Orhan Kemal (Yaşamı, Sanatı, Eserleri, Anıları)

·
Okunma
·
Beğeni
·
213
Gösterim
Adı:
Orhan Kemal
Alt başlık:
Yaşamı, Sanatı, Eserleri, Anıları
Baskı tarihi:
Mart 2003
Sayfa sayısı:
272
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757837482
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Evrensel Basım Yayın
Bu kitapta, büyük halk yazarı Orhan Kemal'in hayatı, sanat anlayışı, romancılığı, hikayeciliği, oyun ve röportaj yazarlığı ayrıntılarıyla ele alınıyor. Bunlara ilişkin seçme, eleştiri, araştırma ve belgelerden önemli aktarmalar yapılıyor. Ayrıca, her bölümün başında Orhan Kemal için yazılmış şiirlerden biri sunuluyor. Sonda ise Orhan Kemal'in bütün eserlerinin dökümü ile onlarla ilgili geniş bir kaynakça veriliyor.
Orhan Kemal'i yakından ve derinliğine tanımak, incelemek isteyenler için bu kitabın çok önemli bir başvuru kaynağı olduğunu düşünüyoruz.
272 syf.
Orhan gidiyor
Elleri dost ellerinde
Kollar havaya kalkık
Yumruklar sıkılı

Orhan gidiyor
Aydın gerçekçiliğiyle
«Yaşayın, yaşayın» diyerek
«Ama eğilmeden…»

Sabri Soran

Mehmet Raşit Öğütçü’yü – ya da bilinen adıyla Orhan Kemal’i – çoğunuz tanırsınız. Murtaza’yı, Bereketli Topraklar Üzerinde’yi ya da Eskici ve Oğulları’nı elbette duymuşsunuzdur. Fakat şöyle bir baktığımızda okunma sayısı olarak oldukça düşük olduğunu görüyoruz. Ben bu incelemeyi yazdığım sırada Orhan Kemal’in 22,2 bin okunması gözüküyor. 28 romanı, 19 öykü kitabı olan bir yazarın bu kadar düşük bir okunma sayısı olması kabul edilemez. Hikmet Anıl Öztekin adlı zatın 26,6 bin, Beyza Alkoç adlı Wattpad yazarının 27,6 bin okunmasının olduğu yerde Orhan Kemal’in 22,2 bin okunmasının olmaması gerekir. Peki bu kadar az okunması onun değerini düşürür mü? Tabii ki düşürmez. Orhan Kemal öyle alelade bir yazar değildir. Orhan Kemal toplumu yazar, çırçır katibini, yoğurtçunun kızını, küçük memur ve işçileri, yoksulları, evsizleri yazar. Hepsine ayrı sevgiyle bakar. Onların zor yaşantısını anlatırken onlarla alay etmez, aksine onları kucaklar. Toplumu kucaklar. Peki toplumun gelişmesi için bu kadar umut besleyen, toplumcu bir yazarın bu kadar az okunması yine toplumun suçu değil midir? Bizleri bu kadar yakından anlatan bir insana sahip çıkmamız, onu sahiplenmemiz gerekmez mi? Peki biz niye hâlâ saçma sapan yazarları yüceltip, gerçek değerleri hak edenlere gereken değeri vermiyoruz?

Orhan Kemal nasıl zorluklar yaşamıştır? Öyle alelade herkesin yazabileceği gibi görülen –ama asla taklit edilemeyen- romanlarını yazarken nelerle uğraşmıştır? Kendi kaleminden okuyalım:
“... Bu satırları sabahın beşinde, buz gibi odamda yazıyorum. Ne odun, ne kömür, ne de hemen odun kömür alacak para var.. Borç, borç, borç.. Tek iş yok. Ne film senaryosu, ne de roman teklifi.. Bu hiç de layık olmadığım yoksul hayata ne zamana kadar, niçin tahammül edeceğimi bilmiyorum. Gelecek günler hiç de ümit verici değil..”

Bu satırları 11 Mart 1963’te yazıyor, yani hemen hemen en iyi romanlarının çoğunu yayımlamış ve ölümünden 7 yıl önce. 49 yaşında. Toplumcu bir yazarımızın 49 yaşında böyle zor bir hayat yaşaması ne kadar üzücü değil mi? Şu satırları ne zaman okusam boğazım düğümleniyor. Belki ilerde düzelir diye düşünüyoruz ama bakın 7 Ağustos tarihli mektubunda ne demiş:
“…İki buzdolabı alıp yarı fiyatlarına satarak dört aylık ev kirası borcumla, uçan kuşlara olan borçlarımı temizledim. Yani yüzde yüz faizle borçlanıp, bütün borçlarımı koordine ettim gibi bir şey... Ne sinema, ne de gazetelerde roman üzerine iş. Durum bombok. Türkiye'den hicreti bile düşünüyorum. Dünyanın hiçbir tutunmuş romancısı, dünyanın hiçbir yerinde bu vaziyete düşmez. Düşerse hapse düşer, yoksa işsiz kalmaz, bırakılmaz...”

Böyle bir romancının, kariyerinin en yüksek olduğu dönemde böylesine açlık çekmesini hangi kelime tanımlayabilir ki? Böyle bir romancıyı işsiz bırakmaya hangi tanım yakışır? Dediğim gibi gerektiği değeri görmemesi onun değerini düşürmez, toplumun bilinçsizliğini gösterir. Hemingway bir yandan çok rahat bir hayat sürerken Orhan Kemal’in böylesine bir zorluk çekmesi koyuyor…
“Orhan Kemal, Türkiye'nin değil de başka bir ülkenin romancısı, hikayecisi olsaydı, böyle mi olurdu bugün? Hemingway, bir konuşmasında, yazdığı bir uzun hikayesinden sağladığıyla üç yıl rahat rahat yaşadığını, bunun yanı sıra da Afrika'ya arslan avına gittiğini belirtiyordu. Orhan Kemal, Hemingway'dan daha mı az ulusaldır, daha mı az gerçekçidir? Hayır, hiçbiri değil. Orhan Kemal'in tek kusuru, yazdıklarını geçerli bir dille yazmamasındadır bir; romanlarında, hikayelerinde «Büyük Düşünür» yutturmacılığına, öylesi görkemli budalalıklara sapmamasındandır, iki.”(Tarık
Dursun/Milliyet Gazetesi, 9.9. 1969)

Size bir de Bereketli Topraklar Üzerinde’yi yazarken yaşadığı bir ânı kendi kaleminden okutacağım. Fakat bir uyarı yapmam gerekir, burada bir karakterin ölüm sahnesinden bahsediyor. İpucu/spoiler yemek istemiyorsanız geçebilirsiniz.
***************************************
“Bereketli Topraklar Üzerinde'nin ilk yazılışında Adana'daydım. Kafamda bu. Öz ve biçimini tesbit etmişim de romanı yaşıyorum. Köse Hasan'ın ölüm sahnesine takılmıştım. O sırada tam Seyhan kıyısındayım. Kendi kendime mırıldanarak, Hasan'ın hemşehrisine vasiyetini en iyi biçimde vermek için nasıl dedirtmeliyim diye, bir, beş, on, tekrarlar yapıyorum. Birden istediğim klişe düştü kafama : «- Kardaşlar, beraber tuz epmek yidik. Ola ki, benim size hakkım geçmiştir. Benim iflahım kesik ... » falan der ya? Oralara gelince bir an Köse Hasan oldum sanki. Elimde kızım için satın aldığım saç tokası. Hemşehrilerime bunu kızıma götürmelerini vasiyet ediyorum. Öyle dokundu ki, başladım ağlamaya. Çevremde insanlar. Görmelerinden de çekiniyorum. Açtım adımlarımı ama, hemen kağıda kaleme sarılıp o pasajı notladım.”
***************************************
Yukarıdaki sahneyi okurken gözlerim doldu. Zaten kitabı okurken o sahnede çok üzülmüştüm, bir de Orhan Kemal’in bu sahnede ağlamasını göz önüne getirince insanın yüreği burkuluyor.

Peki Orhan Kemal’in sanatının amacı nedir? Ne içindir? 1970 tarihli yazısında sanatının amacını şöyle tanımlıyor:
“Ünlü Lincoln'ün demokrasi tarifi gibi : «Halkın, halk için, halk tarafından yönetimi» der o. Biz de neden şöyle demeyelim? «İnsanlığın, insanlık tarafından, insanlık için yönetilme çabası adına sanat.»”

Peki neden iyimser bir yazardır? Toplumun ahlakça bozuk yönlerini anlatırken bile neden taraf tutmaz? Neden kimseyi aşağılamaz?
“Toplumda gadra (merhametsizlik) uğramış insanların -sosyal bakımdan iyimserliğe ihtiyaçları var. Gerçekten iş bununla da bitmez. Çünkü iyimserlik uydurma bir şey değildir. O, yaşamının içinde, insanların tabiatlarında vardır. Bunu hiç dikkate almadan uydurmaya çalışan yazarlara ben hak vermiyorum. Yazarın bir amacı olmalı. Bu amaç, halkın yararına dönük olmalı derim.” (Nurer Uğurlu/Orhan Kemal'in İkbal Kahvesi, S. 136)

Orhan Kemal suçu hiçbir zaman insanda aramaz. Ona göre insanı suçlu yapan toplumun bozuk düzenidir. Bu konuda Kemal Tahir’le de bir anlaşmazlığı vardır.
#92296692
“Ve unutmamak gerekir ki, yurdun kırk binden çok köyünü dolduran bu insanlar, yurdun üretimini sağlıyor.. Karamsar olmak için sebep ne?..”
Karamsar olmamak gerekir, insanın olduğu her yerde umut vardır. Orhan Kemal bu fikri aşılamaya çalışmaktadır.

Şimdi de Orhan Kemal’i Orhan Kemal yapan şeyin ilk adımını paylaşmak istiyorum:
“Orhan Kemal, kızı Yıldız'ın Nisan 1938'de doğumundan yirmi gün sonra, askere çağırılır. Bedelci olarak Niğde'ye gönderilir. Orada altı ay askerlik yapacaktır.. Tezkere almasına kırk gün kala bir ihbara uğrar. Tutuklanır. Kendi deyimiyle, «komünizmin ne olduğunu bilmediği bir sırada, sırf Nazım Hikmet ile Maksim Gorki'nin kitaplarını okuduğu öne sürülerek mahkemeye sevkedilir.» Kayseri VI. Kolordu Komutanlığı'nın 11. 10. 1938 tarihli son tahkikat kararı uyarınca yargılanır. Yargılama, Orhan Kemal'in 27 Ocak 1939'da C.K.'nun 94. maddesine göre beş yıla hüküm giymesiyle sonuçlanır.”

Bu saçma sapan hapis kararı Orhan Kemal’i Orhan Kemal yapar, çünkü burada Nâzım’la tanışır. Nâzım’a yazdığı şiirleri okur, Nâzım pek beğenmez, yarıda keser. Orhan Kemal buna bozulur. Roman olarak çalakalem bir şeyler karalar. Sonra yazdığı müsveddelerden biri Nâzım’ın eline geçer. Nâzım’ın tepkisi şöyledir.
#92032775
İşin ilginç yanı, eğer o saçma sapan hapis kararı olmasaydı şu an hiçbirimiz Orhan Kemal’i tanımamış olacaktık…

Daha hikâyelerine, romanlarına ayrıca söyleyecek onlarca şey var. Ama ben bu incelemede söylemeyeceğim, okuduğum her kitabı için ayrı inceleme yapacağım. Yoksa bu inceleme okunamayacak kadar uzun olur. Bu incelemeyi yapmamın asıl sebebi Asım Bezirci’nin yazdığı Orhan Kemal biyografisini okutmak değil. Eğer hiç Orhan Kemal okumadıysanız size bu kitabı tavsiye etmiyorum. Bu incelemeyi yazmamın asıl sebebi Orhan Kemal’in okunmasını sağlamak. Her kitabı ayrı ayrı değerli olan ve hak ettiği değeri göremeyen bu yazarımızı okumak toplumumuzun boynunun borcudur. Orhan Kemal iyi bir yazardır çünkü yazdıklarını yaşamıştır. Görmeden yazmamıştır. Açlığı, işsizliği tatmış, bunların getirdiği çileyi çekmiştir. Odun, kömürüm yok, hatta bunları alacak param yok diyen bir yazar hak ettiği değeri ölümünden sonra bile görmediyse burada bir problem var demektir. Şu ana kadar Orhan Kemal’in 11 kitabını okudum ve hiçbirinden sonra pişmanlık yaşamadım. Sizin de yaşamayacağınıza eminim. Buraya kadar okuyan varsa teşekkür ediyorum. Daha önce bu kadar uzun inceleme yazmamıştım, gerçi konu Orhan Kemal olunca her zaman istisnalar olabiliyor. Okuyun Orhan Kemal’i, seveceksiniz. Hepinize iyi okumalar.

#92071316
Bozuldu ağa bozuldu, dünya kökünden bozuldu. Üstüne bastığım toprak ayaklarımın altından kayıyor sanki. Bugün dünü arıyoruz, yarın da bugünü arayacağımızdan şüphen olmasın.
Ben, köydeki köylüyü yazmadım.. Çok iyi bildiğim köylü­yü yazdım.. Kemal Tahir gibi yaşamadan yazmadım. Kemal Tahir'in romanları, köyde yaşamadığı için, köyü görmediği için nazari yazılmış romanlardır.. Kemal Tahir köyü bilmez.. Hele köylüyü hiç bilmez.. Sevmez onları. Çankırı, Malatya, Çorum hapishanesinde tanımıştır köylüyü.. Oku Köyün Kamburu'nu, Yedi Çınar Yaylası'nı.. Ben, çok iyi bildiğimi yazmak isterim.. Yazmak için, görmeliyim, yaşamalıyım. . Ve içimdeki o hız be­ni itmeli..
Ayaklarında takunya, koşarak yanıma geldi. Elinde benim roman müsveddesi. Yüreğim hop etti.. Sandım ki şiirlerimde olduğu gibi, romanımı da tenkit edecek, beni yerlere geçirecek. Öyle olmadı. ‘Bunları sen mi yazdın?' dedi. Çekine çekine: 'Evet' dedim. O, büyük bir he­yecanla -evet, heyecanla-: 'Bırak şiiri, miiri birader, hi­kaye yaz, roman yaz sen,' dedi, 'Şiirle ne uğraşıyorsun?' O günden sonra başladım.
Demek iste­rim ki, «içinde yaşadığımız toplum düzensizliği insanlarımızı buralara kadar düşürürse, asıl suçlu toplumdaki düzensizlik olsa bile, insanlarımız aslında iyidir, güçlüdür, kahramandır. Ey insanoğlu, kendi ellerinle bozduğun toplum düzenini gene sen, kendi ellerinle düzeltip, kendini bu çıkmazdan kurtara­caksın..» Ama sen tut, Kemal Tahir gibi, insanların bu yan­larını görme, yalnız «gavat»lık, «deyyus»luk, «pezevenk»lik da­ ha bilmem nelerini kendine konu al, yaz da yaz.. Romanı bi­tirip kapayınca, okuyanda şu etki kalsın: «İşte bu yurdun köylüsü, kasabalısı, şehirlisi.. Hepsi gavat, hepsi deyyus, hep­si aşağılık küfürbazlar.. Bunlar adam olmazlar. Bunlarla hiçbir kurtuluşa gidilmez.. Hepsine gazyağı döküp yakmalı..» Ben böyle roman, hikaye ne bileyim daha başka sanat türlerini değil evime sokmak, elime bile almam. Unutmamak gerekir ki, Kemal Tahir, Mustafa Kemal'i de çokluk bu duruma düşürmek istemiştir. Ama asıl çıkarının nerede olduğunu bilmeyen bu insanlar vermiştir ilk Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı.. Ve unutmamak gerekir ki, yurdun kırk binden çok köyünü dolduran bu insanlar, yurdun üretimini sağlıyor.. Karamsar olmak için sebep ne?..
Sen

«Promete'nin çığlıklarını
kaba kıyım tütün gibi piposona dolduran» adam,
sen benim mavi gözlü arkadaşım,
kabil değil unutmam seni.
26 Eylül 1943
seni yapayalnız bırakıp hapishanede
bir üçüncü mevki kompartımanda pupa yelken
koşacağım memlekete.
(...)
Ve bir gün ona ayağımdaki eski pantolondan utandığımı söyledim. 'Sen ne utanıyorsun, zenginlerimiz utansın. Aldırma böyle şeylere, boş ver' dedi.
«...Hikaye kitabım mahkemeye verilmişti. Hakim, iddia ma­kamına uyarak, ·- Konularımı neden hep fakir fıkaradan, işçilerden aldığımı, Türkiye'de varlıklı insanların, iyi yaşayan­ların olup olmadığını» sormuştu. İlk bakışta evet, çok doğru bir soru. Neden hep bu insanları, bu insanların yoksulluğunu ele alıyorum ? O zaman hakime : Ben gerçekçi yazarım. En iyi bildiğim konuları alırım. Varlıklı yurttaşların yaşayışlarını bil­miyorum, nasıl yaşadıklarından haberim yok' demiş ve beraat etmiştim.»
« . . .Kim ne derse desin, Orhan Kemal'in sanatında son­suz bir memleket sevgisinden, insanlara karşı derin şefkatten başka bir şey görmüyoruz. Gerçeklere karşı titiz bağlılığı onu zaman zaman ve çeşitli saldırılara uğratsa da, realist bir sa­nat anlayışı için yaptığı mücadelenin memleket yararına ol­duğu muhakkaktır...»
Asım Bezirci
Sayfa 26 - Salim Şengil
Bunca yayma ve çalışmaya karşın, Orhan Kemal, para so­rununu bir türlü çözemez. Geçim sıkıntısı 1963 yılında artar. 11 Mart 1963 günlü bir mektubunda bu durumdan yakınır:
« ...Bu satırları sabahın beşinde, buz gibi odamda yazıyo­rum. Ne odun, ne kömür, ne de hemen odun kömür alacak para var.. Borç, borç, borç.. Tek iş yok. Ne film senaryosu, ne de roman teklifi.. Bu hiç de layık olmadığım yoksul haya­ta ne zamana kadar, niçin tahammül edeceğimi bilmiyorum. Gelecek günler hiç de ümit verici değil..» (23).
7 Ağustos tarihli mektubundan anlaşıldığına göre, durum daha da kötüleşmiştir :
<< ...İki buzdolabı alıp yarı fiyatlarına satarak dört aylık ev kirası borcumla, uçan kuşlara olan borçlarımı temizledim. Yani yüzde yüz faizle borçlanıp, bütün borçlarımı koordine ettim gibi bir şey. . . Ne sinema, ne de gazetelerde roman üze­rine iş. Durum bombok. Türkiye'den hicreti bile düşünüyo­rum. Dünyanın hiçbir tutunmuş romancısı, dünyanın hiçbir yerinde bu vaziyete düşmez. Düşerse hapse düşer, yoksa işsiz kalmaz, bırakılmaz...»
Çağdaş Ferhat'tı Orhan Kemal
Bilirdi kayalar nice sert
Yara yara geldi dişiyle tırnağiyle
Nereden nereye
En dipten en tepeye
Yiğit insan, yalın kuvvet

Ünü büyüyecek dilden dile
Kimse önleyemeyecek
Bin yıl sonra bakacaksınız
O var köylerde, kentlerde
Okullarda çocukların ezberinde
Derin vurdu kazmayı
Orhan Kemal ölmeyecek.
Asım Bezirci
Talip Apaydın
Seslendi bez dokuyan basma dokuyana
Duydunuz mu arkadaşlar,
Kim çıktı dışarı
Orhan Kemal.

Ortasına nadasın konmuştu
Gök dökülürcesine kuşlar.
Birisi birdenbire, kırmızı, uzak.
Durdu .

Yüreğinin uçsuz bucaksız köyleri.
Köylerde göz alabildiğine pamuklar.
Birisi birdenbire, ta içi yaprak.
Durdu .

Yalağa varmıştı ikindileyin
Ova ağız koyunlar.
Birisi, birdenbire, taş ayak.
Durdu.

Parmakları ak kesilmişti çatlamıştı, kandı,
Çuvalı on kuruşa koza ayıran çocuklar.
Birisi birdenbire, gecelerle sıcak
Durdu.

Boynun uzatmıştı yollara azgın.
Satılmışın arabasındaki otlar.
Birisi birdenbire, teker boyu şahlanarak,
Durdu .

Seslendi ulu çınarın kökü uluca kavağın köküne Duydunuz mu kardaşlar.
Kim girdi içeri
Orhan Kemal.

Fazıl Hüsnü Dağlarca

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Orhan Kemal
Alt başlık:
Yaşamı, Sanatı, Eserleri, Anıları
Baskı tarihi:
Mart 2003
Sayfa sayısı:
272
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757837482
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Evrensel Basım Yayın
Bu kitapta, büyük halk yazarı Orhan Kemal'in hayatı, sanat anlayışı, romancılığı, hikayeciliği, oyun ve röportaj yazarlığı ayrıntılarıyla ele alınıyor. Bunlara ilişkin seçme, eleştiri, araştırma ve belgelerden önemli aktarmalar yapılıyor. Ayrıca, her bölümün başında Orhan Kemal için yazılmış şiirlerden biri sunuluyor. Sonda ise Orhan Kemal'in bütün eserlerinin dökümü ile onlarla ilgili geniş bir kaynakça veriliyor.
Orhan Kemal'i yakından ve derinliğine tanımak, incelemek isteyenler için bu kitabın çok önemli bir başvuru kaynağı olduğunu düşünüyoruz.

Kitabı okuyanlar 13 okur

  • Gürbüz Deniz
  • Ukuş
  • Mert anıl
  • Ali Güler
  • Sibel G.
  • Ollricc
  • Emir
  • Şahin Akkuş
  • Ömer Çokdan
  • Arzu K.

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (1)
9
%50 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0