Coney Island Luna Park’ında bir fili ölüme mahkûm ediyorlar. Yirmi üç yaşında, Topsy adındaki bu dişi fil bütün hayatı boyunca sürekli sirklerde çalıştı ve ona yaptırmak istedikleri tek ayak üstünde durma talimlerine artık dayanamıyor. Bu ayaklar bir zamanlar onun başarısını sağlamış olsalar da, şimdi artık eklem ağrıları yüzünden çok acı veriyorlar, bu da onun davranışlarına iyi gelmiyor, öyle ki öfkeye kapıldığı bir an, işin tadını kaçıran terbiyecilerinden üçünü bir güzel eziyor. Hüküm: idamına arz rica. Bu iş için önce onu ipe çekmeyi düşündük -on üç yıl sonra türdeşi ve meslektaşı Big Mary’yi ipe çekeceğiz, başarıyla hem de- sonra al ye şu siyanür soslu havuç yemeğini dedik, ama kurnaz Topsy dokunmadı bile. Ne yapacağımızı bilemiyoruz, sıkıştık kaldık, işte o anda Edison çıkıp kendi yöntemini öneriyor.
İyi denk geldi, tamam da, bu kez iş büyük, her şey ona göre büyük olmalı, ona göre tanıtım yapmalı. Ve dahi, Thomas Edison bin bir şeyle birlikte sinemayla da hep ilgilendi -sadece iş gereği, zaten bu yeni sanatla ilgili bir yığın sözleşme davası yürütüyor. Hatta dünyada ilk western ve gangster filminin, The Great Train Robbery nin yapımcılığını üstleniyor şu sıralar, son sahnesinde bir kanun kaçağı seyircilere doğru bir el ateş ediyor, seyircilerin korkudan ödü patlıyor. Ama işte, hazır film işine girmişken, biraz da belgesel filme el atsa şöyle.
File bin beş yüz kişi önünde elektrik verilirken çekilecek film bütün ülkede gösterilecek. Orada mest olmuş bir kalabalığın önünde, dünyadan haberi olmayan kalın derili hayvan kameranın önünde, serçe gibi pür neşe, herkes ona bakıyor, ama ve fakat ayakları ve hortumu kablolarla bir jeneratöre bağlanmış durumda. Ama Topsy hiçbir şeyden kuşkulanmıyor, böyle cenderelere alışık, çünkü Hinteli’nin Orissa ormanlarından birinde