"The Prison Healer", yabancı "bookstagram" hesaplarında son zamanlarda sık sık gördüğüm bir kitaptı. Seri mi, seriyse devamı var mı bilmeden başlayıverdim ve sonradan öğrendim ki ikincisi eylül sonu gibi çıkacakmış. Şimdi ben bir ay heyecan için nasıl bekleyeceğim bilmiyorum. "The Prison Healer" ben bu incelemeyi yazarken Türkiye'de çoğu kişinin haberdar olmadığı çünkü çevrilmeyen ve yurt dışında bile çıkalı çok olmadığından yeni yeni tanınan ama çoğu okuyucusu tarafından da sevilen bir kitap. Birkaç yıl içerisinde, belki serinin üç kitabı da çıktığında Türkiye'de de Yabancı, Epsilon, Dex gibi yayınevlerinde görebiliriz. Kapağında Sarah J. Maas'ın yorum yapması öncelikle ilgimi çeken nokta olmuşken başlamadan önce aynı zamanda da beklentilerimi hiç artırmamıştım.
Çok değil ama birkaç tane orijinalinden fantastik kitap okumuş biri olarak aralarında en sevdiğim bu oldu. Dili "The Shadows Between Us" veya "The Cruel Prince" kadar basit olmasa da -onlar şimdiki zamanla yazıldığından ve daha çok diyalog içerdiğinden daha basitti- yine de insanı çok zorlamıyor. Yani aşırı iyi İngilizcesi olmayanlar bile okuyabilir.
Bunun dışında kitaba 9 mu 8 mi versem çok kararsız kaldım o yüzden siz 8,5 sayabilirsiniz.
Tamam, artık asıl kısma geçebilirim. Örneğin önemli olduğu belli olan cümleler var ve bunu biliyorum ama ilk 200 sayfa içerisinde o kadar fazla tekrar edilmişler ki 350 sayfalık kitabın 10 sayfasını doldurur. Ve bu beni biraz rahatsız etti bir kısımdan sonra. Çünkü sayfa sayısı az bir kitapta bu kadar tekrara gerek olduğunu düşünmüyorum.
Konusuna gelecek olursam Kiva adında "hapishane şifacısı" olan ana karakter bir kızımız var. Kendisi olayların geçtiği zamandan yaklaşık 10 yıl önce bu diyarın en büyük ve bilinen, acımasız hapishanesi Zalindov'a babasıyla birlikte
Bu aralar sesli kitaplara alıştığım için buna da sesli kitap olarak başladım. Bir kısmını okudum, çoğunu dinledim. Orijinal dilinde okudum, gayet akıcı bir dille yazılmış, o yüzden rahat bir dinleme/okuma oldu benim için. Okuduğum ilk İngilizce kitap değil ama ilk kez İngilizce kitap dinledim. Baya keyifliydi benim için.
Bir şeyleri tahmin edebilmiştim ama en sonu gerçekten büyük bir şok oldu bana da. Devamını da okuyacağım.
İlk 100 sayfa harikaydı. Sonra olaylar o kadar saçma ve mantıksız ilerledi ki, çok soğudum. Kiva'nın, Tilda için yarışmalara katılması saçmalıktı mesela. Bütün kitap boyunca bunun mantıksızlığını düşündüm. Ayrıca Kiva'nın ittire kaktıra geçmesi çok saçmaydı. Ve imtihanların sırası çok saçmaydı? Allah aşkına Krematoryum etabını ikiye koyup, labirentte kaybolmayı sona koyan salak kim? Yani canlı canlı yanmak mı daha zor yoksa labirentten çıkmak mı??? Bu konu hala havada kaldı çünkü yazar olayların işleyiş sırasına göre koymuş etapları. Diğer türlü yapsa Jaren'i erken öğrenmek zorunda kalırdık. Bu da işine gelmezdi.
Neyse sonuç olarak kitabın sonlarına doğru hemen hemen her şey mantığa oturdu - az önce yazdığım olay hariç- Jaren'in olayını ters köşe gibi sunduğunda şaşırmıştım ama zaten beklenen bir olaydı. Naari ve Jaren başından beri çok şüpheli davranıyorlardı. Ama asıl ters köşeyi vurmak için yazar bu olayı öne atmış ve bu çok hoşuma gitti.
Tilda için yarışmalara katılması, ona annesinin ve babasının tanışma hikayesini anlatarak yatıştırmaya çalışması anlam kazandı ve baya iyiydi. Tipp ve Jaren gerçekten çok başarılı karakterlerdi. İkisinin repliklerinde de yastıkları ısırdım tatlılıktan. Kiva'yı son ana kadar sevmedim ama son anda o da ilgimi çekmeye başladı. İkinci kitabı acayip merak ediyorum. Son 100 sayfaya kadar elimde sürünse de, sonu beklentimi fazlasıyla karşıladı ve sevdiğim bir kitap oldu. Cidden ters köşesi çok güzeldi.
Hapishane Şifacısı, Lynette Noni’nin kaleme aldığı ve sürükleyiciliğiyle okuru ilk sayfadan içine çeken bir hikâye olmasa da sonunda okuru belli konularda tatmin edip, hikâyenin gelecekte ki kısmı için heyecan kapısını aralıyor. Zalindov Hapishanesi’nin karanlık duvarları arasında yaşam mücadelesi veren genç bir kızın, Kiva Meridan’ın, sırlarla dolu macerasına tanıklık ediyoruz.
Zalindov, yalnızca bir hapishane değil; adaletin, vicdanın ve insanlığın sınandığı bir cehennem. Bu kasvetli ortamda bir şifacı olan Kiva, hastaların hayatını kurtarmak için çabalarken bir yandan kendi hayatta kalma mücadelesini veriyor. Ancak Kiva’nın düzeni, kraliyet ailesinden bir mahkûm olan Kraliçe’nin hapishaneye getirilmesiyle altüst oluyor. Kraliçe’nin hayatını kurtarma sorumluluğu Kiva’nın omuzlarına yükleniyor ve işler kısa sürede daha da karmaşık bir hal alıyor.
Kitabın merkezinde yalnızca hayatta kalma mücadelesi değil, insan ruhunun dayanıklılığı ve fedakârlığın gücü yatıyor. Kiva, zalimce düzenlenen ölümcül sınavlardan geçmek zorunda kalırken okuyucu hem onun içsel çatışmalarını hem de hapishanenin dinamiklerini derinlemesine hissediyor.
Lynette Noni, hem karakter yaratımı hem de atmosfer kurgusuyla oldukça başarılı bir iş çıkarmış. Kiva’nın yalnızca bir kahraman değil, aynı zamanda insan zaaflarıyla dolu, gerçek bir karakter olduğunu hissetmek çok kolay. Ayrıca hikâyedeki sürprizlerle dolu dönemeçler, okuyucuyu sürekli tahmin yürütmeye itiyor.
Hem tavsiye edildi, hem çok görmüştüm hem de merak ediyordum. Evet sevgili okurlar bugün Hapishane Şifacısı'yla geldim. (Spoiler yok)
Kitapta beğenmediğim noktalara değineceğim ilk olarak. Birincisi, sıkıldım. Özellikle ortalarda o kadar durağan geldi ki. 0 olay ve imtihanlara kadar olan süre hiç geçmiyordu. Sürekli aynı şeylere değiniliyordu, Tilda hasta, gardiyanlar kötü, Naari ile çizgi bulanıklaştı, virüs, Jaren daha yakın. Ortalarda sıkılma sebebim. Sonlara doğru yaklaşık 310'dan sonrası çok şükür akıcıydı, okurken zevk alarak okudum. Diğer nokta ise tahmin edilebilir olması. Neredeyse hepsini tahmin ettim. Benimle mi alakalı bilmiyorum ama her kitapta aynı şeyi görmekten bıktım artık. İsyancılar, prensler, prensesler.. Hoşuma gitmiyor değil ama gerilim dışında artık ters köşeli kitap okuyamıyoruz. Biraz can sıkıcı bir durum ama öznel de.
Karakterleri sevdim Naari ve Tipp yan karakterlerden favorilerim♡ Jaren'da klasik dalgacı şefkatli erkek karakter tipi var. Bu konuda da özgün olmadığını söyleyebilirim. Kiva genel olarak iyiydi. Allah'tan aptal hareketleri yok ( son zamanlarda çok çekiyorum o karakterlerden beni bilen bilir) Anlayamadığım birkaç nokta var, diğer kitaplarda belirtilmesini umuyorum.
Tavsiye edebileceğim bir kitap, ben sevdim ne kadar beğenmediğim noktalar olsa da. İncelememi okuduysanız teşekkürler, kitaplı günler dilerim☆
Kiva Meridan, 17 yıl önce Zalindov’a hapsediliyor ve o zamandan beri hayatta kalma mücadelesi veriyor.
Babasından aldığı meslekle hapishanenin şifacısı olarak çalışan Kiva, yaşama umudunu ailesinin bir gün gelip onu kurtaracağını düşünerek ayakta tutuyor.
Fakat bir gün asi kraliçenin yakalanıp hapishaneye getirilmesinden dolayı Kiva kendini sonu belli olmayan bir maceranın içinde buluyor.
Çünkü kraliçenin hapishaneye getirilmesinden haberi olan ailesi ona bir haber yolluyor.
“Ölmesine izin verme. Biz geliyoruz.”
Öncelikle doğruyu söylemek gerekirse kitap benim için çok basit ilerledi. Yani fantastik yönünü göremedim pek. Daha sonrasında abartıldığı kadar olmadığını düşündüm. Evet Kiva karakterine çok bayıldım yan karakterlerden de çok sevdiklerim oldu fakat o istediğim heyecanı alamadım. Ta ki kitabın bitmesine 100 sayfa kalana kadar
Zaten serinin ilk kitabı olmasından dolayı bir durgunluk vardı fakat resmen yazar son sayfalarda kitabı baştan yazdı ve inanın bir tanesi hariç hiçbirini tahmin etmiyordum bu benim için kitabın puanını yükseltmeye kitaba olan bakış açımı tamamen değiştirdi doğru bildikleriniz yanlış ya da “oha ne alaka” diyeceğiniz kadar olayların birbirine bağlanması ve sonuçlanması… Beni hem heyecanlandırdı hem şok etti.
İkinci kitabı da aldım en kısa zamanda onu da okuyacağım. Nedense kalbimizin çok kırılacağını ve çok ikilemde kalacağımızı düşünüyorum. Okumak isteyenlere önerilir fakat dediğim gibi kitabın bütün güzelliği son sayfalarında
Ayrıca Kiva çok cesaretli çok güçlü bir kadın karakter
Ayrıca Tipp aşırı tatlı yerim
Elimdeki bitmiş fantastik seri azlığından ötürü bu seriyi okumaya uzun zamandır kıyamıyordum. Ama gel zaman, git zaman, sonunda zamanının geldiği zamandayım sanırsam, galiba.:)
Noni nin kalemini #medoragünlükleri serisinde çok sevmiştim. Dolayısıyla bu seriye karşı beklentim çok üst seviyelerde idi. Seri çok iyi ve heyecanlı bir girişle başladı ama sonra bayağı durağan bir sürece girdi. Hatta bir ara lütfen bu seri kötü çıkmasın diye içsel dualara tutunurken buldum kendimi.:) Ama son dönemeçteki o paragraflarda Lynette cim sağolsun baştaki es geçirilen sürelere inat tüm şok bombalarını ardı ardına patlattı. Kitabın sakin akışına o kadar alışmışım ki birden vayyyy be ne oluyoruz, nasıl yani zihniyetine ulaşmam ve olayları anlayıp, uyum sağlayabilmem biraz zaman aldı tabi.
Kitabın genel gidişatı hafif hatta yer yer sıkıcı geçsede bağlandığı yerden çok memnun kaldım hatta baya şaşırdım bile denebilir. Umarım sonda yakalanan tempo ve heyecan serinin devamında bu hızla ve keyifle akar gider. Okuyup göreyim o zaman, hadi bana rastgele.....
İlk 150 sayfa mükemmeldi. Yazar, kitabın başlarında hapishaneyi çok güzel anlattı, karakterleri de çok güzel okuyucuya bağladı. Ortalarında hafif sıkılsam da kendimi zorlayıp 60-70 sayfa okudum ve açıldı. Ama o kadar güzel açıldı ki kitabı elimden bırakamadım resmen.
Kitap genel olarak çok güzeldi, konusu da çok güzeldi ama sanki biraz havada kalmış bir şeyler vardı bu kitapta. Mantık hataları çok fazlaydı ve bu biraz can sıkıcıydı. Mesela imtihanların sırası? Neden en kolayını sona koyup en zorlarını başlara koyduğunu asla çözemedim. Başlarda Asi Kraliçe'yi ve Tipp'i bu şekilde koruması da mantıksız gelmişti ama en sonunda kraliçenin annesi olduğunu öğrendikten sonra mantıklı geldi fakat okurken çok saçmaydı. Ve bu ters köşeyi bir anda yemek mükemmeldi.
Karakterlere gelecek olursak, Kiva'ya maalesef çok fazla bağlanamadım. Asla bana hitap eden bir karakter değildi, sonlara doğru biraz merak etsem de favorim olmadı. Jaren'i ise çok sevdim. Gerçekten kitabın başından sonuna kadar Jaren'in olduğunu bütün sahneleri gülümseyerek okudum, çok tatlıydı. Tipp, mükemmeldi. Favori karakterim oldu diyebilirim... Naari'yi de aynı şekilde sevdim, hikayeye çok şey kattığından dolayı okumak keyifliydi. Sonuç olarak kitaptaki tek sıkıntı olay örgüsü. Onun dışında hiçbir sorun göremedim, direkt 2. kitabını sipariş vereceğim.
Başlangıcında sıkılacaksınız ama bu kadın ne yaptığını, ne yazdığını biliyor. OKUYUN LÜTFEN OKUYUN. Hemen ikinci kitaba geçiyorum… İyi okumalar herkese 🩶
Hapishane Şifacısı – Lynette Noni
Puanım: 4/5
Uzun zamandır kitaplığımda okunmayı bekleyen bir seriydi ve hep erteliyordum. Açıkçası pişmanım çünkü gerçekten beğendim. Ortalama bir fantastik kurgu olabilir ama hem konusu hem de karakterleriyle beni içine çekti.
Konusu ise kısaca şu şekilde:
Kiva Meridan, Zalindov adlı karanlık ve tehlikeli bir hapishanede şifacı olarak çalışıyor. Ancak aslında bir mahkûm; küçük yaşta buraya atılmış ve yıllardır hayatta kalmak için savaşan bir karakter. Yani bir şifacıdan çok daha fazlası olduğunu ilerleyen bölümlerde keşfediyoruz.
Bir gün "Direnişin Kraliçesi" olarak bilinen ağır yaralı bir mahkûm hapishaneye getiriliyor. Onun durumu o kadar kötü ki, geçmesi gereken ölümcül büyüsel sınavlar – yani “Çileler” – için hayatta kalması neredeyse imkânsız. İşte tam bu noktada, Kiva onun yerine bu sınavlara katılacağını söylüyor ve hikâye oradan sonra iyice hız kazanıyor.
Bu noktadan itibaren: Gizli kimlikler, Sırlar, Hayatta kalma mücadelesi, Sadakat ve direniş, Umut, büyü ve entrika dolu bir yolculuğa başlıyoruz.
Fantastik kurgularda sevdiğimiz tüm temalar burada toplanmıştı açıkçası. Kitabın dili oldukça akıcıydı. Girişi çok iyiydi, beni hemen içine çekti. Orta kısımlarda biraz duruluyor ama bu da olayları anlamamız açısından aslında fena değil. Sonlara doğru ise olaylar peş peşe geliyor, tempoyu iyice yükseltiyor ve beklenmedik gelişmeler yaşanıyor.
Karakter dinamiklerini çok sevdim. Özellikle Kiva’nın mantıklı, akıllı ve tedbirli biri olması hoşuma gitti. Romantizm ise tam dozundaydı; ne gereksizdi ne de zayıf. Arka planda gelişen ama sizi mutlu eden türdendi.
Kimler okumalı derseniz:
Yavaş yavaş açılan fantastikleri sevenler,
Güçlü kadın karakterleri sevenler,
Hafif romantizm ve gizemden hoşlananlar bu kitabı beğenir.
Avustralyalı yazar Lynette Noni, kurgu dünyasına girmeden önce üniversitede gazetecilik, akademik yazarlık ve insan davranışı okudu. The Medoran Chronicles, Whisper ikilisi ve The Prison Healer serisinin #1 en çok satan yazarıdır. Bugüne kadar üç ABIA ödülü ve bir Altın Mürekkepli Ödül kazandı ve kitapları dünya çapında 19 ülkede yayınlandı.
Üniversitede gazetecilik, akademik yazı ve insan davranışı okuduktan sonra, Lynette Noni nihayet kurgu dünyasına girdi. Şu anda tam zamanlı bir yazar ve altı kitaplık genç yetişkin fantezi dizisi The Medoran Chronicles'ın #1 en çok satan yazarı, ödüllü YA ikilisi, Whisper ve dünyaca ünlü YA fantezi üçlemesi The Prison Healer.
2019'da Lynette'in kitabı Whisper, Küçük Yayıncıların Yılın Çocuk Kitabı dalında ABIA Ödülü'nü (Avustralya Kitap Endüstrisi Ödülü) ve Altın Mürekkep Ödülü'nü (Avustralya'nın gençlerin seçtiği tek kitap ödülü) kazandı.
En yeni serisi The Prison Healer, 2022 ABIA Büyük Çocuklar (13+) için Yılın Kitabı Ödülü'nü kazandı ve 2022 Bağımsız Kitap Ödülleri için kısa listeye alındı. Aynı zamanda 2022 Audie Ödülleri'nde finalist oldu ve CBCA (Avustralya Çocuk Kitapları Konseyi) Yılın Yaşlı Okuyucular Kitabı dalında önemli bir mansiyon oldu. Hapishane Şifacısı ayrıca 2 için Better Reading Kids'in En İyi 50 listesinde #2022'de oylandı (Harry Potter'ın hemen arkasında). Son olarak, üçlemenin son kitabı The Blood Traitor, 2023 ABIA Büyük Çocuklar için Yılın Kitabı Ödülü'nü kazandı (13+).
Toplu olarak, Lynette'in kitapları 19 farklı ülkede yayınlandı ve artmaya devam ediyor.