"VEFA MEVSİMİ"
"Sevgi, bir saksıya diktikten sonra onu orada unutup, sonra da kendi kendine yeşermesini bekleyeceğin bir süs bitkisi değildir. Sevgi, kalbinde kendiliğinden açan ama yaşamak, çiçeklenmek için senin bakımına, emeğine muhtaç olan bir çiçektir. Aklına her estiğinde onu terk ederek yaşatamazsın."
Hayat; bazen bir vedadır, bazen geç kalınmış bir af. Ve bazen de yalnızca "vefa" ile taşınabilir geçmişin yükü.
Bu roman, geçmişle yüzleşmenin, affetmenin, acılarla büyümenin ve en önemlisi kendine vefa göstermenin hikâyesi.
Kimi zaman bir annenin sessiz feryadıyla, kimi zaman bir evladın küskün bakışıyla, kimi zaman da terkedilmiş bir kadının haykırışıyla karşılaşıyoruz satırlarda.
Bir adam aynı kadına kaç kez yenilebilir?
Ve bir kadın, kaç terk edilişe, kaç ihanete ve kaç acıya dayanabilir?
Aşk gerçekten affetmek mi, yoksa alışkanlığa mahkûm olmak mı?
Bu soruların cevabını, adım adım okurken yüreğimizde hissedeceğimiz bir hikâye ile karşı karşıyayız. Sadece bir aşk romanı değil.
Bu, yasak aşklar, karanlık geçmişler, kirli hesaplar ve en çok da çocuk yüreklerde büyüyen derin yaraların hikâyesi…
İhsan ve Aydan’ın yasak, tutkulu ama bir o kadar da yıkıcı ilişkisi, sadece onların değil, çevrelerindeki herkesin hayatına zarar veriyor.
Özellikle bu aşkın gerçek mağdurları olan Demet ve Yakut için hayat, bir travmalar silsilesine dönüşüyor.
Her terk edilişin ardından yeniden ayağa kalkmayı başaran Demet, kendi doğurmadığı çocuklara annelik yapmayı kaderi olarak kabul ediyor. Ama anneliğin de, sevmenin de, affetmenin de sınırları var. Ailesinden kalan yaraları, pişmanlıklarını ve en çok da kendini affetme çabasını okuyoruz.
Aydan ise gözünü hırs bürümüş, yasadışı işlere bulaşmakta tereddüt etmeyen, kendi öz kızından bile vazgeçebilecek kadar gözü dönmüş bir kadın.
Bir