Bir sonsuzun kapısını gösteriyor. Geçiciliği hatırlatıyor, elimdeki nimetlerin sadece buraya ait olmadığını, belki bir sonsuz için yaratıldığını söylüyor. Öylesine güzel misaller var ki hayatın içinden, nasıl olur da ben bunları düşünememişim deyip hayret ediyorum.
Üniversite yıllarımda Kırkıncı Hocam’ın birkaç sohbetine katılmışlığım vardır. Şimdi iş güç, dünya telaşesi, yol (!) sohbetlerine bizzat katılamıyor olsam da, ne zaman bu kitabı elime alsam kendimi bir anda onun rahle-i tedrisinde buluyorum. Kendisine sağlık sıhhat ve afiyetle uzun ömürler diliyorum. Yetiştirdiği tüm talebeler için de ayrıca minnetlerimi sunuyor, kendisini tanımış olmaktan dolayı da Rabbime şükrediyorum.
Nükteler kitabından altını çizdiğim satırlar:
Divane bir çocuğun okula gitmeyerek oyunu ilme tercih etmesi gibi; fâsık adam da günahı sevaba, eğlenceyi ibadete tercih ediyor.
*
Bir gelin babasının evinden elini kolunu sallayarak değil, arkasından bir araba çeyizle ayrılır. Ahiret yolcusu olan insanların çeyizleri de ibadetleridir.
*
Şükür insanın fıtrî vazifesidir. O halde, bu vazifeyi ifa etmeyen insanlar, bu cihetle hayvandan çok aşağı düşüyorlar.
*
Dünya işlerini takipte, Allah (c.c) Rezzâk-ı Zülcemâl’dir deyip yatmayan insan, ahirete müteallik işlerde Allah’ın (c.c) Gafûr ve Rahîm olduğundan bahsederek yatmakla tezada düşmüş oluyor ve kendini aldatıyor.
*
Terazinin bir kefesine deve olmakla yük taşımak, diğer kefesine de insan olmakla ibadet etmek konulsa ve seçme hakkı bize bırakılmış olsa hangisini seçecektik? Elbette ki insanlığı... O halde deve yükünü taşırken, biz niçin