Üniversite hayatı hemen her şeyiyle kıymetlidir ama bu yollardan geçenlerin tasdik edeceği üzere mezûniyet ile birlikte gelen boşluk hissi çok ağırdır. Bir yetişkin olarak hayata atılmak, dış dünyânın nizamından kendine yer koparabilmek, iş güç peşinde koşup kendi yağında kavrulabilmek, ana babadan bağımsızlığını koparmak... Say say bitmeyecek bir liste bekler eski öğrenciyi. Bu listeyi ucundan kıyısından gerçekleştirecek motivasyon ne kadar kuvvetli olursa olsun kaçınılmaz bir bocalayış ile karşılaşır. Ama ne bocalama! Rayından çıkmış bir tren vehâmetinde olmasa da özgürlüğe kaçan kedi gibidir. Döner bir gün dönmesine ancak aç açıkta kalmıştır, osuyla busuyla mücâdele etmiş, hastalıkla boğuşmuştur.
İşte, Solanin kahramanları aracılığıyla bu tablonun tahkiyesini ihtiva eden bir kurmaca. Hiçbir yaygara koparmadan olabildiğince gerçek. Hatta gerçeklik bâzı bâzı okuru mâzîsine sürükleyecek denli bu hayattandır. O yüzden benzer süreci sancılı ve travmatik bir şekilde yaşamışların ağzının tadını bozabilir.
İkisi de birbirinden hassas ve çekingen olan Meiko ve Taneda okulu bitireli iki yıl olmuştur. Yâni hepi topu yirmi dört yaşlarında iki gencecik fidanlar. Fakat bâzı panellere gül dalına konmuş bülbül gibi iliştirilen "aman yaşlandık, pek de yaş aldık" sözleri benim penceremden fazla mübâlağalı gelmedi değil. Yine de bunun Japon kültürünün üniversite mezunlarına karşı takındığı beklentiyle de irtibatlandırmak mümkün görünüyor. Kitap boyunca yurt dışındakileri kıskandırmak gâyesini güder gibi verilen "Japonya da pek sâkin, terör olayı yok, işgal yok, istilâ yok, bizim güzel düzenimiz" minvalindeki cümlelerin uçuştuğu sayfalardan bu iki mutlu ülke yurttaşının altı senedir birlikte olduğunu öğreniyoruz. Meiko mezun olur olmaz bir ofiste çalışmaya başlar. Üniversite seneleri