Parayı Verdi Düdüğü Çaldı Sanat ve Edebiyat Dünyasında CIA Parmağı

10,0/10  (1 Oy) · 
2 okunma  · 
4 beğeni  · 
126 gösterim
Frances Stonor Saunders'in yazıp, Ülker İnce'nin çevirdiği, Parayı Verdi Düdüğü Çaldı'yı okurken sık sık 1950'li, 60'lı yıllarda, Farfield, Ford, Rockefeller ve Fullbright vakıflarının burslarıyla Türkiye'den kimler gitti acaba ABD'ye, diye düşündüm. Birini bulsam da konuşsam… Dünyanın en zengin, en saygın vakıflarının CIA için paravan görevi yaptıkları kimin aklına gelir?

Soğuk Savaş'ın civcivli günlerinde ABD, Batı Avrupa'da gizli bir kültürel propaganda programına büyük miktarda para ayırmıştı. Bu programın ana özelliği, böyle bir programın olmadığı iddiasıydı. Amerika'nın Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) bu programı büyük bir gizlilik içinde yürüttü. Kültürel Özgürlük Kongresinin otuz beş ülkede bürosu vardı. Kongre yüzlerce personel çalıştırıyor, yirminin üzerinde saygın dergi yayımlıyor, resim sergileri açıyordu; bir haber ve film servisine sahipti; tanınmış kişilerin katıldığı uluslararası toplantılar düzenliyor, müzikçilere ve ressamlara ödüller dağıtıyor, konser ve sergi olanakları sağlıyordu. Tek amaç uzun zamandır Marksizm ve Komünizme yakınlık duyan Batı Avrupa aydınlarını yavaş yavaş "Amerikan tarzı" bir bakış açısına sığdırmaktı.

Meğer CIA'nın en etkili silahı Encounter dergisini okumak için boşu boşuna abone parası ödemişim yıllarca. İstersem bedava gönderirlermiş. Fransa'da yayımlanan Preuves dergisini almak için Hachette dükkânlarına taşınıp durmuşum. Meğer Jean-Paul Sartre'ın Les Temps Modernes dergisini madara etmek için çıkartıyorlarmış.

Hey gidi Bertrand Russell, hey gidi George Orwell, hey gidi Ignazio Silone, hey gidi Stephen Spender, hey gidi Arthur Koestler!...
-Özdemir İnce-
(Tanıtım Bülteninden)
Uğur 
14 Nis 19:25 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Düşünebiliyor musunuz, bizler bir şeye ilgi göstermeyelim de sistem onu ele geçirmeye çalışmasın. Çocuk olmayın... Oysa cahillik cahil olunduğunu bilmemek değil midir? Okuduğunuz kitaplar, düşüncelerini beğendiğiniz aydınlar, şiirlerini dilinize pelesenk ettiğiniz şairler... Bunları gerçekten siz mi seçtiniz yoksa birileri sizin yerinize mi seçti?

Jean Paul Sartre'a Nobel Edebiyat Ödülü verilmeye çalışıldığında reddetmişti; çünkü biliyordu ki bir kez o ödül alınırsa karşı olduğu sistem onu tamamen esir alacaktı, o da almadı. Hoş Sovyetlerden de bir ödül gelseydi onu da almazdı; münevver olmanın gerekliliklerini ve bedelini iyi biliyordu. Sartre bir filozoftu, Bertrand Russel de öyle... Lakin Russel angaje aydındı; kitapta belgeleriyle Saunders onun para için, hem de bir üniversitede, nasıl atom bombası atılmasını savunduğunu ortaya koyuyor. Evet Russel bir aydındı ancak kitaptan anlıyoruz ki angaje bir aydındı. Ve diğer efsaneler, şişirilmiş efsaneler hatta... Kimler yok ki kitapta? George Orwell, Saint-Exupery, Nabakov... Hepsi CIA ile el ele, diz dize, göz göze... Akıtılan para gırla; kimse haddini hududunu bilmiyor! (Hepsini harcayamazdık. Bir keresinde, hatırlıyorum, Wisner ve murakıpla buluşmuştuk. “Aman Tanrım” dedim, “bu kadar parayı nasıl harcarız?”. Sınırı yoktu, hiç kimse de hesap vermek zorunda değildi. Hayret edilecek bir şeydi. “Gilbert Greenway, CIA ajanı”)

Müthiş bir çalışma, müthiş bir eser. Tüm iddialar belgeli. Bu kitap okunmadan 20. yüzyıl ve yaşadığımız yüzyıl anlaşılamaz. Bizim zannettiğimiz fikirler aslında bizlere ait değil, peki kimin ya da kimlerin? Okuyup öğrenmek gerekir, keyifli okumalar.