Hiç, büyük beklentilerle başladığınız bir kitabın sizi sonunda hayal kırıklığına uğrattığı oldu mu? Olmuştur kesin. Hatta bazen hayal kırıklığına o kadar müsaittir ki kitap, sonunun gelmesini dahi beklemeden darlar okuyucuyu. Katı kuralları olanlar kitabı bırakmamakta diretirler. Zamanının başka kitaplara ayrılması fikrine bağlı olanlar ise, darlandıklarını hissettikleri zaman bırakıverirler kitabı. Peki ben neden böyle bir giriş yaptım bu incelemeye? Sebebi şudur: Uzun zamandır kitaplığımda bulunan bu kitabı birçok kez, daha okumadan elden çıkarmak istedim. Şöyle göz ucuyla yaptığım araştırmalarda da ortalama veya ortalamanın altında bir kitap olduğu izlenimine kapıldım hep. Ta ki okumaya başlayana kadar...
Başta kitabın parça parça öykülerden oluştuğunu düşünmüştüm. Bunda, her bölümde başlık olarak kullanılan ve "derler ki..." şeklinde başlayan cümlelerin etkisi de olmuştu. Lakin okudukça bunun böyle olmadığının farkına vardım. Hikaye, Kanuni'nin tahnit işlemi ile başlıyor. Zigetvar Seferi esnasında vefat etmiş Kanuni. Yalnız seferde olan ordu, bu durumdan etkilenmesin diye saklanmış bu gerçek, bir süreliğine. Burada sahneye bir yiğit çıkıyor ve kitap boyunca bize eşlik ediyor: Ferhad. Bir Arnavut devşirmesi olan Ferhad, Kanuni'nin imrahoru iken gücü kuvveti, sadakati ve gözü karalığı sayesinde yükselir, Kanuni, oğlu Sarı Selim ve onun oğlu III. Murad dönemlerine şahitlik eder. Biz de onun şahitliği ile hem tarihte bir yolculuğa çıkarız hem de farklı duygulara gark eden bir masala dalarız.
Kitapta üç ana karakter var dememiz mümkün: Ferhad, Salko (Ali) ve Hatice. Bu üç karakterin duygusal, heyecanlı, yer yer eğlenceli, ara sıra erotik, çokça kaderin sürükleyişi içinde hayatları masalsı bir dille aktarılıyor. Bu da benim kitaba olan ilgimi artırdı doğrusu.