Kitabı beğendiniz mi? Diğer okurlara tavsiye eder misiniz?
Hmm... Şimdi bilemedim. Yani beğenmesine beğendim de tavsiye konusunda kararsızım. İçindeki bazı cümleler çok güzeldi - tek cümle olarak; alıntı şeklinde. Ama bir bütün olarak, okurken çok güzel dedirtmedi. Bakın yanlış anlaşılmasın hikayeye bir laf etmiyorum ki yaşanmış, gerçek bir hayat hikayesi. Hatta öğrendiğim zaman ağlamıştım. Kitabı okurken de ağlamak isterdim. Bence kitabın daha ilk sayfasında - ön sözünde sonunu söylediği için merak uyandırmadı.
"Atom bombasının yaydığı radyasyon sonucu lösemiye yakalanan Sadako, bombanın atıldığı tarihten 10 yıl sonra öldü."
Buna rağmennn daha iyi bir üslupla , daha güzel bir şekilde olabilirdi. Misal olarak dönem dizilerini, tarih romanlarını diyebiliriz. Sonuçta onların da sonu belli ama kendini izlettiriyor, okutuyor. Kısaca spoilerden öte biraz da yazarın başarısızlığından kaynaklı bence. Okumayın diyemem hatta okuyun. Beklentiniz olmadan okuyun. İsteyenlere pdf olarak gönderebilirim. İyi okumalar.
"Doktor Numata odaya geldi ve elini Sadako’nun alnına koydu. Sadako doktorun, “Şimdi dinlenmen gerek. Yarın daha çok kuş yapabilirsin,” dediğini güçlükle duyabildi.
Ve yarı baygın bir şekilde başını öne eğerek, “Yarın...” diyebildi. Oysa yarın, o kadar uzak görünüyordu ki..."
"Ölürken insanın canı acıyor muydu? Yoksa ölüm, uykuya dalmak gibi bir şey miydi?"
Olay ikinci dünya savaşında Japonya'ya atılan atom bombalarından kaynaklı felaket.... İlk kez okuduğum bir yazar. Kendi karakteri ve cesareti onu Sadako ya götürdü aslında.....
Kimdir Sadako? Çok hızlı koşan, güzel hayaller kuran dünyalar güzeli bir kız. Onu en iyi yansıtan, kitapta geçen şu cümle idi şüphesiz: ...hasta olmasına rağmen umudunu asla yitirmeyen, teslim olmayı kabul etmeyen biri...
İnsan işte, hayal etmekten, hayal kurmaktan vazgeçemiyor, ya ulaşmanın hazzını yaşıyorsunuz, ya da mücadele etmenin hazzını... sonuç çok fark etmiyor aslında, fakat bazılarımızın felaketi de olabiliyor. Artık Cennet de koşacaksın Sadako, maalesef savaş insanlığın en büyük laneti...
......Herkese Keyifli Okumalar Diliyorum......
II. Dünya Savaşı'nda Hiroşima'ya atılan atom bombasının etkisiyle lösemiye yakalanan küçük bir kız çocuğunun hikayesini anlatıyor.
Japon geleneklerine göre, kâğıttan Bin Turna kuşu katlayan kişinin dileği gerçekleşirmiş.
Sadako bu inanca tutunarak, ailesi ve arkadaşlarının yardımıyla hastalık sürecinde bu kuşları yapmaya çalışıyor ama ne yazık ki tamamlayamadan hayatını kaybediyor.
Okurken boğazım düğümlendi diyebilirim. Bu kadar acının içinde bile umut edebilmenin ne kadar kıymetli olduğunu gösterdi bana.
Verilmek istenen mesaj gayet açık:
Sadako'nun yaşadıkları sadece onun hikâyesi değil; savaşın ortasında kalmış her çocuğun, her insanın hikayesi.
Savaş sadece geçmişin hatırası değil, hâlâ bugün çocukların hayatını mahveden bir gerçek.
Her yaş grubuna önerebileceğim bir kitap...
İyi okumalar dilerim.
Sormalıyız kendimize. 10 yaşında naptın, peki 15 ya da 18 yaşında naptın? 20 yaşında ne yaptın? Soruyorum kendime böyle kitapları süslü süslü yazmadan direkt dolduracak olursam 100 sayfa kadar bir hayat hikayem yoktur belki de.
Kitap özeti ise şu sekilde; Sadoka, 2. dünya savaşı sırasında Hiroşima'ya atılan atom bombası yüzünden yıllar sonra lösemi hastalığını yakalana bir çocuğun hayata bağlılığını ve hayatta kalabilmek için "turna kuşu"nun Sadako'yu nasıl hayata, umutla bağlandığını görmekteyiz. 1000 turna kuşu yaptığı taktirde hayata tekrar güzel bir merhaba demeyi uman bir çocuktur Sadako. Ama ne yazık ki 644. turnayı yaptıktan sonra hayata gözlerini yumar.
Kitap bir kurgu değil, 1955 yılında hayata gözlerini yuman Sadako Sasaki'nin gerçek hayat hikayesidir. Kitap diline bakıldığında sade bir dille yazılmış, kolay ve akıcı şekilde okunabilen bir kitaptır. Kitap resimlerle desteklenmiş olmakla birlikte benim bu zaman kadar belki de en beğendiğim resimli kitap arasına girdi bile.
Okurken sorguluyorum, küçücük bir çocuğun hayata bağlılığı nasıl bu derece olabilir. Peki ben o küçük kızın yerinde olsam bu gayreti gösterebilir miydim, bilemiyorum. Hastalık konusunda pek de ilerigörüşlü olmayan bir insan olduğumdan bilemiyorumdur belki.
Kitabı bir tavsiye üzerine okumuştum, şimdi de ben şiddetle tavsiye ediyorum. 10/10 bir hayat hikayesi, 10/10 bir kitap. İyi okumalar.
“İnsanlara Hiroşima’da iki yüz bin kişinin atom bombası yüzünden öldüğünü söylemek, küçük bir kızın öyküsünü anlatmak kadar etkili değil.”
II. Dünya Savaşı’nda Japonya’nın hem Hiroşima hem de Nagazaki bölgelerine atom bombası atılmış ve bu silahların etkisi yıkıcı olmuştur. Öyle ki bombaların geride bıraktığı radyasyon, yıllar geçse dahi halkı zehirlemeye ve can almaya devam eder. İnsanlar hastalanır, pek çok genç kansere, lösemiye yakalanır; Sadako Sasaki de savaşın kurbanlarından biridir yalnızca.
Bu kitap, savaşın ailesinden kopardığı gencecik bir hayatı, henüz ortaokul yaşlarındaki Sadako’nun hikâyesini anlatmaktadır.
Sadako, atletizm takımına girmek isteyen ve koşmayı çok seven cıvıl cıvıl bir çocuktur. Fakat ansızın radyasyon yüzünden lösemiye yakalanır ve o noktadan sonra tüm yaşamı altüst olur; gün geçtikçe sağlığını kaybeder ve hayalleri ondan giderek uzaklaşır. Ama Sadako o kadar umut dolu biridir ki son ana kadar pes etmez ve iyileşebilmek adına kâğıttan bin turna katlamaya çalışır. Çünkü biliyordur ki hikâyelere göre eğer bin turna katlamayı başarırsa sağlığını geri kazanabilecektir.
Ona hem hastanedeki tedavi sürecinde hem de bin turna katlama hedefinde ailesi ve arkadaşları yardımcı olur. Çünkü Sadako’nun umudu bulaşıcıdır ve herkesi iyileşeceğine ikna eder. Ama savaşın etkisi ve yakalandığı hastalık, ne yazık ki onun umudundan daha güçlüdür ve yolun sonunda Sadako’nun hikâyesi için mutlu bir son yoktur.
Bu hikâye kısa olmasına karşın savaş, yıkım ve beraberinde getirdiği acıları güzel işlemiştir. Üstelik bunu küçük bir çocuğun yaşamıyla anlattığı için, tıpkı yazarın dediği gibi, çok daha etkileyici bir hâl almıştır.
Savaş bitse dahi asla tam olarak sona ermez; ülkelerin ve insanların hayatlarına bir kere dokundu mu, izleri bir ömür geçse bile
İlk defa bir kitabın 2. Sayfasında ağladım :'( Atom bombasının yaydığı radyasyon sonucunda lösemi olan Japon bir kız çocuğu... Hastalıkları iyileştireceğine ve bir nevi barış getireceğine inanılan turnadan 1000 tane yaparsa sağlığına kavuşacağı söylenir. 644 turna yapabilir, bu kadarına dayanabilir küçük bedeni :'( Geriye kalan 356 turnayı arkadaşları tamamlayıp onunla birlikte gömerler :'( Ağlamamak, duygulanmamak elde değil :( Herkesin mutlaka okuması gereken bir kitap...
Gerçek olaylara dayanan kitaplar okumayı sever misiniz?
Baştan sona kalbimi yaralayan, dokunaklı bir hayat hikayesi ile karşınızdayım bugün. Hiroşima'ya atılan atom bombasının etkilediği yüz binlerce yaşamdan biri olan Sadako'nun hikayesini okuyoruz kitapta. Atom bombası ile yapılan saldırının nasıl büyük bir insanlık suçu olduğunu buram buram hissediyoruz satırlarda.
Kısaca konusundan bahsetmek gerekirse, Hiroşima'ya atom bombası atıldığında iki yaşında olan Sadako, mucize eseri hiçbir yara almadan hayatta kalmayı başarır. Fakat savaş ailesinin yaşamını alt üst etmiştir. Yine de evlatlarının sağ olduğuna şükredip hayatlarını yeniden inşa ederler.
Ama hayat bu aileye bir darbe daha vurmaya hazırlanmaktadır. Sadako 12 yaşına geldiğinde hastalanır. Yapılan tetkikler sonucu atom bombasının sebep olduğu yüksek radyasyon sonucu lösemi olduğunu öğrenen aile yıkılır. Fakat Sadako hayata tutunmaya ve mücadeleden vazgeçememeye niyetlidir
Gözlerim dolu dolu okuduğum pek çok satır oldu. Hacmi küçük olsa da etkisi büyük bir kitaptı Sadako. Tavsiyemdir, okuyun
İşte bu kitaptan sizler için seçtiğim birkaç alıntı :
"Ölürken insanın canı acıyor muydu? Yoksa, ölüm uykuya dalmak gibi bir şey miydi?"
"Yüzlerce beyaz güvercin kafeslerinden salındı. Kuşlar, çarpık ve hasarlı bir yapı olan Atom Bombası Kubbesi'nin çevresinde uçuştular. Sadako'ya göre bu güvercinler, ölen insanların göğe doğru yükselen ruhlarına benziyorlardı."
Umut, en karanlık yerde bile filizlenebiliyor. Sadako bunu bize en güzel şekilde gösterdi.. Küçük bir kız çocuğu düşünün , atom bombasının bıraktığı yıkımın ortasında kalarak kâğıttan turna kuşlarına tutunmak,hayata yeniden sarılmak istiyor.... Bir yandan içimizi acıtırken, bir yandan da sıcak bir ışık, güzel bir umut oluyor insanlığa...
Çünkü her turna kuşunda biraz daha büyüyen umudu; savaşın, hastalığın ve acının karşısında bile vazgeçmeyen bir direniş gibi dimdik ayakta durmayı öğretiyor bize..
Okurken bu kitap bana, umudun bazen kocaman sözlerde değil; sabırla katlanan küçük kâğıt parçalarında saklı olduğunu hissettirdi.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Hiroşima'ya atılan atom bombasının on yıl sonra etkilerinin görülmesiyle Lösemiye yakalanan Sadako'nun son anına kadar umudunu kaybetmemesi.. Dili yalın ve sürükleyiciydi . Son sayfasında hissettiğiniz hüzün ve hayata dair kaybetmemeniz gereken umut için okumaya değer ..
Hüzünlü gerçek bir öykü. Yorum bile yapamıyorum. Şu an hasta olan tüm çocuklara, Sadako'nun iyileşmek için bin turna kuşu katlama azmi ilham olsun diyebiliyorum sadece...
Eleanor Coerr, Kanada doğumlu Amerikan çocuk kitapları yazarıdır.
Kamsack, Saskatchewan, Kanada'da doğdu ve Saskatoon'da büyüdü. Bir çocuk olarak, düşünmeyi ve yeni hikayeler okumayı severdi. Lisede Japon göçmenlerin çocuğu olarak dünyaya gelen en iyi arkadaşı sayesinde kaligrafiye, Japon yemeklerine ve origamiye ilgi duydu.
Saskatchewan Üniversitesi'ne girdi, daha sonra Kadel Airbrush Okulu'na geçiş yaptı. Amerikan Üniversitesi'nden İngilizce lisans derecesi ve Maryland Üniversitesi'nden kütüphane bilimi alanında yüksek lisans derecesi aldı. Mezuniyetten sonra, gazete muhabiri ve çocuk köşesi editörü olarak çalıştı. Monterey Peninsula College'da çocuk edebiyatı ve California'daki Chapman College'da yaratıcı yazarlık dersleri verdi.
1965 yılında ABD'nin Uruguay Büyükelçisi Wymberly DeRenne Coerr (1913–1996) ile evlendi. Eşi 1996'da Parkinson hastalığından öldü. Evliliği boyunca Japonya, Tayvan, Tayland, Filipinler ve Brezilya'daki yabancı görevler de dahil olmak üzere birçok ülkeye seyahat etti.
İlk kitabını 1945'te hem yazdı hem de resimledi. Belki de en çok 1977'de yayınlanan Sadako and the Thousand Paper Cranes adlı kitabıyla tanınır. İki yaşındayken Hiroşima'ya atılan atom bombasından kaynaklanan komplikasyonlar nedeniyle lösemi teşhisi konan Sadako Sasaki'nin hikayesini anlatır.
Coerr 22 Kasım 2010'da 88 yaşında öldü.