Andrey Beliy’nin “Petersburg” romanı hakkında şöyle yazmıştım: “Bence ‘Ecinniler’ romanı 19.yy Rus edebiyatı ve Rusya’sı için neyse ‘Petersburg’ da 20.yy için o.” Makanin’in “Underground”unu nihayet okuyunca bunun da zincirin adeta son halkası olduğunu düşündüm: “Underground” da 20.yy sonu-21.yy başının “Ecinniler”i ya da “Petersburg”u. Çok iddialı farkındayım ama hakikaten çağdaş Rus edebiyatı, o köklü geleneği hakkıyla sürdürüyor bence, bu roman da en iyi örneklerinden biri. Bundan da önemlisi, “Underground” da kendi döneminin muazzam bir toplumsal ve siyasi eleştirisini sunup zamanın Rusya’sını çizerken edebiyata doyuruyor okuru, tıpkı öncülleri gibi.
Baş kahramanımız Petroviç, sahipleri bir süreliğine seyahate giden dairelere göz kulak olarak geçimini sağlayan, evsiz, ‘underground’da yaşayan yani toplum dışına itilmiş, yazan ama yazdığı hiçbir eseri basılmayan biri. Kardeşi de sürgünün ve hapishanenin modern versiyonu haline gelmiş tımarhanede yıllardır kalan, resimleri hiç satılmış bir ressam. Makanin, Petroviç ve kısmen de kardeşinin birkaç ayı ekseninde önce Sovyet sonra da post-Sovyet dönemi Rusya’sını eleştiren çok güçlü bir hiciv çıkarmış ortaya. Her iki dönemin eleştirisini sunması, aradaki farkları görmek açısından da ilginç. Döneme hakim ideolojilerin değişmesi, hakim sınıfların tepetaklak olması ama bir şeylerin yine de yerine oturmaması, aksaklıkların ve adaletsizliklerin sadece biçim değiştirerek devam etmesi, her devrin kendi kanserli hücrelerini, parazitlerini beslemesi, toplumun diğer kesimlerinde olduğu gibi sanat ve kültür hayatında da her devrin insanı olmayı başarabilenlerle karakterimiz gibi bunu yapmamayı seçenlerin arasındaki uçurum öyle güzel anlatılmış ki. Tepişen filler değişiyor ama çimenlerin kaderi hep aynı gibi bir yerde.
Kitabın