“Machiavelli, Il Principe’nin (Prens) önerdiği gibi bir monarşist miydi yoksa Discorsi’nin (Söylevler) önerdiği gibi bir cumhuriyetçi miydi?” Soru genellikle böyle sorulur, der Althusser. Ancak soruyu bu şekilde sorarsanız, hükümetlerin önceden sınıflandırılmasının aşikar olduğunu varsayarsınız. Aristoteles’ten beri klasik olan bir rejim tipolojisinin, normal anormal seyri ile farklı rejim biçimlerinin bariz olduğunu varsayarsınız. Lakin Machiavelli bu tipolojiyi kabul etmez. Machiavelli farklıydı. Hatta Machiavelli’nin düşüncesi, Galileo’nunkinden bile tamamen farklıydı. Düşüncesinin devamı gelmemiştir, bulunduğu zamanda ve ortaya çıktığı bireyde izole kalmıştır.
Althusser, Machiavelli üzerine düşünürken bir sorunla karşılaşır: ‘Fait à accomplir’i (durum yaratmayı) ‘ex nihilo’ (yoktan başlamak) şeklinde düşünmek ne anlama gelir? Althusser’in okumasında Machiavelli bu soruna iki türlü çözüm sunar. İlki “sahte” bir çözümdür: İtalya’yı birleştirme görevini yerine getirebilecek prens olarak Lorenzo de’ Medici’ye yapılan çağrıdır. Fakat Althusser’e göre “gerçek” çözüm Machiavelli’nin “yeni egemenlik altında yeni bir hükümdar” meselesindeki ısrarında yatmaktadır. Machiavelli’nin Il Principe’sinde durum biçimsel olarak budur: Bir merkez etrafında düzenlenen bir söylem vardır ama çok kritik bir fark olarak merkez boştur. Althusser, Machiavelli’nin neredeyse trajik tarih anlayışını, tarih yapma imkanının yalnızca kısmen belirli bir grup insanın elinde olduğu, mümkün olmayanın trajik bir tür devrimci gerçekliği şeklinde belirtir.
Zira Machiavelli şu ya da bu tür bir rejimi belirlemekle ilgilenmez. Tamamen farklı bir şey ister. De Sanctis ve sonra Gramsci’nin anladığı gibi, Machiavelli döneminde mutlak monarşiler olan Fransa veya İspanya gibi monarşi teorileriyle ilgilenmez.