SONGÜL - II -
“Sen; odamın camına konan kuş gibisin. Her an benimle, yanı başımda, ama alabildiğince hür, olabildiğince uzak. Herkesten çok bana aitsin, ama herkesten çok bana uzak…”
Süslü, Erotik, Yaralı, Yazar (Songül İpek), doktor Sinan, Hülya abla, Fatma abla, doktor Hakan, Nisa, Emine Yılmaz, Sedat, Kenan & Sevim İpek, Pervin, Nuran ve Volkan karakterleri ile okuma süresince birlikteydik.
Songül kitabının ikincisini merakla bekliyorduk. Spoiler vermeden nasıl yorum yapacağımı bilemiyorum. Songül’ün bu eserde anlattıklarını okudukça kimi anlarında kahkaha attım. Bu eseri daha bir keyifle okudum. İlk kitap sonrası aklımızda kalan soruların cevabını merak ederek sayfaları daha dikkatli okumaya devam ettim. Askıda kalan olaylar bu eserde birer birer çözümlendi. Emine’nin babasının yalanlarının ortaya çıkması ve her şeyi öğrendiğinde kızın pişmanlık yaşayarak telafi etmeye çalışması güzeldi. Babası da hak ettiğini buldu. Yalan söyleyerek bir anne kızı birbirinden soğutarak eline ne geçti… Ara ara yazarımız ile de karakterlerin ve kitabın dedikodusunu yaparak düşüncelerimi de aktardım. Songül kitabını tesadüf eseri alıp okuyan Emine kitaptaki yaşananlardan kendi hayatından benzetme olduğunu düşünerek yazara ulaşması, eserin içinde Emine ve yazarımızın buluşması ilginçti. İlk defa böyle bir konu okudum. Aralarında geçen konuşmalarda kitabın karakter isimleri konusu sonucu sohbetin Münevver Karabulut ve diğer cinayetlere kurban giden kadınlara gelmesi, yazarın açıkladıkları çok doğruydu. Çok çabuk unutuyoruz… Ben özellikle Münevver Karabulut’u hiç unutmadım. Onun ölümünden sonra her zaman dedim ki; Allah ölümünde hayırlısını versin. Onun neler yaşayarak öldüğünü zihnimde canlandırdıkça kötü oldum… Özellikle kadın cinayetleri haberlerini okuduğumda hep aklıma