Selamlarrr Karanlığın Efendileri Serisine Tam gaz devam.Bu sefer ki hikâyemizin merkezinde Yenilginin iblisini taşıyan Strider ve Harpy Kaia var. Kaia'yı Sabin'in hikayesinden biliyoruz eşi Gwen'in kardeşi olur kendisi.
Strider iblisi yüzünden hiçbir meydan okumayı kaybedemez, kaybederse inanılmaz acı çeker. Bu yüzden her zaman kazanmak zorunda kalır, her şeyi bir yarışa çevirir ve yenilgiye tahammülü yoktur. Hayatının amacı zaferdir, başka bir şey değil. İç sesi Kazan Kazan Kazan .
Ta ki karşısına Kaia çıkana kadar tabi ki ... Kaia, büyüleyici, ateşli ve inanılmaz güçlü bir Harpy (mitolojideki yırtıcı, kanatlı kadın savaşçılardan). Kendi halkı arasında Hayal Kırıklığı Kaia olarak bilinir, geçmişte yaptığı bir hata yüzünden dışlanmış ve hor görülür. Şimdi ise Harpy Oyunları'nda altın madalyayı kazanmak zorunda, yoksa ölümü kesinleşecek. Bu oyunlar, Harpy klanlarının düzenlediği ölümcül, vahşi ve geleneksel bir turnuva.
Strider, Kaia'yı başından beri bir sorun olarak görür. Çünkü Kaia onu sürekli meydan okumaya iter, sinirini bozar ve yenilgi riskini artırır. Kaia ise Strider'ı çoktan eşi olarak seçmiştir (Harpy'lerin bağlanma şekli bu yönde). İkisi arasında inanılmaz bir çekim-çekişme başlar. Alaycı diyaloglar, kıskançlık patlamaları, fiziksel yakınlaşmalar ve tabii ki bol bol tehlike.
Öncelikle kitap hakkında şunu söyleyeyim. Strider'ı En Karanlık Sır'da (Amun'un kitabı) hiç sevmemiştim. Haidee'ye takıntılı hali, Amun'la Haidee'nin arasına girip durması, sürekli o benim olmalı diye diretmesi inanılmaz sinir bozucuydu. Kaia'ya da başta bayılmamıştım açıkçası. Paris'le yatmış olması biraz da sorunlu bir tip olarak da görünce önyargım oluşmuştu zaten.
Ama The Darkest Surrender'ı okuyunca her şey tersine döndü. Strider burada bambaşka biri oldu. Haidee meselesini