Okuduğum ilk Karen McManus kitabıydı ve beklentimin bir tık üstünde diyebilirim. Tabi bu yargıya kitabın son 100 sayfasında falan vardım. Başlarda doğrusu beni pek açmadı ve kitap hemen bitsin istedim. Kitap gerilim kategorisinde gördüm ama ben pek o gerilimi almadım. Ayrıca kitabın kapağında karakterlerin resimleri var, hiçte aklımdan geçirdiğim gibi kişiler değiller…
Milly, Aubrey, ve Jonah birbirlerini sadece bir iki kez görmüş ve birbirlerini hiç tanımayan üç kuzen. Bütün kitap bu üç kuzenin bakış açısından anlatılsa da başkarakterimizin kim olduğunu çok iyi anlıyoruz. Büyükanneleri bu üç karakterimizi yaz için oteline çalışmaya, tatil yapmaya aynı zamanda onları tanımak için bir fırsat olacağını düşündüğü bir mektup yollar. Buraya kadar her şey normal tamam ama bir gariplik var. Büyükanneleri yıllar önce bütün çocuklarını hayatından çıkarmış ve bir daha iletişim kurmamış. Şimdi ise birden torunlarına böyle bir mektup göndermesi abes kaçıyor. Tabi birde yıllar önce bütün çocuklarına gelen “Ne yaptığınızı biliyorsunuz...” mektubu var. Bu mektubun gizemini çözmek kitabın en heyecanlı kısmıydı.
Önce büyükanneleri hakkında konuşmak istiyorum. Daha kitabın ilk başında kendisinden o kadar hoşlanmadım ki… Sanki kendisi kraliyet ailesindenmiş hareketler sergiliyor, çoğu kişiyi, bence, sadece bakışları ve sözleri ile aşağılıyordu. Ayrıca kendisi hakkında kitabın ilk 200 sayfasında falan çok fazla bir şey okumadım, bu da merakımı iyice arttırdı.
Şimdi gelelim kuzenlere. Hepsi de birbirinden çok farklılar. Milly’in annesi Allison kitapta geçmişisini okuduğumuz tek kişi, geçmişte neler olduğuna dair küçük ipuçları bırakmış yazar bize. Milly her ne kadar dışadönük, konuşkan ve cesaretli biriyse Aubrey onun tam tersi. Yine de benim en sevdiğim karakter Aubrey oldu nedense.