Parayı Verdi Düdüğü Çaldı (Sanat ve Edebiyat Dünyasında CIA Parmağı)Frances Stonor Saunders

·
Okunma
·
Beğeni
·
162
Gösterim
Adı:
Parayı Verdi Düdüğü Çaldı
Alt başlık:
Sanat ve Edebiyat Dünyasında CIA Parmağı
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
538
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755338187
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İmge Kitabevi
Frances Stonor Saunders'in yazıp, Ülker İnce'nin çevirdiği, Parayı Verdi Düdüğü Çaldı'yı okurken sık sık 1950'li, 60'lı yıllarda, Farfield, Ford, Rockefeller ve Fullbright vakıflarının burslarıyla Türkiye'den kimler gitti acaba ABD'ye, diye düşündüm. Birini bulsam da konuşsam… Dünyanın en zengin, en saygın vakıflarının CIA için paravan görevi yaptıkları kimin aklına gelir?

Soğuk Savaş'ın civcivli günlerinde ABD, Batı Avrupa'da gizli bir kültürel propaganda programına büyük miktarda para ayırmıştı. Bu programın ana özelliği, böyle bir programın olmadığı iddiasıydı. Amerika'nın Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) bu programı büyük bir gizlilik içinde yürüttü. Kültürel Özgürlük Kongresinin otuz beş ülkede bürosu vardı. Kongre yüzlerce personel çalıştırıyor, yirminin üzerinde saygın dergi yayımlıyor, resim sergileri açıyordu; bir haber ve film servisine sahipti; tanınmış kişilerin katıldığı uluslararası toplantılar düzenliyor, müzikçilere ve ressamlara ödüller dağıtıyor, konser ve sergi olanakları sağlıyordu. Tek amaç uzun zamandır Marksizm ve Komünizme yakınlık duyan Batı Avrupa aydınlarını yavaş yavaş "Amerikan tarzı" bir bakış açısına sığdırmaktı.

Meğer CIA'nın en etkili silahı Encounter dergisini okumak için boşu boşuna abone parası ödemişim yıllarca. İstersem bedava gönderirlermiş. Fransa'da yayımlanan Preuves dergisini almak için Hachette dükkânlarına taşınıp durmuşum. Meğer Jean-Paul Sartre'ın Les Temps Modernes dergisini madara etmek için çıkartıyorlarmış.

Hey gidi Bertrand Russell, hey gidi George Orwell, hey gidi Ignazio Silone, hey gidi Stephen Spender, hey gidi Arthur Koestler!...
-Özdemir İnce-
(Tanıtım Bülteninden)
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Sanatçılar yaşadıkları zamanın siyasetiyle ilişkilerinden do­
layı sorumlu tutulacaksa nasıl tutulacaklar sorusu böyle bir Nazi
ayıklama programıyla yanıtlanamazdı. josselson ile Nabokov
böyle gelişigüzel bir programın sınırlarının çok iyi farkındaydı­
lar, farkında oldukları için de işlemler sırasında bazı atlamalar
yapmaları insanca, hatta yürekli bir davranış olarak görülebilir.
Öte yandan ahlaksal bir ikilem içindeydiler; hem antikomünist
öğelerin toplanacağı simgesel odaklar oluşturma gereksinimi var­
dı hem de Nazi rejimiyle uzlaştıklanndan kuşkulanılanlann te­
mizlenmesi gibi acil -ve gizli- bir siyasal zorunluluk. Bu durum
faşizme yakınlığından kuşkulanılan ama komünizme karşı kul­
lanılabilecek kişilere belli bir hoşgörüyle bakılmasına yol açtı -
Sovyetler'in karşısında bir orkestra şefinin sopa sallaması gereki­
yordu. Nabokov'un 1977'de josselson'a yazdığı mektuptan anla­
dığımıza göre, (Sovyetler'in Staatsoper Unter den Linden'ın başı­
na geçirmeyi önerdikleri) Furtwangler'i gerçekten de Sovyetler'in
elinden almak zorundaydılar, bu arada Furtwangler her iki ta­
rafı da birbirine karşı kullanıyordu. 194 7 Mayıs'ında Titania Pa­
last'ta sahneye çıkması, "orkestralar savaşı"nda müttefiklerin
Sovyetler'e pabuç bırakmayacağının açık bir kanıtıydı. 1949'da
Furtwangler, Amerika destekli kültür programlan çerçevesinde
yurtdışına seyahat eden Alman sanatçıları listesine dahil edildi.
Richard Wagner ("nasyonalizm" yüzünden) resmen yasaklı ol­
masına karşın Wagner ailesine yeniden teslim edilen Bayreuth
Festivali'nin 1951 'de yeniden açılışında orkestrayı yönetti.
Savaş zamanı Amerikan istihbarat servisi başkanı olan Wil­
liam Donovan'ın bir sözü çok ünlüdür: "Hitler'i yenmemize yar­
dımcı olacağını bilsem Stalin'i bile işe alının. "18 Bunu tersine çe­
virdiğimiz zaman, "Almanların yeni dostlarımız, kurtarıcı Rusla­
rın ise düşmanlarımız olacağı" çok açıktı. Bu Arthur Miller'a
"çok iğrenç" gelmişti.
Marshall Planı'nın yönetici yardımcısı Richard Bissell bu
görüşü destekliyordu: "Kore Savaşı başlamadan önce bile Mar­
shall Planı'nın asla hepten bir fedakarlık planı olmadığı çok iyi
anlaşılmıştı. Umulan şuydu: NATO ittifakının birer üyesi olarak
Batı Avrupa ülkelerinin ekonomilerini güçlendirmek, onların de­
ğerini de arttıracaktır, onlar da sonuçta Soğuk Savaş mücadelele­
rini destekleyecek şekilde savunma sorumluluklarını üstlenecek­
lerdir ... "43 Bu ülkelerin "Soğuk Savaş çabalarına destek" anlamın­
da başka sorumluluklar da üstlenmeleri gizliden gizliye bekleni­
yordu, bu amaçla da Marshall Planı'nın paraları Batı'da kültürel
mücadeleye aktı.
CIA'nın oluşturduğu ve Henry Kissinger'ın deyimiyle "parti­
zanlık ötesi bazı ilkeler adına bu ülkenin hizmetine kendilerini
adamış olan aristokratlar"dan oluşan bu konsorsiyum Ameri­
ka'nın Soğuk Savaş Dönemi silahıydı, kültür alanında çok etkili
olmuş bir silahtı. Savaş sonrası Avrupa'da, bilerek ya da bilmeye­
rek, isteyerek ya da istemeden bu gizli harekete adı bir şekilde
karışmamış pek az yazar, şair, ressam, tarihçi, bilim adamı ya da
eleştirmen vardı. Amerika'nın bu casusluk kurumu, yirmi yıldan
uzun bir süre hiçbir engelle karşılaşmadan, kendini ele verme­
den, Batı'da ve Batı için, ifade özgürlüğü adına ön saflarda çarpı­
şan kültürlü ve çok yetenekli insanlardan yararlandı. "İnsanların
beyinlerini ele geçirme kavgası" olarak nitelenen Soğuk Savaş'ta
kültürel silahlar hayli bol ve çeşitliydi; dergiler, kitaplar, konfe­
ranslar, seminerler, resim-heykel sergileri, konserler, ödüller.
"İnsanların
beyinlerini ele geçirme kavgası" olarak nitelenen Soğuk Savaş'ta
kültürel silahlar hayli bol ve çeşitliydi; dergiler, kitaplar, konfe­
ranslar, seminerler, resim-heykel sergileri, konserler, ödüller.
"Kore Savaşı başlamadan önce bile Mar­
shall Planı'nın asla hepten bir fedakarlık planı olmadığı çok iyi
anlaşılmıştı. Umulan şuydu: NATO ittifakının birer üyesi olarak
Batı Avrupa ülkelerinin ekonomilerini güçlendirmek, onların de­
ğerini de arttıracaktır, onlar da sonuçta Soğuk Savaş mücadelele­
rini destekleyecek şekilde savunma sorumluluklarını üstlenecek­
lerdir ... "Bu ülkelerin "Soğuk Savaş çabalarına destek" anlamın­
da başka sorumluluklar da üstlenmeleri gizliden gizliye bekleni­
yordu, bu amaçla da Marshall Planı'nın paralan Batı'da kültürel
mücadeleye aktı.
1966'da New York Times'da Amerika'nın istihbarat toplu­
luğunun üstlendiği çok çeşitli gizli eylemleri açıklayan birkaç
makale yayımlandı. Darbe girişimlerinin ve (çoğu kez becerik­
sizce yapılmış) siyasal suikast girişimlerinin hikayeleri baş say­
faları doldurdukça CIA, sorumluluk duygusu diye bir engel ta­
nımadan uluslararası siyasetin sırça dükkanında her şeyi kırıp
döken azgın bir fil olarak görülür duruma geldi. Daha da çarpıcı
olan bu casusluk hikayeleri arasında Amerikan yönetiminin ey­
lemlerinde, Batı'nın düşünce dünyasındaki ağırlıklarından yarar­
landığı kültür brahmalarına ne gözle baktığını gösteren ayrıntılar
ortaya çıktı.
CIA'nın kültür savaşına kalkışması daha başka rahatsız edici
sorulara da yol açıyor. Parasal yardım acaba aydınların ve dü­
şüncelerinin desteklenmesi sürecinin çarpıtılmasına yol açtı mı?
Acaba insanlar düşünsel değerlerinden ziyade, konumlarına göre
mi seçildiler? Aydınlar arasındaki konferansları ve sempozyum­
ları "uluslararası akademik tele-kızlar turnesi" olarak alaya alan
Arthur Koestler ne demek istiyordu? CIA'nın kültürel konsorsi­
yumuna üyelikle insanların ünü güvenceye alınıyor ya da artıyor
muydu? Düşüncelerini uluslararası arenada duyurmuş olan bu
yazarlardan ve düşünürlerden acaba kaç tanesi yapıtları gerçek­
ten de ucuzcu kitap mağazalarının bodrumlarında çürüyecek
olan ikinci sınıf adamlar, bugün var yarın yok olan ünlülerdi?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Parayı Verdi Düdüğü Çaldı
Alt başlık:
Sanat ve Edebiyat Dünyasında CIA Parmağı
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
538
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755338187
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İmge Kitabevi
Frances Stonor Saunders'in yazıp, Ülker İnce'nin çevirdiği, Parayı Verdi Düdüğü Çaldı'yı okurken sık sık 1950'li, 60'lı yıllarda, Farfield, Ford, Rockefeller ve Fullbright vakıflarının burslarıyla Türkiye'den kimler gitti acaba ABD'ye, diye düşündüm. Birini bulsam da konuşsam… Dünyanın en zengin, en saygın vakıflarının CIA için paravan görevi yaptıkları kimin aklına gelir?

Soğuk Savaş'ın civcivli günlerinde ABD, Batı Avrupa'da gizli bir kültürel propaganda programına büyük miktarda para ayırmıştı. Bu programın ana özelliği, böyle bir programın olmadığı iddiasıydı. Amerika'nın Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) bu programı büyük bir gizlilik içinde yürüttü. Kültürel Özgürlük Kongresinin otuz beş ülkede bürosu vardı. Kongre yüzlerce personel çalıştırıyor, yirminin üzerinde saygın dergi yayımlıyor, resim sergileri açıyordu; bir haber ve film servisine sahipti; tanınmış kişilerin katıldığı uluslararası toplantılar düzenliyor, müzikçilere ve ressamlara ödüller dağıtıyor, konser ve sergi olanakları sağlıyordu. Tek amaç uzun zamandır Marksizm ve Komünizme yakınlık duyan Batı Avrupa aydınlarını yavaş yavaş "Amerikan tarzı" bir bakış açısına sığdırmaktı.

Meğer CIA'nın en etkili silahı Encounter dergisini okumak için boşu boşuna abone parası ödemişim yıllarca. İstersem bedava gönderirlermiş. Fransa'da yayımlanan Preuves dergisini almak için Hachette dükkânlarına taşınıp durmuşum. Meğer Jean-Paul Sartre'ın Les Temps Modernes dergisini madara etmek için çıkartıyorlarmış.

Hey gidi Bertrand Russell, hey gidi George Orwell, hey gidi Ignazio Silone, hey gidi Stephen Spender, hey gidi Arthur Koestler!...
-Özdemir İnce-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 3 okur

  • Pınar Eldemir
  • per aspera ad astra
  • Arda Üstüner

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0