Orhan gidiyor
Elleri dost ellerinde
Kollar havaya kalkık
Yumruklar sıkılı
Orhan gidiyor
Aydın gerçekçiliğiyle
«Yaşayın, yaşayın» diyerek
«Ama eğilmeden…»
Sabri Soran
Mehmet Raşit Öğütçü’yü – ya da bilinen adıyla Orhan Kemal’i – çoğunuz tanırsınız. Murtaza’yı, Bereketli Topraklar Üzerinde’yi ya da Eskici ve Oğulları’nı elbette duymuşsunuzdur. Fakat şöyle bir baktığımızda okunma sayısı olarak oldukça düşük olduğunu görüyoruz. Ben bu incelemeyi yazdığım sırada Orhan Kemal’in 22,2 bin okunması gözüküyor. 28 romanı, 19 öykü kitabı olan bir yazarın bu kadar düşük bir okunma sayısı olması kabul edilemez. Hikmet Anıl Öztekin adlı zatın 26,6 bin, Beyza Alkoç adlı Wattpad yazarının 27,6 bin okunmasının olduğu yerde Orhan Kemal’in 22,2 bin okunmasının olmaması gerekir. Peki bu kadar az okunması onun değerini düşürür mü? Tabii ki düşürmez. Orhan Kemal öyle alelade bir yazar değildir. Orhan Kemal toplumu yazar, çırçır katibini, yoğurtçunun kızını, küçük memur ve işçileri, yoksulları, evsizleri yazar. Hepsine ayrı sevgiyle bakar. Onların zor yaşantısını anlatırken onlarla alay etmez, aksine onları kucaklar. Toplumu kucaklar. Peki toplumun gelişmesi için bu kadar umut besleyen, toplumcu bir yazarın bu kadar az okunması yine toplumun suçu değil midir? Bizleri bu kadar yakından anlatan bir insana sahip çıkmamız, onu sahiplenmemiz gerekmez mi? Peki biz niye hâlâ saçma sapan yazarları yüceltip, gerçek değerleri hak edenlere gereken değeri vermiyoruz?
Orhan Kemal nasıl zorluklar yaşamıştır? Öyle alelade herkesin yazabileceği gibi görülen –ama asla taklit edilemeyen- romanlarını yazarken nelerle uğraşmıştır? Kendi kaleminden okuyalım:
“... Bu satırları sabahın beşinde, buz gibi odamda yazıyorum. Ne odun, ne kömür, ne de hemen odun kömür alacak para var.. Borç, borç, borç.. Tek iş yok.