SON ADA
Okurken sinirlenerek, üzülerek okumuştum. Çünkü insanlar sevdiklerine kulaklarını kapatır, bu da beni üzer...
Kulaklarını yazara kapatan ada halkı içimi burkmuştu.
Adaya gelen başkan, beni çileden çıkardı.
İnsanlar bin yıl bir işi yapar ama bin yıl o işi yanlış yapabilir. Her yaptığın doğru mu sanıyorsun ? Bir canlıyı katletmek sence de doğru mu ?
Hep şuna inanırım " Birisine haksızlık yapılırsa, ve sen bu haksızlık karşısında susarsan, aynen o haksızlık senin de başına gelir. Öyle yada böyle sende o duruma düşersin. Ve işte o zaman, Tam da o zaman kimse arkan da olmaz, en sevdiklerin, en güvendiklerin dahi... "
Dilsiz çocuğa tokat atıldığı zaman, o çocuğun hakkını savunacaktın...
Martılara katliam açıldığı zaman, avazın çıktı kadar bağıracaktın....
Sahilde Martılar tarafından öldürülen adamı martılar değil sizler öldürdünüz, susarak öldürdünüz, sessiz kalarak öldürdünüz...
Yılan soktu diye ölen kadını yılan değil sizler öldürdünüz, susarak öldürdünüz, sessiz kalarak öldürdünüz...
Kitaptan hiç unutamadım bir cümleyi seninle paylaşmak istiyorum " kötülük, iyiliktan daha çabuk yayılıyor... " Ne kadar da doğru bir cümle değil mi ?
Ve insnalar bunun için kefaretini öderler ; ada halkı gibi...
Bir adam tarafından kandırılmaya izin vermiş, onun üzerine körü körüne takılmış olmalarının kefareti...
Başkaldıran insan tanımını unutma, bencillik, öngörüsüzlük, vurdumduymazlık, diktatöre boyun eğme, küçük hırslarına kapılma günahlarının kefareti....
Acıların en büyüğü bilirmisin nedir ?
Sevdiğinden ayrı kalmak, ondan bir haber alamamak, Kokunu, sesini, tenini özlemek....
Ve en acısı da bir daha hiç kavuşamama düşüncesi.
İşte susmanın kefaretini, kefaretin en büyüğüyle yaşadılar...
Sevdiklerinden, evlerinden, topraklarından ayrıldılar.
Gündelik yaşamımız için de