Japonya, hakkında herhangi bir bilgiyi açıp okumadığınız, hiç araştırma yapmadığınız bir ülke olabilir. Fakat yine de o ülkenin adı anıldığında kulaktan dolma bilgilerle söyleyecek bir şeyleriniz mutlaka vardır. Bakalım akla ilk neler geliyormuş;
En başta tam bir reklam panosu haline dönmüş başkent Tokyo. Birçok ülkenin başkentini bilmiyor olabilirsiniz ama Tokyo'yu biliyorsunuz. Animeler, mangalar, cosplay festivalleri, kurallar ve o kuralların sarsılmazlığı, hızlı tren, elektronik aletler, bilgisayar oyunları, deprem, tsunami, atom bombası, savaş, suşi, alfabe (üç farklı alfabeleri var; hiragana,katakana,kanji) mitoloji, origami sanatı, pirinç ve onunla yapılan çeşit çeşit yemekler, tatlılar ve içkiler, japon balıkları(sadece bizim ülkemizde bu isim veriliyormuş); ondan ziyade her Japon bahçesinin minik havuzunda bulunan sazan(koi) balıkları, enteresan çatı şekilleriyle dış mimarileri, sadelikten ödün vermeyen iç mimarileri, minimalist yaşam tarzları, sürgülü kapılar, Japon tarzı bahçeler, bambu, manastırlar ve dini ritüeller (Budizm,Zen,keşişler,meditasyon,karma), kimono, Japon satrancı olarak bilinen Go, şemsiye, çekik göz, çatılardan uçan ninjalar, Yakuza olarak anılan suç çeteleri, dövüş sporları, katanalar ve tabi ki Samuraylar.
Büyük bir kısmını hiç araştırmasanız da biliyorsunuz değil mi? Dünya bir sahneyse bu sahnenin en önemli başrollerinden biri Japonlar. Baktığınızda; yemek, giyim, mimari, teknoloji, savaş ve dövüş sanatları bakımından dünyanın neredeyse tamamında yer edinmiş, isimlerini duyurmuş durumdalar. Belki biraz daha batıda olsalardı çok daha fazla kültürü etkisi altına alabilirlerdi.
Şimdi biz gelelim Samuraylar isimli bu kitaba;
Samuraylar savaşçı ruhları, şerefli yaşam biçimleri ve köklü tarihleriyle bilinirler. Gözünüzün önüne ölürken bile