Yazar, İzlanda ve çevresinde geçen, Dedektif Ari Thor'un yer aldığı çok satan Karanlık İzlanda serisinin yaratıcısı. Türkçeye çevrilen ve okurlarından tam not alan en meşhur kitabıysa Kar Körlüğü. Kar Körlüğü’nü bilmeyen polisiyeci bir zahmet kendi çöpe atabilir, benim için sorun olmaz.
Çetin bir kış günü, İzlanda’nın doğusundaki ücra bir çiftliğin kapısı çalınır. Normal şartlarda, kar fırtınasında bu bölgeye gelmek imkânsızdır. Ev sahipleri Einar ve Erla çifti, kapıdaki yabancıyı içeri alırlar. Bunun büyük bir hata olduğunu çok geçmeden anlayacaklardır. Dedektif Hulda ise bu sıralarda bir kayıp vakasının soruşturmasını yürütmekle görevlidir; diğer yandan özel hayatında hızla büyüyen bir kriz karşısında kendini çaresiz hissetmektedir.
İlk kitapta Hulda için öyle bir final yazılmıştı ki, ikinci kitabı dört gözle beklemiştim. Ama maalesef aklımdaki soru işaretlerine cevap bulamadığım gibi kendimi Hulda’nın 40’lı 50’li yaşlarını okurken bulmuştum. Biz polisiye serilerde dedektiflerin gelişimini okumaya alışkınız ama bu seri ‘Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi’ misali sondan başa sarıyor. Her kitap biraz daha geriye giderek daha da ilginçleşiyor. Öyle bir karakter düşünün ki, ilk kitapta karakterin sonunu, son kitapta gençliğini okuyorsunuz.
Bir seriyi daha tamamlamanın mutluluğu içindeyim. Tek mekan, az karakter içeren klostrofobik gerilimleri severim. Bu hikaye salt gizemin haricinde Hulda’nın yaşadığı trajediyle paralel ilerliyor. Dolayısıyla geçişleri net ve keskin. Bazı durumlar öngörülebilirdi, bazıları şaşırttı. Erla ve Einar’ın davranışlarına zaman zaman anlam veremedim, bazı konular da fazlaca tekrara düştü, yine de sayfaları merakla çevirerek kitabı birkaç saat içinde bitirdim. Genele bakacak olursak; ilk kitap ‘Karanlık’ serinin en sevdiğim kitabı