Satılamayanlar... İlk bakışta sıradan bir kelime gibi gelse de, bu kitap sayfalarını çevirdikçe aslında ne kadar derin, ne kadar dokunaklı, ne kadar sarsıcı bir hikâyenin peşine düştüğünüzü fark ediyorsunuz. Mehmet Fatih Işıldak, kalemiyle ruhun en karanlık köşelerine dokunuyor, gözden kaçan, unutulmuş ya da göz ardı edilmiş ne varsa gün yüzüne çıkarıyor. Bu kitap, sadece bir hikâye anlatmıyor; aslında bir gerçeği, belki de toplumun sakladığı, üstünü örttüğü o en çıplak hakikati gözler önüne seriyor.
Her bir satırda, her bir cümlede sizi yutacak kadar büyük bir samimiyet var. Karakterler, adeta sayfalardan taşarak hayatınıza karışıyor. Kimi zaman onların umutlarına ortak oluyorsunuz, kimi zaman en derin acılarına. Bir insanın ruhunun ne kadar satılabilir olduğunu düşündüğünüzde, Işıldak'ın kelimeleri size satılamayanların hikâyesini fısıldıyor. Onlar; hayallerini, umutlarını, ideallerini kaybetmeyen, kaybolmayı reddeden insanlar. Yaşamın acımasızlığı karşısında eğilmeyen, direnen, dik duran ruhlar.
Yazarın dili öylesine keskin ki, bazen bir cümlede kayboluyor, bazen de tüm gerçekliğiyle yüzleşiyorsunuz. Öylesine güçlü, öylesine sarsıcı ki, okudukça ruhunuzun derinliklerinde bir yerlere dokunuyor. Bir cümlede gözleriniz dolar, bir diğerinde içsel bir isyanın ortasında bulursunuz kendinizi. Mehmet Fatih Işıldak, kelimeleri adeta birer kılıç gibi kullanıyor; incelikle, ustalıkla ve derin bir anlamla. Kitap boyunca gördüğünüz her bir detay, hayatın kendisini daha derinden anlamanızı sağlıyor.
Kendi benliğini, kendi kimliğini satmayanların, inançlarından vazgeçmeyenlerin, hayatta her şeye rağmen dimdik duranların hikâyesi. Yazarın kalemi, o kadar cesur ki, korkuların, çaresizliğin, yalnızlığın en karanlık köşelerine dahi ışık tutmaktan çekinmiyor. Bu, bir insanın kalbine