Bizi yabancıların miskin seviyelerine alıştıran şey, onların yanımızda bulunmalarıydı. Fakat her türlü gürültü kesildiği, her türlü hareket yok olduğu zaman, bizi yükselten, bizi gerçek seviyemize götüren itici kuvvet nasıl bir kuvvetti!
~~~~
-Evet ama, o zaman onu sevmiyordum. Şimdi?
-Şimdi seviyorum.
-Bu sevgi, böyle, birdenbire mi doğdu?
-Evet.
-Luce evlendikten sonra, sende de evlenme hevesi depreşti. Ondan geri kalmak istemiyordun. Sana bir erkek isterdi.
-Hissetmekten kendin âciz olduğun duyguları kir- letmeye yeltenme!
-Bu âczimle iftihar ederim!
~~~~
...o ne uzaklıktı! Biribirlerine yabancıydılar. Yabancıdan da beterdiler; çünkü, yabancılar arasında tanışma, dostluk kurma imkânları daima vardı; onların arasında ise hertürlü anlaşma imkânı ölmüştü.
~~~~
Her aile kendi kabuğuna çekilmiş, neşeleriyle, kederleriyle, meraklarıyla oraya kapanmıştı. Her aileyi sağdaki, soldaki, üstteki, alttaki öbür ailelerden yalnız ince bir çimento tabakası ayırıyordu; onların da kendilerine göre neşeleri, kederleri, merakları vardı, komşularınkiler umurlarında bile değildi. Zar biçimi kesilmiş, özenle kutuya yerleştirilmiş insan hayatlarından bir yığın.
~~~~
Luce öfkelendi, parmaklarını şaklattı. Küçük fino, dizlerinden atladı, kuyruğunu sallaya sallaya, minderine doğru gitti.
Gérard: "Bu hayvan bir filozof." dedi.
«Niçin?>>
«Çünkü, bir kadının sinirlendiğini görünce köşesine çekilip uyumayı tercih ediyor. Ben de onun gibi yapacağım.>>
~~~~
Artık herşey bitmişti. Gerçekleşebilecek bir şey gerçekleşememişti. Başka birisini mi bulmalıydı? O, Luce gibi, rastgele bir kimseyle evleneceklerden değildi. Öfkesiyle, yoksunluğuyla yalnız kalacaktı.
Kendisine yalnız bir hayat düzenleyecekti.
~~~~
...kişiliğini feda etmesinin ne önemi vardı? Zevk içinde kendinden geçmek nefîs bir şey olsa